DHA YURT BÜLTENİ - 16

Son Güncelleme:

Bakan Soylu: O eve yapılan işareti kendi evime yapılmış olarak gördüm (3)'TERÖR VE ŞİDDET TEK YERDE YAŞANMIYOR'Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından İzmir'de düzenlenen 'Göç, Güvenlik ve Sosyal Uyum Bölgesel Üst Düzey Çalıştayları Ege Bölgesi Toplantısı'nda konuşan İçişleri Bakanı Süleyman...

Bakan Soylu: O eve yapılan işareti kendi evime yapılmış olarak gördüm (3)

'TERÖR VE ŞİDDET TEK YERDE YAŞANMIYOR'

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından İzmir'de düzenlenen 'Göç, Güvenlik ve Sosyal Uyum Bölgesel Üst Düzey Çalıştayları Ege Bölgesi Toplantısı'nda konuşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, dünyada 258 milyon göçmen olduğunu, bu rakamın 2000 yılından itibaren hızla artığını söyledi. Bakan Soylu, "Bugün ise ülkemizde bu meseleye kısaca 'Suriyeliler' diyoruz. Oysa denklemden Suriyelileri çıkarırsak veya 2011 yılındaki Suriye iç savaşı hiç çıkmamış olsaydı, hem bizim hem de dünyanın elinde yine göçle ilgili bir mesele olacağı gün gibi aşikardır. Çünkü dünyada sosyal huzursuzluk, sadece bir tane değil. Terör ve şiddet sadece tek bir yerde yaşanmıyor. Ekonomik sıkıntı, fakirlik, gelişmiş ülkelerin diğerlerini ekonomik boyunduruk altında ezmesi, sadece dünyanın tek bir yerinde yaşanmıyor. Bugün sadece Venezuela'dan başka ülkelere kaçanların sayısı 4 milyona ulaşmış durumda" dedi.

Yakalanan düzensiz göçmenler arasında Afganistanlı, Iraklı, Orta Asya ülkelerinden ve adını duymadıkları ülkelerden gelen kişilerin olduğunu anlatan Soylu, "Keza bunun haricinde eski göç tecrübelerimiz var. 1980'lerin başında Bulgaristan'dan gelen soydaşlarımızla yaşadığımız bir göç tecrübesi var. O zaman da yerleşik toplumda, basında, bazı siyasi çevrelerde farklı sesler ve tepkiler yükselmişti. Keza 1961 yılında Almanya ile aramızdaki yaşadığımız, daha doğrusu Almanya'nın yaşadığı bir göç tecrübesi var. Karşılıklı imzaladığımız bir anlaşma çerçevesinde, 1961 ve 1973 yılları arasında 'misafir ve göçmen işçi' olarak tanımlanan 599 bin vatandaşımız Almanya'ya göç etti. Almanya'nın bu meseleye dair en küçük bir politikası yoktu. Çünkü anlaşmadaki bir maddeye göre aslında 5 yıllığına gitmişlerdi. Ancak göçün kendi dinamikleri ve kendi gerçekleri vardı. Birinci kuşak Türkler de kendilerini Avrupa'ya ait hissedememişlerdi. Bu politikaları ancak ikinci ve üçüncü kuşakta uygulayabildiler. Bugün Almanya'da çifte vatandaş olanlar dahil yaklaşık 3 milyon Türk var" diye konuştu.

'VEKALET SAVAŞLARININ SEBEBİ BİZ DEĞİLİZ'

Bakan Soylu, göç konusunun sadece Türkiye'ye ait değil küresel mesele olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Bu tür toplantılarda zaman zaman küresel göç rakam konuşuyoruz. Esasında rakam bir sonuç. Salondaki herkes, 21'inci yüzyılı böyle bekliyor muydu merak ediyorum. Avrupa'nın oluşturduğu atmosfer aslında tüm insanlığı bir umuda, barışa, tüm insanlığın problemleriyle ilgilenebilecek yapılaşmaya doğru evriliyordu. Bugün durum böyle mi? 40 yıllık perspektiften bahsediyorum; sınırla açılmış, Avrupa içinde pasaport neredeyse ortadan kalkmış, böyle bir modelleme mümkünken Londra merkezinde, Paris sokaklarında, dünyanın birçok gelişmiş ülkelerin şehirlerinde, metrolarda, alışveriş merkezleri önlerinde özel hareket polislerin bulunduğu, ağır silahların teşhir edildiği bir dünya tablosu ile karlı karşıyayız. Bu da bir sonuç. Afganistan'da, Pakistan'dan sağlığa erişmek, gıdaya erişmek, eğitime erişmek, adalete erişmek, Asya'dan Afrika'ya ve dünyanın birçok bölgesinde gelir eşitsizliğinin sürekli arttığı ve bu dengenin bir türlü oturtulamadığı 21. yüzyıl ilk çeyreğini yaşıyoruz. Bir dünya savaşı yaşamadık, yaşamıyoruz. 1. ve 2. Dünya Savaşı'ndan sonra 3. Dünya Savaşı görmedik ama vekalet savaşlarında dünyanın kaybı, 1. ve 2. Dünya Savaşı'ndan daha çok bir maliyetle karşımızda. Bütün hissedarların göç yollarını tetiklemesi ve göçü tetiklemesi, bunun karşılığında  son 400 yıldır dünyaya egemen olduğunu iddia eden Avrupa'da yükselen yabancı düşmanlığı hiçbirimizin gözünden kaçmıyor. Vekalet savaşlarının sebebi biz değiliz."

