İbb Davası'nda 13. Gün... Duruşmada, İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu, Tutuklu Avukat Mehmet Pehlivan ve Diğer Tutuklu Sanıklar İçin Söz Aldı

Son Güncelleme:

CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 407 sanıklı İBB Davası devam ediyor. Duruşmada, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, tutuklu avukat Mehmet Pehlivan ve diğer tutuklu sanıklar için tahliye talebinde bulunarak, "Suçluluğu mahkeme kararıyla kesinleşinceye kadar kimse suçlu sayılamaz. Anayasa madde 15/2 açıkça bunu düzenlemektedir. Türkiye savaş halinde olsa dahi bu haklar ihlal edilemezken, olağan hukuk düzeninde en çok ihlal edilen alanın burası olması dikkat çekicidir. Bu durumda, tarafsız ve bağımsız mahkeme hakkı, hukuki dinlenilme hakkı, yargılamaların makul sürede yapılması, şeffaflık, savunma hakkı ve adil yargılanma ilkeleri, Anayasa'nın en çok koruduğu alanlar olmasına rağmen, uygulamada yeterince gerçekleşmemektedir" dedi.

Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN

(İSTANBUL) - CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 407 sanıklı İBB Davası devam ediyor. Duruşmada, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, tutuklu avukat Mehmet Pehlivan ve diğer tutuklu sanıklar için tahliye talebinde bulunarak, "Suçluluğu mahkeme kararıyla kesinleşinceye kadar kimse suçlu sayılamaz. Anayasa madde 15/2 açıkça bunu düzenlemektedir. Türkiye savaş halinde olsa dahi bu haklar ihlal edilemezken, olağan hukuk düzeninde en çok ihlal edilen alanın burası olması dikkat çekicidir. Bu durumda, tarafsız ve bağımsız mahkeme hakkı, hukuki dinlenilme hakkı, yargılamaların makul sürede yapılması, şeffaflık, savunma hakkı ve adil yargılanma ilkeleri, Anayasa'nın en çok koruduğu alanlar olmasına rağmen, uygulamada yeterince gerçekleşmemektedir" dedi.

CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 107'si tutuklu, 5'i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB Davası'nın duruşması üçüncü haftada, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda devam ediyor.

Duruşma, bugün, yarın ve perşembe günü, bugüne kadar savunması alınmayan tutuklu sanıkların avukatlarının tahliye talepleri ile devam edecek. Avukatlar, mahkeme heyetinin belirlediği savunma listesine göre sırayla savunma yapacak. Her avukatın yaklaşık 15-20 dakika kadar savunma yapması hakkı bekleniyor. Perşembe günü ise mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar hakkında ara karar kuracak.

Duruşmada, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu söz aldı. Kaboğlu, tutuklu avukat Mehmet Pehlivan ve tüm tutuklular için konuştu. Kaboğlu, İstanbul Barosu adına, Avukatlık Kanunu'nun ilgili maddeleri kapsamında, insan haklarını korumak ve hukukun üstünlüğünü sağlamak, meslek mensuplarının hak ve sorumluluklarını gözetmek adına söz aldığını belirtti.

"Anayasa ve yasalarda, kişi hürriyeti ve güvenliği konusu oldukça açık"

Baro üyesi Avukat Mehmet Pehlivan'ın tutukluluğuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunacağını söyleyen Kaboğlu, Anayasa ve yasalarda, "kişi hürriyeti ve güvenliği" konusunun oldukça açık biçimde ortaya konulduğunu, kimsenin, anayasanın ve yasaların öngördüğü sınırlar dışında hürriyetinden yoksun bırakılamayacağını vurguladı.

Hakim kararı olmadan yakalamanın ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabileceğini, bunun şartlarının kanunla belirlendiğini anlatan Kaboğlu, "Fakat Anayasa madde 19/3 önemli bir kural daha öngörmektedir, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla ya da bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir. Görüldüğü gibi 'tutuklanabilir', belirli koşullar olsa da tutuklanabilir. Bu madde, anayasanın amir hükmü olup, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi tarafından da somut olarak düzenlenmiştir. Kuvvetli suç şüphesinin yanı sıra kaçma ve delilleri karartma konusunda da somut olguların varlığını arayan, bununla uyumlu bir mevzuat öngörmektedir" diye konuştu.

