Kurşunu Kerpetenle Çıkarmışlar!
Musa Cuaş, İsraillilerin sırtındaki mermiyi anestezi yapmadan kerpetenle çıkardığını söyledi.
Gazze'ye insani yardım götüren gemilere yapılan saldırıda yaralanan aktivist Musa Cuaş, İsraillilerin sırtındaki mermiyi anestezi yapmadan kerpetenle çıkardığını söyledi. Yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarına boğulan Cuaş, kurşunlardan birinin aort damarına kıl payı bir mesafede kaldığını ifade etti.
Adli Tıp Kurumu önünde basın mensuplarına yaşadıklarını anlatan Musa Cuaş, "İsrailli doktorlar narkoz vermeden canlı bir şekilde sırtımdaki gerçek mermiyi kerpetenle çıkarttı. Lokal anestezi kelimelerini duydum ama herhangi bir şey yapmadılar. Vücudumdaki iki mermi 12 saat kaldı. Aort damarıma kıl payı mesafede kalmış merminin biri." şeklinde konuştu.
" Türkiye'ye geldikten sonra doktorlar ekstra bir müdahalede bulundu mu?" şeklinde soruya Cuaş, "Gereğinden fazlasını yaptılar. Herkese ayrı ayrı o konuda teşekkür ediyorum, Allah razı olsun. Bizi normal silahla vurdular, lazer ışını olan silahlarla vurdular, farklı farklı 3-4 tane silahları vardı. 16 tane şehidimiz var. Benim dışımda yüzlerce yaralı var. Benden daha ağır yaralı olanlar var. 2 tane arkadaşımızı bıraktık orada, makinelerin içerisinde. Tahmin ediyorum onlar da çekilmiştir fişleri büyük bir ihtimalle. Çünkü insana, özellikle bize verilen hiç bir değer yoktu. İsrailli yetkililerin insanlıkla bir alakası yoktu. Cengiz Songür kardeşimiz vardı, kendisine telsizi teslim ettiğim kardeşimdi, o da şehit oldu." diye konuştu.(CİHAN)
İsrail'in Gazze'ye insanı yardım götüren Mavi Marmara adlı gemide bulunanlardan İsmail Bayraklı, ''Çok zayiat vermemek için teslim olduk. Evet biz çarpışırdık fakat bizler savaşa gitmedik biz yardıma gittik'' dedi.
Kocaeli'nin Gölcük ilçesindeki evine dönen ve ailesiyle kucaklaşan Bayraklı, uluslararası sularda iken sabaha karşı 12 kişilik deniz botuyla etraflarının İsrail askerlerince sarıldığını, 2 helikopterden de gemiye asker indirildiğini söyledi.
İsrail askerlerinin bir yandan ateş ettiğini bir yandan da gaz ve ses bombaları attığını belirten Bayraklı, kendilerinde ise silah bulunmadığını söyledi. Bayraklı, yaşadıklarını şöyle anlattı:
''Yaşanan arbedede elimizdeki sopalarla karşı koyduk. 3 İsrail askeri rehin alındı. Askerler bu yüzden çok korktular. 20 dakikalık arbedede birkaç şehit verdik. Çok zayiat vermemek için teslim olduk. Evet biz çarpışırdık fakat bizler savaşa gitmedik biz yardıma gittik.
İsrail askerleri çok korkak oldukları için bu cinayetleri işlediler. Savunmasız bir kişiye bile 3-4 asker birlikte çullanıyorlar.
Bizler tek, tek teslim olurken ellerimizi kelepçelediler ve gemiyle bir limana götürdüler.
Gemi güvertesinde helikopterlerle denizden su alıp üzerlerimize boşalttılar ve üzerimizde saatlerce beklediler. Helikopterin rüzgarından adeta buz kestik. Limanda kurulan bir çadırda ifadelerimizi aldıktan sonra bizi bir cezaevine soktular.
Bu arada İsrail askerleri başımızda elleri tetikte bekliyorlardı. Biz bir şey söylemek isterken hemen panikleyip konuşmamızı engelliyorlardı.
Daha sonra bizleri 3'er kişilik gruplarla çıkardılar. Daha sonra da 2 uçak ambulansla Türkiye'ye döndük.''
-"2 KURŞUN NARKOZ VERİLMEDEN ÇIKARILDI"-
Saldırıda yaralanan İzmirli yardım gönüllüsü Musa Çoğaş, Adli Tıp Kurumundaki muayenesinin ardından basın mensuplarına yaptığı açıklamada, İsrail askerleri tarafından vurulduktan sonra sırtındaki 2 kurşunun İsrailli doktorlar tarafından narkoz verilmeden kerpetenle çıkarıldığını söyledi.
Çoğaş, şunları anlattı:
''Gemi yanaşana kadar da 12 saat mermiler sırtımda kaldı. Aort damarına çok az bir mesafe kalmış. Gerçekten psikolojimiz çok bozuk. Beni lazer ışınlı silahla vurdular. Farklı farklı 3-4 silah vardı.''
Zaman Gazetesi muhabiri Kürşat Bayhan da Mavi Marmara Gemisi'ne düzenlenen saldırı düzenleyen İsrail askerlerinin önce plastik mermi kullandığını, sonra gerçek mermi kullanmaya başladığını belirterek, bunun üzerine diğer basın mensuplarıyla birlikte basın merkezine çekildiklerini anlattı.
İsrail askerlerinin fotoğraf makinesi, kamera ve özel eşyasına el koyduğunu ve 72 saat içinde İsrail'i terk etmeleri için belge imzalattıklarını ifade eden Bayhan, ''Bizi götürüldükleri hapishanedeki masa ve sandalyelerin Türk malı olduğu dikkat çekicidir'' dedi.
Çektiği görüntülerin bir kısmını saklayabilmek için küçük bir disketi dilinin altına yerleştirdiğini söyleyen Bayhan, yapılan muayene sırasında bunun fark edildiğini anlattı.