'DÜNYADA ZORLA YERİNDEN EDİLMİŞ 70,8 MİLYON İNSAN VAR'

Avrupa Birliği'nin (AB) göç konusunun farkında olmadığını savunan Soylu, şöyle konuştu:

"Emperyalizm, acımasız bir şekilde sömürdüğü ülkelerin yerine yeni bir durum ikame edebilmek için radikalleşmeyi istismar etmektedir. Bugün dünyada radikalleşme varsa sebebi  emperyalizmdir. El Kaide, PKK, PYD'yi biz üretmedik; Amerika üretti. DEAŞ'ı biz üretmedik. Amerika ve Batı'nın maalesef acımasız politikaları üretti. Milyonlarca insan Afganistan, Pakistan ve Asya içlerinden Türkiye'ye ve Avrupa'ya birçok riski göz önüne alarak kaçakçılara, bazen terör örgütlerine teslim olarak bir yerden bir yere gitmek istiyor savaştan kaçmak için. Sadece Asya içlerinden değil, Afrika'dan göç rotası ile beraber dünyanın birçok noktasına Akdeniz gibi, Türkiye gibi göç rotalarını kullanarak ulaşmak istiyorlar. Venezuela'dan Kolombiya'ya 4 milyon insan gidiyor. Meksika'dan Amerika'ya, Hindistan'dan Yeni Zelanda ve Avustralya'ya, Doğu Avrupa'dan Batı Avrupa'ya. Bunların hepsinin sebebi biz miyiz? Dünyanın bugünkü sisteminin bunu yönetemediği apaçık bir gerçektir. Göç konusunda BM'nin bakışı bir nebze daha insanidir ama AB hem durumun farkında değil hem de bununla yüzleşecek cesareti, bilgisi, isteği söz konusu değildir. Durum budur. Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Vekalet savaşlarının yaşandığı, gelir eşitsizliğinin insanın her noktasına dokunduğu tablonun sonucu milyonlarca rakamlarla bizi karşı karşıya bırakmaktadır. Dünyada zorla yerinden edilmiş 70,8 milyon insan var. Bu dengesizlik devam ettiği sürece, bu vekalet savaşları tiyatrosu, gelir eşitsizliğine gelişmiş ülkeler duyarsız kalındığı sürece devam edecek. Çok bilinmeyenli denklem değil. Eğer kaynak ülkelerine yönelik iyileştirme programları uygulanmazsa kaynak ülkeleri ile ilgili düzensiz göç değil düzenli göçe yönelik ciddi adımlar atılma konusunda dünya tarafından bir irade ortaya konulmazsa dünyanın tamamı göç tarlasına dönecektir."

'BAŞINDAN BERİ EN DOĞRU VE STRATEJİK POLİTİKA'

İçişleri Bakanı Soylu, göçmen politikası konusunda Türkiye'nin en başından beri doğru ve stratejik politika izlediğini belirterek, şunları söyledi:

"Vizyoner olmayan yöneticilerin, sadece önündeki 5 yıllık siyasi geleceğini düşünen yöneticilerin insanlıktan nasibini almamış medeniyetinin kendilerini var etmeyi mecbur ettiği, zorladığı değerlerden arınmış yöneticilerin ürettiği bu dünyada bundan başka hiçbir sonuç olmayacağını söylemek istiyorum. 200 bine yakın Afganlı sadece bugün Türkiye'de var. 70 bine yakın Pakistanlı kaçan göçmen olarak bu yıl Türkiye'ye geldi. Asrımızın en yakıcı meselelerinden biri budur. Bu mesele rutini normal bakmak, dünyanın bu meselelere bakmaktan imtina ettiği bir dönemde bizi yalnızlaştırır. Bu meseleyi seferberlik hali olarak ele almak, belki de Türkiye'nin en başından beri yaptığı en doğru ve stratejik politikadır. Bütün Avrupa'da ve muhataplarıma meselenin sadece Suriye olmadığını, Pakistan, Afganistan meselesinin de göç akımının en önemli ayaklarından biri olduğunu söylememe rağmen anlamış değiller. Ta ki Yunanistan'a geçenlerin yüzde 50'sinden fazlasının Afganlı olduklarını anlayana ve görene kadar. Biz 2011'de Suriye iç savaşı ile karşı karşıya kaldığımız andan itibaren bir göç stratejisi ve belgesi ortaya koyduk. Biz bu konuya uzak değiliz. Yıllarca Musevilere ev sahipliği yaptık. Sadece insan olduğumuz için. Naim filmini izlediniz mi bilmiyorum. 7 yılda ilk kez film seyrettim. Orada yaşananlar, anlatılanlar o dönemin genç bir siyasetçisi olarak hatırlıyorum. Gençlik kollarındaydım, rahmetli Demirel İstanbul'da bir konuşma yaptı, 'Türkiye kaldıramaz böyle bir maliyeti' dedi. Türkiye bunu fırsata çevirdi, şimdi onların her biri bizim büyük zenginliğimiz. Bu yüzden ilk refleksi ortaya koyabildik."

'SAVAŞI ÇIKARAN BİZ DEĞİLİZ'

Suriye'deki iç savaşı Türkiye'nin çıkarmadığını ama maliyetleri ve sonuçlarıyla karşı karşıya kaldığını vurgulayan Bakan Soylu, şöyle devam etti:

"Sürekli eleştiriliyor Tayyip Erdoğan. Ne için eleştiriliyor? Sırtımızı mı dönseydik? Ne yapacağız, kişi başı gelir seviyemiz 1500 dolardan 10 bin dolara çıktı, diye sınırın öteki tarafındaki kardeşlerimizi unutacak mıyız? Mahallede yaşarken büyüklerimiz komşusunun başına gelen olayda sırtını mı döndü, bize öyle mi öğretti? Büyük bir problemle karşı karşıya dünya. Sadece biz değiliz. Öyle dünyanın sorunlarını coğrafyamıza yıkmak, sorun ve uğraş alanlarını bu coğrafyamız içerisinde barındırmak ve kendilerini bundan yoksun bırakmak gibi bir politikanın artık sona erdiğini buradan iletmek istiyorum. Yeni bir dönem yaşıyoruz. İlk kez sorunların bizim coğrafyaya yıkıldığı bir dünya değil. Dikkat ederseniz sorunlar artık onların alanına yıkılmaya başlıyor. Eskiden güneydeki terör koridoru meselesi sadece bizim meselemizdi. Şimdi kimse kusura bakmasın hem Amerika hem Rusya hem Avrupa'nın meselesi. Demek ki ilgilenmek durumundalar. Petrollerden, yeraltı kaynaklarından istifa et, sonra Türkiye gibi ülkeler problemler uğraşsın, sen kendini problemlerden hariç tut. Yangının kendine sirayet etmemesinin teminini yapmaya çalışıyor. Yeni bir dönem yaşıyoruz. Bu dönem sorumluluklarımızın tamamen iyi yönetişimin ortaya konulması gereken, iyi bir entegrasyonun ve koordinasyonun ortaya konulması gereken, eğer aksarsa maliyetlerinin geçen yüzyıl maliyetlerinden çok daha büyük şekilde önümüze geleceği bir dönemin içindeyiz. Göç meselesine ülkemizde sadece Suriyeli meselesi olarak bakıyoruz. Denklemden Suriyeliler çıkarırsak veya Suriye iç savaşı hiç yaşanmamış olsaydı hem bizde hem de dünyada göç meselesi olacaktı. Dünyada sosyal huzursuzluk, terör ve şiddet tek bir yerde yaşanmıyor. Ekonomik sıkıntı, fakirlik, gelişmiş ülkelerin ekonomik boyunduruğu altında ezilmesi sadece dünyanın tek bir yerinde yaşanmıyor. Yakaladığımız düzensiz göçmenler noktasında Afganistan, Irak, Orta Asya ülkelerinden, Afrika'nın adını duymadığımız ülkelerinden gelen insanlar var."

'AVRUPA'NIN CİCİ SOSYETESİ DEĞİL BİZ KARŞI KARŞIYA KALIYORUZ'

İçişleri Bakanı Soylu, göçü insani şekilde durdurmak, dünya ölçeğinde kabul edilebilir seviyeye getirmek için kaynaklık eden ülkelerde huzur ve istikrarı sağlamak gerektiğini dile getirerek, şunları söyledi:

"Suriye meselesi farklı sonuçlar doğurur, geri dönüşler artar, güvenli bölge oluşturmanın meseleye katacağı farklı boyutlar olur. Orada siyasi istikrarın sağlanmasının, terör örgütlerinin oralardan temizlenmesinin farklı etkileri olur. Mesela Türkiye bugün bir yandan göçü yönetmeye çalışıyor, bir yandan bölgede istikrarın ve huzur ortamının tesisi için çalışıyor. Zeytin Dalı, Barış Pınarı Harekatı olmasaydı komşularınız kimler olacaktı; düşünün. Bir devlet kurmak istiyorlar. İran, Türkiye, Irak ve Suriye. Kim yapmak istiyor bunu? Bir terör örgütü. Buna müsaade mi etmeliyiz? Dedelerimiz, kahramanlarımız bize nasıl bakarlar? Biz kanımızı döktük bunun için. Torunlarımız bizi nasıl görür? Büyük bir sorumluluk içindeyiz. Cudi'de geçen 2 ton sevk edilmek üzere bulunan patlayıcı bulundu. Bir şehrin her ilçesini havaya uçurabilecek kadar. Neyle karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Bu patlayıcıları bunlara biz vermedik. Barış için verdiklerini söylüyorlar. Zaten dünyada zaten kim ne halt yiyorsa barış için, kardeşlik için yapıyor. Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı Harekatı alanında şu an 1,5 milyon insan yaşıyor. Kendileri yönetiyor, kendileri üretiyor. Biz sadece onlara danışmanlık yapıyoruz. Okullar, hastaneler, adalet, emniyet çalışıyor. Bizim bakışımızla batının sözde bakışı arasında çok ciddi bir fark vardır. Biz hiçbir zaman sömürgesi millet olmadık, olmayacağız da. Türkiye'de Suriyeli sığınmacıların aldığı eğitim 95'lere vardı. Dünyada 60'ı geçen yoktur. Eğitimden sağlığa, işinden meslekleşmeye, sosyal politikalardan tüm hayatın alanlarına kadar gerçekleştirmek için Türkiye 2011 yılının ilk gününden itibaren önemli bir politika ortaya koyuyor. Türkiye'de kim varsa yabancı, hepsinin biyometrik bilgileri bizde. Avrupa, Amerika peşimizde koştu 'Bu bilgileri verin' diye. Bir problem var; dünya bunu diplomatik meselesi olarak görüyor. Burada ülke çıkarı değil insanlık çıkarı var. Batı'nın anlamadığı budur. Batı, kendi ülke çıkarı ve insanlık çıkarı arasında karar verdiğinde çözülecek. Her şeyi euro ve eolar gördükleri için, kendi medeniyetlerine put şeklinde baktıkları için bugün yanılıyorlar. Bunları söylüyorum, çünkü Ege Denizi'nde ölen insanların ve çocukların sayısı 2 bini buldu. Buna 'dur' dememiz lazım. Suçsuz, günahsız ve masum çocuklar. Dünya çiçek böcek dünyası değil. Bu tabloların hepsiyle karşı karşıya kalıyoruz; Avrupa'nın cici sosyetesi değil, biz karşı karşıya kalıyoruz. Göçü insani şekilde durdurmak, dünya ölçeğinde kabul edilebilir seviyeye getirmek istiyorsak göçe kaynaklık eden ülkelerde huzur ve istikrarı sağlamamız şarttır."