"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da tutukluluğun nedenlerini açıkça ortaya koymaktadır"

Özellikle 2001 Anayasa değişikliği ve 2004'teki Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlemesinden sonra tutuklamanın istisnai bir durum haline geldiğine işaret eden Kaboğlu, şunları kaydetti:

"Anayasa madde 13'ün yeniden yazılmasıyla ölçülülük kuralı açıkça öngörülmüş ve hakkın özüne dokunma yasağı getirilmiştir. Eğer daha az ağır sonuç doğuran bir yaptırımla aynı amaca ulaşılabiliyorsa, ki bu adli kontroldür, bu durumda tutuklama yerine bu yol tercih edilmelidir. CMK madde 101'de de bu husus açıkça düzenlenmiştir. Adli kontrol, tutuklamanın alternatifi olarak sistemimizde yer almaktadır. Tutuklamanın gerekçelendirilmesi, elverişliliği ve orantılılığı bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bu bakımdan özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da tutukluluğun nedenlerini açıkça ortaya koymaktadır. Yalnızca yakalama anında mevcut olan makul şüphe, tutukluluğun devamı için yeterli değildir. Ulusal adli makamların, tutukluluğun devamı için yeterli ve ilgili başka gerekçeler ortaya koyması gerekmektedir."

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, tutukluluğun meşruiyeti bakımından, "sanığın duruşmaya çıkmama ihtimali", "serbest bırakıldığında adaletin iyi işleyişine zarar verme ihtimali", "yeniden suç işleme tehlikesi" ve "kamu düzenini bozma tehlikesi" şeklinde 4 temel neden belirlediğini aktaran İbrahim Kaboğlu, bu nedenlerin somut şekilde ortaya konulması gerektiğini belirtti.

"İddianamelerin aylar sonra hazırlanması hakkın özüne dokunmaktadır"

İbrahim Kaboğlu, Anayasa'nın, her mahkeme kararının gerekçeli olmasını zorunlu kıldığını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi'nin de bu gerekçelendirme yükümlülüğünü özellikle vurguladığını ifade etti.

Yakalanan ve tutuklanan kişilere, yakalanma ve tutuklanma sebepleri ile haklarındaki iddiaların derhal bildirilmesi gerektiğini, tutuklanan kişilerin makul süre içinde yargılanma ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları bulunduğunu anlatan Kaboğlu, "Ne var ki uygulamada, tutuklama, olaydan değil, kişiden hareketle yapılmakta, kişi, özgürlüğünden yoksun bırakıldıktan sonra delil üretme faaliyeti başlamaktadır. İddianamelerin aylar sonra hazırlanması, özgürlükten alıkoyma tedbirini ölçülülük ilkesine aykırı hale getirmekte ve hakkın özüne dokunmaktadır. Gizli tanık, etkin pişmanlık ve benzeri uygulamalar; keyfi suç isnatlarına yol açmakta ve masumiyet karinesini zedelemektedir. Bu nedenle serbest bırakılma için başvuru hakkı Anayasa madde 19/8, uygulamada ciddi sorunlar doğurmaktadır" değerlendirmesini yaptı.

"Yakalama işlemleriyle aslında anayasa ve yasa, tutuklama kararından önce ihlal edilmektedir"

Başkan İbrahim Kaboğlu, gözaltı süreçlerine ilişkin de eleştirilerde bulunarak, şunları söyledi:

"Tutuklama öncesi özellikle konut baskınlarında dokunulmazlık ihlal edilerek, Anayasa'nın özel hayatın gizliliğini düzenleyen 20. maddesi, konut dokunulmazlığını düzenleyen 21. maddesi, haberleşme özgürlüğünü düzenleyen 22. maddesi yok sayılarak; insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağını düzenleyen Anayasa madde 17/3 ihlal edilerek yakalama işlemleri gerçekleştirilmektedir. Başka bir deyişle, CMK madde 118 ve 134'ün güvence altına aldığı ilkelerin yanı sıra, aslında anayasa ve yasa, tutuklama kararından önce ihlal edilmektedir. Bu süreç, esaslı teminatlar için sıkça başvurulan usul ihlalleri serisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerçekten kolluk güçleri, savcı ve hakim, ilgili kişinin suçluluğundan kuşku duyuyorsa, neden esasa ilişkin işlemlerde açıkça, göz göre göre Anayasa ve CMK ihlal edilmektedir. İşte bu çerçevede tutuklama kararı, bu ihlal zincirinin bir devamı olarak karşımıza çıkmaktadır. Anayasa ve kanunun istisna öngörmeyen açık hükümlerine rağmen yakalanan ve tutulan kişilerin bilgilenme hakkından avukatlar dahi yararlanamamakta, yurttaşlar ise daha baştan savunmasız bırakılmaktadır. Bu çerçevede tutukluluğa itiraz incelemesinin yüzeysel yapılması, kararların basmakalıp ifadelerle geçiştirilmesi; itiraz hakkı anayasal güvence altında olmasına rağmen, bu hakkın etkisiz hale geldiğini göstermektedir."

"Türkiye savaş halinde olsa dahi bu haklar ihlal edilemez"

Kolluk, yargı ve cezaevi uygulamaları sürecinde; insan haklarının çekirdeği dahi yok sayılmaktadır. Oysa insan haklarının çekirdek alanı, her zaman, her yerde ve herkes için geçerlidir ve bu alana saygı gösterilmesi zorunludur. Bu kapsamda, kimsenin yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz. Savaş halinde dahi kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz. Suç ve cezalar geçmişe yürütülemez. Suçluluğu mahkeme kararıyla kesinleşinceye kadar kimse suçlu sayılamaz. Anayasa madde 15/2 açıkça bunu düzenlemektedir. Türkiye savaş halinde olsa dahi bu haklar ihlal edilemezken, olağan hukuk düzeninde en çok ihlal edilen alanın burası olması dikkat çekicidir. Bu durumda, Sayın yargıçlar; tarafsız ve bağımsız mahkeme hakkı, hukuki dinlenilme hakkı, yargılamaların makul sürede yapılması, şeffaflık, savunma hakkı ve adil yargılanma ilkeleri, anayasanın en çok koruduğu alanlar olmasına rağmen, uygulamada yeterince gerçekleşmemektedir."

"Kıdemli bir hukukçu olarak hicap duyuyorum"

İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu, İstanbul Barosu üyesi Avukat Mehmet Pehlivan'ın durumuna ilişkin de konuştu. Anlattığı bütün bu ihlallerin, Avukat Mehmet Pehlivan açısından daha da yoğunlaştığını söyleyen Kaboğlu, şöyle devam etti:

"Zira Avukat Mehmet Pehlivan, huzurdaki davada savunma görevini üstlenmiştir. Yargılama aşamalarında kendisinin ve avukatlarının, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca öngörülen muhakeme engeline ilişkin yaptığı vurgu, hiçbir şekilde dikkate alınmamıştır. Oysa Avukatlık Kanunu'ndaki güvenceler, avukatlara ayrıcalık tanıyan hükümler değildir. Bu güvenceler, yurttaşların adil yargılanma hakkını düzenleyen Anayasa madde 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 6 ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler çerçevesinde, ayrıca Anayasa'nın hukuk devleti ilkesini düzenleyen 2. maddesi temelinde güvence altına alınmıştır. Bu süreçte en dikkat çekici hususlardan biri de gerekçesizliktir. Örneğin 9. Sulh Ceza Hakimliği'nin 19.06.2025 tarihli kararında, 'şüpheli müdafii talebinin Avukatlık Kanunu'nun 108. maddesi uyarınca reddine' karar verilmiş ve yargılamaya devam edilmiştir. Sayın Başkan, değerli üyeler; kıdemli bir hukukçu olarak hicap duyuyorum. Böyle bir gerekçe olamaz. Bu bir gerekçe değildir. Bir hakim, üstelik bir meslektaşı hakkında, böyle bir ifadeyi gerekçe olarak kullanarak bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına karar veremez. Nitekim Mehmet Pehlivan, daha sonra tutukluluğun devamı kararında da yalnızca iki kişinin beyanına dayanılarak tutuklanmış ve tutukluluğu sürdürülmüştür."