'GEÇEN YIL 268 BİNLE TAMAMLAMIŞTIK, CUMA RAKAMI 405 BİNDİ'

Bakan Soylu, PKK, PYD ve DEAŞ'ın etkinliklerinin bitirilmediği sürece göçü durdurmanın veya tersine çevirebilmenin mümkün olmadığına dikkat çekerek, "Hem 'göç olmasın' deyip hem de terör örgütlerine para ve silah verirseniz bunlar daha çok konuşulur. Türkiye göç yönetiminde samimidir. Çünkü terörle mücadelede ciddidir. Bizim burada yaptığımızı özetlersek bu bölgelerde huzur ve güveni sağlayıp oraya bir geri dönüş sağlamaya çalışıyoruz. Kısmen böyle bir akış oluşturduk. Mesela şu an için ülkelerine geri dönen Suriyeli mülteci sayısı 370 bin. Birileri yeterli bulmayabilir ama önemli olan, bu akışın bir şekilde vücut bulmuş olmasıdır. Öte yandan çok ciddi bir düzensiz göçmen baskısı altındayız ve bu durum giderek artıyor. Geçen yıl 268 binle tamamlamıştık, cuma rakamı 405 bindi şimdi 420-430 bin. Uyum politikamızı eleştirenler var. 2011'den beri net stratejimiz var. Kayıt altında sınır içi ve dışında dünyanın parmağını ısırdığı kampları tesis ettik. Hem kendi hem bizim dillerimizle oluşturmaya çalıştık. Her çocuğun ve ailelin sağlık takibi yaptık. Kamp içi ve dışında eğitim politikası dizayn ettik. Uyumun en önemli ayağı dildir. Yeterli mi? Elbette yapmamız gereken çok iş var ve yapıyoruz da" diye konuştu.

ARAPÇA TABELALARIN KALDIRILMASI

Arapça tabelaların kaldırılmasına yönelik de konuşan Bakan Soylu, "Arapça tabelaları neden kaldırdığımızı soruyorlar. Sebebi uyum politikasının bir parçası. TSE'nin kuralı var ona göre yapıyoruz. Bunu uyumlaştırmak için yapıyoruz. Her şeyi siyasallaştırmaya o kadar alışmışız ki 7-8 seçim olunca gak siyaset guk siyaset. Bunu bir kenara bırakalım. Üretmeye, herkesin daha fazla kendi sorumluluğunu yerine getirmeye çalışan dönemi hep birlikte kucaklamak zorundayız. ve başardık. Tabelalarının dediğimiz orana gelmesinde yüzde 98 başarı yakaladık. Başarmasaydık; geçen bir vilayette bir çocuk cinsel tacize uğradı. Hemen dediler ki 'Suriyeliler yaptı'. Kendini bilmezce Suriyeli dükkanları tabeladan tanıyarak paramparça ettiler. Sonra Suriyeli çıkmadı, cezaevinden izinle gelmiş yerleşik insan çıktı. Bu dünyanın öteki dünyası da var" dedi.

Bakan Soylu, göç meselesinin önyargılara, manipülasyonlara, provokasyonlara ve korkulara açık alan olduğunu da dile getirerek, şunları kaydetti:

"Mesela göç konusunda yerleşik toplumlarda sıklıkla verilen tepki, göçle birlikte asayişin bozulduğu veya suç oranını arttığı yönündedir. Oysa yapılan pek çok araştırmaya rağmen göç ve suç oranı arasında pozitif bir ilişkiye rastlanabilmiş değildir. Ülkemizde de Suriyelilerin karıştığı suç oranı, ortalama bir Türk vatandaşın yarısı kadardır. Bunu rakamlardan ve olay raporlarından açıkça görüyoruz. Bunların da büyük çoğunluğu kendi aralarındaki veya aile içinde yaşanan olaylardır. Karşımızda, ışık hızıyla provokasyon üretmeye hazır, deyim yerindeyse fitne için eli klavyede, birtakım insanlar var. Bunlar arasında bilinçli, organize yapılar da var. Şu an mücadele ettiğimiz FETÖ ve PKK terör örgütleri gibi örgütlerin bu noktada görevlendirdiği kişiler ve ekipler var. Fakat daha da önemlisi konunun bu hassasiyetini sorumsuzca kaşıyan, günlük siyasi kaygılarla gelişigüzel açıklamalar yapan ve bu fitne gruplarına alan açan, zemin hazırlayan kişiler var" dedi.

Görüntü Dökümü

--------------

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun salona gelişi

Soylu'nun, salonda bulunanlarla tokalaşması

Süleyman Soylu'nun açıklaması

Genel ve detay görüntü

Haber: Umut KARAKOYUN-Kamera: Mücahit BEKTAŞ/ İZMİR,

============================

Albayrak: Kur ve ekonomik saldırılara rağmen güçlü adımlarla yolumuza devam ediyoruz (2)

BAKAN ALBAYRAK, ULUSLARARASI İPEKYOLU İŞADAMLARI ZİRVESİ'NDE

Trabzon'da, 23 ülkeden 700'e yakın katılımcının ağırlanacağı '4. Uluslararası İpekyolu İşadamları Zirvesi' başladı. Zirveye Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Trabzon Valisi İsmail Ustaoğlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu, Çin Halk Cumhuriyeti Büyükelçisi Deng Li, Türkiye İhracatçılar Meclis Başkanı İsmail Gülle, Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Suat Hacısalihoğlu ile çok sayıda iş insanı katıldı.

Yerli ve yabancı iş insanları arasında ikili iş görüşmelinin yapıldığı, Trabzon ve bölgenin yatırım ticaret potansiyellerinin tanıtıldığı zirvede konuşan Bakan Albayrak, ekonomik ve kur saldırıların karşın Türkiye ekonomisinin büyüme kat ettiğini söyledi.

'ÜLKEMİZE BÜYÜK EKONOMİK FIRSATLAR SUNMAKTADIR'

Konuşmasında tarihi İpekyolu'nun önemine değinen Bakan Albayrak, "Çin'in tarihi İpek Yolu'nu canlandırmak ve Pasifik'ten Atlantik'e kadar ticaret köprüsü kurma adına başlatılan Kuşak Yol projesi 8 trilyon dolarlık hacmi ve ticarette getireceği yeni solukla ana duraklardan biri olan ülkemize büyük ekonomik fırsatlar sunmaktadır. Tarihi yakından takip eden insanlar bilir ki; son 500 yılın ekosistemi 1492 coğrafi keşiflerden öncesine dayanan sürece baktığımız zaman Dünya'daki ana ticaret merkezi Asya idi. Baharat ve İpekyolu hinterlandı ile başlayan Asya'nın en doğusunda Çin, yine Asya'nın en batısında Osmanlı'nın bu hinterlandın kapı yönetmenliğini yaptığı ve Dünya ekosisteminin bu merkezde büyüdüğü bir iklimde artık 21'inci yüzyıl tekrardan Asya hinterlandının Dünya ekonomisinde baş ekonomik merkez olacağı bir döneme doğru hızla ilerliyor. Çin'in başlattığı modern yeni İpek Yolu başka bir deyişle Kuşak Yol projesi kapsamındaki bu ekosistem, tüm bu Asya'daki ülkelerin ekonomilerine çok önemli katkı yapmanın yanında,başta Çin ve Türkiye olmak üzere bütün bu ekosisteme çok önemli bir anlam ifade ediyor. Dolayısı ile bu bahsedilen ticaret hacmini, bu pazarları, bu fırsatları hayata geçirmek, Karadeniz ve Hazar havzası ülkeleri arasında da ticaret ve yatırımları geliştirmek, bölgedeki iş dünyasında yeni iş birlikleri oluşturmak amacı ile düzenlenen ve bu yıl 4'üncüsü gerçekleşen bu zirveye de büyük bir önem veriyoruz" dedi.

'ÖNEMLİ ADIMLAR ATTIK'

Hedeflenenin ötesinde bir performansla 2019'u geride bıraktıklarını söyleyen Bakan Albayrak, şöyle konuştu:

"Küresel ticarette olumsuzlukların her geçen gün daha da arttığı böyle bir dönemde Türkiye olarak bölgesel huzuru, istikrarı, refahı arttıracak her türlü girişimin doğal parçası ve destekçi olacağımızı her ortamda ifade ediyoruz. Türkiye olarak zor bir dönemi geride bıraktık. Geçtiğimiz yıl Ağustos ayında başlayan, yıl içerisinde zaman zaman devam eden kur ve finansal atakların etkilerini artık geride bıraktık. Orta uzun vadede daha sağlıklı ve güçlü büyümenin temini için yol haritamızı yeni ekonomi programı vesilesi ile ikinci güncellemesini bu yıl Eylül ayı itibarı ile kamuoyu ile paylaştık. Geçtiğimiz yılki programın ana kurgusu dengelenmenin önemi olmuştu. Bu konuda hedeflediğimizin de ötesindeki bir performansla inşallah 2019'u da geride bırakıyoruz. Bu süreçte yaşanan her türlü zorluğun üstesinden gelme açısından büyük bir kararlılık gösterdik ve piyasalarda kısa vadede normalleşmeyi sağladık. Gerek kurdaki oynaklık, gerek enflasyon ve faiz oranlarında yaşanan artışa bağlı olarak istihdam tarafında arzu ettiğimiz seviyeler noktasında önemli adımlar attık."

'EKONOMİK AKTİVİTENİN CANLANDIĞINI, HIZLANDIĞINI GÖRÜYORUZ'

Türkiye'nin arzu ettiği büyüme rakamlarına ulaştığını aktaran Bakan Albayrak, şöyle devam etti:

Finansal piyasalarda normalleşmeyi sağlamamızla birlikte özellikle ertelenen tüketim ve yatırım kararlarının artık hızlanmaya başladığı yeni bir döneme giriyoruz. Öncü veriler bunu gösteriyor zaten. Özellikle bu yılın üçüncü çeyreğinde bu hissedilen toparlanmanın ve dengelenmenin rakamları yakın dönemde inşallah açıklanacak. ve bu ivmenin son çeyrekte daha da güçlendiği ve hızlandığı bir döneme giriyoruz. Attığımız güven verici adımlar ve ekonomik aktiviteyi desteklemeye yönelik tedbirlerinde etkisi ile 2019 yılını birçok kurumun, şunun, bunun tahminlerinin de ötesindeki bir performansla pozitif bir büyüme ile geride bırakacağız. ve özellikle yılın 4'üncü çeyreğinin nasıl geleceğine ilişkin rakamlara baktığımız zaman aralıkta bu ivme ile ekim ve kasımdaki gibi rakamlar, büyüme, kapasite, kullanım, vergi gelirleri, tüketim rakamları gibi bu ivme ile devam ederse son çeyrekte yüzde 4 ve hatta yüzde 5 seviyesinde bir büyümeyi, bu patika anlamında tekrardan Türkiye'nin doğal büyüme rakamı dediğimiz asgari yüzde 5 doğal büyüme noktasını da inşallah göreceğimizi gösteriyor. Atılan bütün adımların sonucunda Türkiye'nin arzu ettiği üretim ve ihracata dayalı büyüme patikasına girmekte olduğunu ve ekonomik aktivitenin canlandığını, hızlandığını görüyoruz."

'12 AYLIK CARİ FAZLA RAKAMI 5,9 MİLYAR DOLARA ULAŞTI'

Ekonomideki büyümenin her geçen yıl arttığının altını çizen Bakan Albayrak, "Geçen sene ekim ayında 75,2 seviyesinde ilkleri gören ekonomi güven endeksi, bugün açıklandı; geçen yılın aynı ayında 13,3 puanlık artışla 91,3 seviyesine ulaştı. Yine kasım ayı tüketici güven endeksi; yüzde 5,2 reel kesim endeksi 1,6, hizmet sektörü 0,7, tüm bu alanlarda da artış gösterdiğini takip ediyoruz. Bu veriler güven endekslerindeki istikrarlı artışın ve toparlanmanın güçlenerek sürdüğünü çok net ortaya koyuyor. İmalat, sanayi kapasite kullanım oranı son 12 aylık dönemin zirvesi olarak yüzde 77,2 seviyesine kadar ulaştı. Güven ortamının yeniden tesisi ile otomobil satışlarında ekim ayında bir önceki yıla göre yüzde 138, beyaz eşya yüzde 26, ipotekli konut satışları ki inşaat sektörü özelindeki yavaşlamada bunu çok net görmüştük geçtiğimiz yıl. Yine geçtiğimiz yıl ekim ayına göre yüzde 525'lik bir artış gözlemlendi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilke imza atarak ekonomik aktiviteyi canlandırırken cari fazla vermeyi de başardığımız çok tarihi bir yıl olarak da 2019'u hatırlayacağız. Özellikle Eylül ayı itibari ile son 12 aylık cari fazla rakamı cumhuriyet tarihine konu olan 5,9 milyar dolara ulaştı. Pozitif büyümenin gerçekleşeceği bir yılda cari fazla verilmesinin hususu literatüre girecek nitelikte, çok önemli bir performans olarak tarihe geçecek" diye konuştu.