"Bir avukatın, müvekkilinin savunmasını organize ettiği gerekçesiyle tutuklanması Anayasa'nın açık hükümleriyle bağdaşmamaktadır"

Kaboğlu, itirafçı beyanlarının tek başına delil olarak kabul edilemeyeceğinin açık olduğunu, bu beyanların, kuvvetli suç şüphesi oluşturup oluşturmadığının ise ciddi bir tartışma konusu edilmesi gerektiğini kaydetti. Başkan Kaboğlu, şöyle konuştu:

"Ayrıca kayıtlara geçen ifadelerde, iddia makamının dahi net bir nitelendirme yapamadığı görülmektedir. 'Tehditvari', 'tehditkar' gibi muğlak ve hukuki karşılığı net olmayan ifadelerle ceza yargılamasına dayanak oluşturulmaya çalışılmaktadır. Üstelik bilindiği üzere, kuvvetli suç şüphesi tutuklamanın tek şartı değildir. Bunun yanında 'ilgili ve yeterli gerekçe' aranır. Bu gerekçe de kaçma veya delilleri karartma ihtimalinin somut olgularla ortaya konulmasıyla mümkündür. Somut olayda, Mehmet Pehlivan'ın kaçtığına ya da delilleri kararttığına ilişkin hiçbir somut delil bulunmamaktadır. Aksine, çağrı üzerine ifade vermeye giden bir avukatın, daha sonra bu şekilde tutuklanması; hem hayatın olağan akışına hem de kanunun ruhuna aykırıdır. Kaldı ki bu şartların varlığı da tek başına yeterli değildir. Aynı zamanda adli kontrol tedbirlerinin yetersiz olduğu da ortaya konulmalıdır. Bu değerlendirme; Anayasa madde 13'teki ölçülülük ilkesi, madde 19'daki koruma, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi madde 5 ve CMK 100, 101 ve 109 hükümleri birlikte gözetilerek yapılmalıdır."

Bu bakımdan yargının görevi araçsallaşmak değildir. Araçsallaşan bir yargı, Anayasa madde 9'da tanımlanan yargı yetkisinin özünü zedeler. Bu şartların ortaya konulmaması dahi hukuk devleti ilkesine aykırıyken; bir kişinin, üstelik bir avukatın, müvekkilinin savunmasını organize ettiği gerekçesiyle tutuklanması Anayasa'nın açık hükümleriyle bağdaşmamaktadır.

"Keyfi tutuklamalar yalnızca tutukluların değil, diğer mahpusların da hak ve özgürlüklerini sınırlamaktadır"

Özellikle Silivri gibi kapasitesinin çok üzerinde mahpus barındıran ceza infaz kurumlarında, keyfi tutuklamalar, yalnızca tutukluların değil, diğer mahpusların da hak ve özgürlüklerini sınırlamaktadır. Adalet ve toplumsal barış, anayasal düzende normatif değer taşımaktadır. Anayasa'nın 2. maddesi, Cumhuriyet'in niteliklerini 'toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı' temelinde tanımlamaktadır. Bu yaklaşım, 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesinin de bir yansımasıdır. Toplu ve keyfi tutuklamalara karşı, yargı heyetinin bağımsızlığı (Anayasa madde 138) ve tarafsızlığı (Anayasa madde 9) çerçevesinde vereceği karar, toplumsal barış açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenlerle, avukat olan Mehmet Pehlivan ve diğer tutukluların tutukluluk halinin sona erdirilmesini talep ediyor; saygılarımızı sunuyoruz."

Duruşmaya mütalaa için ara verildi

Duruşmaya, savcının tutukluluğa ilişkin mütaaasını hazırlaması için 1 saat ara verildi.

Kaynak: ANKA