'BİZ DAHA ÖNCEDEN SÖYLÜYORUZ'

Türkiye'nin büyüme tahmini verilerini aktaran Albayrak, şunları söyledi:

"Bu başarıyı gören birçok uluslararası kurumlar, fonlar, yatırım bankaları özelikle Türkiye'nin bu dengelenme sürecini ve başarısını teyit edip ekonomimize ilişkin görüş ve beklentileri noktasındaki bütün bu tahinlerini son günlerde de görüldüğü gibi revize etmeye başladılar. Büyümeyi arttırmaya başladılar. Özellikle son olarak uluslararası en büyük kuruluşlardan bir tanesi Türkiye'nin 2020 büyüme tahmini için biz yüzde 5 açıkladığımızda 0,1 veya 2 diyorlardı, şimdi onlardan bir tanesi yeniden bir güncelleme yaptı 2,2'den yüzde 4'e çıkarttılar. Birkaç ay daha geçsin biz yüzde 5 demiştik ya, oraya gelecekler. Bizim dediğimiz yere geliyorlar, ama biraz geç geliyorlar. Biz daha önceden söylüyoruz. Bunun yanında enflasyon tahmini yüzde 13'lerden şimdi tek haneli rakamlara inmeye başladılar. 2020 içerisinde yüzde 9 falan diyorlar. İnşallah biz yüzde 8 buçuk hedefi koymuştuk. İnşallah ona da gelecekler. Hatta inşallah daha da aşağıya inecekler. Sadece son yayınladığı ekonomik görünme raporunda Türkiye ekonomisi ile ilgili büyümenin son aylarda toparlanması ile birlikte 2019 ve 2020'de gayri safi yurt içi hasıla noktasında da, o da aynı 2019 için eksilerden bahsederken pozitife döndü. 2020 için de yüzde 1'lerden yukarıya doğru revize etmeye başladı. Bu raporda 2018 Ağustos ayındaki ağır finansal şoku takiben finansal şartların göreceli olarak düşük faiz oranları yüksek hisse senedi fiyatları ile birlikte her geçen gün daha da iyileştiğinin altını çizdi."

'DOĞRU YOLDAYIZ'

Türkiye'nin pozitif büyümesinin uluslararası platformda nasıl yankı bulduğuna da değinen Albayrak, "Uluslararası kurumlarında yanına hep olumsuz konuşmalarına alıştığımız bu kayıt derecelendirme kuruluşları onlar bile bu kervana takıldı. Türkiye'nin bu performansına kayıtsız kalamadı, onlar da bu yıl için yıl neredeyse geçmesine rağmen düzenleme yapmalarına gerek kalmadan yıl tahminlerinde bulunuyorlar. Pozitif büyüme noktasında revizelerini gerçekleştirdiler. Önümüzdeki yıl için yüzde 3'ler, 4'ler ve bunların daha da üstünü konuşmaya başladılar. Yani doğru yoldayız, emin ve güçlü adımlarla hedeflerimize gerek faizlerle, gerek enflasyon ve gerek büyüme ile adım adım ilerliyoruz. Bütün bunların yanında daha bu hafta yine dünyaca ünlü internet bazlı düşünce kuruluşu Türkiye ekonomisine övgüler düzerken, kolay kolay altından kalkılamayacak bir süreci kısa bir zamanda iyi bir performansla Türkiye'nin geride bıraktığını ifade etti. Çok değil, sadece birkaç ay öncesine kadar Türkiye ile ilgili bütün çizilen bu karamsar tabloları ortadan kaldırarak bütün bu karanlık senaryoları geride bıraktık. Bundan sonra artık çok daha kolay ve daha uzun bir yolumuz var. Enflasyon, kur, faiz ve risk biriminde sağladığımız tüm bu kazanımları daha da ileriye, daha da iyi bir noktaya taşıyacağız" dedi.

'GÜÇLÜ TOPARLANMA SİNYALLERİNİ GÖRÜYORUZ'

Üretim, istihdam ve ihracata yönelik yatırımları desteklemeye devam edeceklerini de belirten Bakan Albayrak, "Sağlanan tüm bu olumlu havanın yatırımları da yavaş yavaş hareketlendirdiğini çok net görüyoruz. Son TOBB verilerine göre, kurulan 2019 Ekim ayında kurulan şirket sayısı bir önceki ay olan Eylül'e göre yüzde 8,5, bir önceki yıla göre ise yüzde 18'lik bir artış var. Özellikle eylül ve ekim aylarında SGK girişlerine, istihdama baktığımızda güçlü toparlanma sinyallerini görüyoruz. Eylül ayında 400 binin üzerinde SGK girişi var. Ekim pozitif devam ediyor. Kasım ve Aralık istihdam tarafında da bu görülecek. İşte tüm bu olumlu veriler, Türkiye'nin 2020 yılı için ortaya koyduğu büyüme potansiyeline çok rahat bir şekilde ulaşacağını gösteriyor. Üretim, istihdam ve ihracata yönelik yatırımları desteklemeye devam edeceğiz. Yeni ekonomi programlarında ortaya koyduğumuz hedeflere ve değişim idealimize Türkiye olarak emin adımlarla ilerleyeceğiz" diyerek konuşmasını tamamladı.

Görüntü Dökümü

--------------

-Zirveden görüntüler

-Bakan Albayrak konuşma

-Detaylar

HABER KAMERA: Selçuk BAŞAR-Aleyna KESKİN/TRABZON-DHA

===========================

Sınırı geçen Yunan askerleri Interpol'e sorulacak

EDİRNE'de Yunanistan sınırındaki Kastanies Karakolu'ndan çıktıkları devriye sırasında sınırı geçen, yakalanıp, 5,5 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edilen Teğmen Angelos Mitretodis (26) ile Astsubay Çavuş Dimitris Kouklazis (30) hakkında 'askeri yasak bölgeye girmek' suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın ilk duruşması yapıldı. Edirne 8'inci Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada mahkeme başkanı Mücahid Gökmen, Yunan askerlerinin kimlik bilgilerine ulaşılması için Interpol Daire Başkanlığı'na yazılan müzekkerenin akıbetinin sorulmasına karar verdi. Sanık avukatları ise müvekkillerinin beraatini istedi.

Pazarkule Sınır Kapısı'nın karşısındaki Yunanistan'ın Kastanies Sınır Kapısı Karakolu'nda görev yapan Teğmen Angelos Mitretodis ile Astsubay Çavuş Dimitris Kouklazis, 1 Mart 2018 günü birinci derece askeri yasak bölgeden 253 metre Türk tarafına geçince, 54'üncü Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı sınır askerlerince gözaltına alındı. Edirne İl Jandarma Komutanlığı'na götürülen Yunan askerler, jandarmadaki işlemlerinin ardından sevk edildikleri adliyede, mahkemece tutuklandı. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı, yakalandıkları sırada üzerlerinde kriptolu cep telefonu bulunan askerler hakkında 'casusluk' ve 'askeri yasak bölgeye girmek' suçlamasıyla soruşturma başlattı. Savcılıkça, cep telefonlarında yapılan incelemede suç unsuru tespit edilmeyince, 'casusluk' suçundan takipsizlik kararı verilerek sanıklar tahliye edildi.

5 YILA KADAR HAPİSLERİ İSTENİYOR

Yunan sanıklar hakkında 'Askeri yasak bölgeye girmek' suçundan iddianame hazırladı. Edirne Asliye Ceza Mahkemesi'nce kabul edilen iddianamede, soruşturma aşamasında 5,5 ay tutuklu kaldıktan sonra salıverilen askerler hakkında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası istendi. Suçlamayı kabul etmeyen Yunan askerler ifadelerinde, sınırı yanlışlıkla geçtiklerini söylemişti.

DURUŞMAYA SANIK YUNAN ASKERLERİ KATILMADI

Edirne 8'nci Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davaya Yunan sanık askerler katılmazken avukatları duruşmada hazır bulundu. Duruşmada hakim, sanık avukatlarına suçlamayı hatırlatarak bir diyecekleri olup olmadığını sordu. Teğmen Angelos Mitretodis'in avukatı Hakan Yalçıntuğ, müvekkilinin olayın yaşandığı tarihte yoğun kar yağışı olduğu için sınır çizgisini göremeyerek yanlışlıkla geçtiğini söyleyerek mahkemeden beraatini istedi. Avukat Yalçıntuğ, ayrıca askerlerin yakalandığı sırada askeri malzemelerinin alındığını ve bu malzemelerinin iade edilmesini talep etti.

KEŞİF YAPILMASINI TALEP ETTİ

Diğer sanık Astsubay Çavuş Dimitris Kouklazis'in avukatı Selin Özel de olayda sınır ihlali suçunun kasıtlı işlenmediğinden mahkemeden olayın gerçekleştiği yerde keşif yapılmasını talep etti. Yunan askerlerinin sınırın yakınlarında mülteci olma ihtimali ile ilerlediklerine, yerde yoğun kar olduğu için sınırı bilmeden geçtiklerine vurgu yaparak müvekkilinin beraatini istedi.

YUNAN ASKERLER İÇİN  İNTERPOLDEN KİMLİK BİLGİSİ İSTENDİ

Mahkeme Başkanı Mücahid Gökmen, sanık avukatlarının taleplerinin dinlemesinin ardından sanıklar Teğmen Angelos Mitretodis ile Astsubay Çavuş Dimitris Kouklazis'in kimlik bilgilerine ulaşılması için Interpol Daire Başkanlığı'na yazılan müzekkerenin akıbetinin sorulmasına karar vererek duruşmayı Ocak ayına erteledi.

Görüntü Dökümü

-------------

-Yunan sanıkların gelişi

-Cezaevi aracına  bindirilmeleri

-Farklı açılardan detay

Haber-Kamera: Ali Can ZERAY/EDİRNE,

============================

Kendisini 'polis' olarak tanıtan dolandırıcı, yolcu otobüsünde yakalandı(2)

ESKİŞEHİR'DE ADLİYEYE SEVK EDİLDİ

Eskişehir'de memur emeklisi N.A. (74) ve eşi C.A.'ya (82) kendisini polis olarak tanıtarak 50 bin lira değerindeki ziynet eşyalarını alıp dolandırıcılık yaptığı belirlenen ve Ankara'da yakalanan şüpheli Mehmet B., Eskişehir'e getirildi. Eskişehir Emniyet Müdürlüğü'nde ifadesi alınan şüpheli Mehmet  B., işlemlerinin ardından elleri önden kelepçeli olarak adliyeye sevk edildi.

POLİS GÜVENLİK KAMERASINDAN TESPİT ETTİ

Eskişehir'de N.A. ve eşi C.A. çiftini dolandırarak altınlarını alan şüpheli Mehmet B.'nin kimliği evin çevresindeki güvenlik kameralarından tespit edildi. Eskişehir Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekipleri ihbar üzerine başlattıkları soruşturma kapsamında şüphelinin şehirlerarası otobüs terminalinden Şanlıurfa'ya gittiğini tespit ederek Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne bildirdi. Polis ekipleri şüpheli Mehmet B.'yi otogarda yakalayıp gözaltına aldı. Şüpheli Mehmet B.'nin üzerinde çalmış olduğu 4 adet altın bilezik, 1 adet kelepçe bilezik ve 1 adet altın kolye bulunarak çifte teslim edildi. Soruşturma sürüyor.

Görüntü Dökümü:

-Şüphelinin adliyeye getirilmesi

-Eskişehir Adliyesi

-Çaldığı altınların fotoğrafı

-Genel görüntüler

Haber-Kamera: Engin ÖZMEN-Hakan TÜRKTAN/ESKİŞEHİR,-

============================

Tahir Elçi, ölümünün 4'üncü yıl dönümünde anıldı

DİYARBAKIR'da 4 yıl önce Baro Başkanı'yken tarihi Dört Ayaklı Minare önünde basın açıklaması yaptığı sırada çıkan çatışmada yaşamını yitiren Tahir Elçi, vurulduğu yerde anıldı. Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın, Elçi'nin failleri bulununcaya kadar davanın takipçisi olacaklarını söyledi.

Tahir Elçi, Diyarbakır Baro Başkanı iken güvenlik güçleri ile PKK'lı teröristler arasında çıkan çatışmada tarihi dokunun tahrip olmasına tepki amacıyla 28 Kasım 2015'te, merkez Sur ilçesindeki Yenikapı Sokak'ta bulunan tarihi Dört Ayaklı Minare'nin önünde basın açıklaması yaptığı sırada çıkan çatışmada başından vurulup yaşamını yitirdi. Elçi'nin ölümünün 4'üncü yıl dönümü nedeniyle anma töreni düzenlendi. CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Tahir Elçi'nin eşi Türkan Elçi, Türkiye Barolar Birliği yöneticileri ile Gaziantep, İzmir, Ankara, Diyarbakır ve bölge kentlerin barolarına üye avukatlar, adliye önünde bir araya gelerek Elçi'nin vurulduğu tarihi Dört Ayaklı Minare'nin önüne kadar yürüdü. Kalabalık, Elçi'nin vurulduğu yere karanfiller bıraktı. Tahir Elçi'nin vurulduğu gün yaptığı basın açıklamasının metninin okunduğu anmada, saygı duruşunda bulunuldu.

Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın, failleri gösteren bazı delillerin adli tıp yetkilileri tarafından ortadan kaldırıldığını iddia ederek, faillerin bulununcaya kadar davanın takipçisi olacaklarını belirtti. Failleri tespit etmek için tamamen bilimsel yöntemlerle bir uzmanlık raporu hazırlattıklarını hatırlatan Aydın, şöyle konuştu:

"Bu raporda olası üç fail tespit edildi. Savcılığa sunduk. Ne yaptılar dersin? Kocaman bir hiç. Soruşturma faillerini bulmaktan çok adeta saklamaya odaklanmış durumda. Katledilişinle ilgili içişleri bakanlığı müfettişleri bir rapor hazırlamışlar. Bu raporu istiyoruz, tıpkı senin takip ettiğin dosyalardaki gibi bizden de saklıyorlar. Failleri gösteren bazı deliller adli tıp yetkilileri tarafından ortadan kaldırılmış. Suç duyurusu yapıyoruz bu konuda, verecek cevapları yok. Yazdığımız dilekçelerin haddi hesabı yok. Ama tam da senin yazdığın dilekçeler gibi şimdilik cevapsız. Sanma ki takipsiz bırakacağız, takip edeceğiz, direneceğiz ve faillerini bulacağız."

Tahir Elçi'nin eşi Türkan Elçi de eşini okuduğu şiirle anarak şunları söyledi:

"Bir ömrüm hukuka ibretlik seren camını bir ağıdı kısa ömür üzerine olanı taştan bir sokağı anlatmaya geldik. Yine ten de yara yürekte keder gecenin karanlığında ölüm kokusu. Sen gittin gideli içimizde yıkılmış bir şehir uyur. Niçin uyanmaz. Uyuduğun sokak kırık dökük gidişin eksiklikti desem yine her şey eksik kalır. Bu dar sokakta eksilen sendin çoğalan ölümdü. Ardından her şey biraz daha eksildi. Mesela huzurumuz hürriyetimiz umutlarımız eksildi gel, gel kurtar bizi kimsesiz kalabalıktan yine dört ayaklı kapına geldik. Yine kasım ayı mevsim son bahar avucumuz boş. Elimiz yüreğimizde getiremedik bu sokağa gecenin öksüzlüğünde uyuyan adalet serzeniş yakarış olup damlar avuçlarımıza. Sen gittin hanemizde acıdan başka ne kaldı. Barış isteyen bir adama arkadan vurmanın alçaklık olduğunu haykır. Belki biter bu sabahsız gece. Belki zulüm susar kan susar belki umulmaz kaderimiz beklenmedik düzlüklere çıkar. Tanrının adını günde 5 kez anan bu minareye ölümüne şahitlik yapan bu minareye ahvalimizi anlatmaktan vazgeçmeyeceğiz. Belki ilahi adalet yerini bulur belki gözümün yağmuru diner. Belki bu sokağa bahar gelir. İnsanın insanı yitip bitiren kavgası son bulur. Belki karanlık cinayet faili meçhul olmaktan çıkar. Belki bir adalet yağmuru yağar bu ülke Tahir olur belki bir nebzede olsa biter bu sokakta bizi öldüren bu son bahar havası."

Dört Ayaklı Minare'nin önünde yapılan anmanın ardından grup, Elçi'nin mezarının bulunduğu Yeniköy Mezarlığı'na gitti.

Görüntü Dökümü

-------

Yürüyüş

Kalabalığın Dört Ayaklı Minarenin önüne gelmesi

Tahir Elçi'nin sesinin dinletilmesi

Cihan Aydın'ın açıklaması

Türkan Elçi'nin şiir okuması

Elçi'nin vurulduğu yere karanfiller bırakılması

Genel ve detay görüntüler

Haber-Kamera: Mehmet Mucahit CEYLAN/DİYARBAKIR,

GÖRÜNTÜ BOYUTU: 506 MB


Kaynak: DHA