Uygulamayı yükle! YÜKLE

Lugano: "Futbola Golcü Olarak Başladım"

Son Güncelleme:

Lugano: "Futbola Golcü Olarak Başladım"

LUGANO: "FUTBOLA GOLCÜ OLARAK BAŞLADIM"


"100. SENEDE ELDE EDİLEN ŞAMPİYONLUĞUN AYRI BİR ÖNEMİ VAR"


"HER SENE ŞAMPİYONLAR LİGİ'NDE OLMALIYIZ"


"TRABZONSPOR MAÇINI ASLA UNUTAMIYORUM" 


Fenerbahçe'nin Uruguaylı defans oyuncusu Lugano, FB TV'de yayınlanan 1'e 1 programında futbola nasıl başladığından, futbol kariyerine; Fenerbahçe ve İstanbul'daki hayatından özel yaşamına kadar bir çok önemli açıklamalarda bulundu. İşte Lugano'nun sözleri:


3 YAŞINDA FUTBOL OYNAMAYA BAŞLADIM


Uruguay'da futbol hayat demektir. Çok güçlü bir futbol kültürü var. Dünyada benzeri çok azdır ya da yoktur diyebilirim. Uruguay'da bir çocuk dünyaya geldiğinde yürümeye başlamadan önce futbol topuna vurmaya başlar. Çocuğun yeteneği olsun olmasın bu böyledir. Ben futbol oynamaya 3 yaşında başladım. Baby futbol adı altında ülke çapında çok yaygın bir oluşum vardır. Bu yapılanma çocuklar için futbol altyapısı diyebiliriz. Ben 13 yaşına kadar baby futbolun bir parçasıydım. 3 yaşında bir kulüpte oynamaya başladım. 3 yaşına gelmeden önce futbol topuyla tanışmış futbol topuna vurmaya alışmıştım. Bu hiçbir ülkede olmayan futbol kültürünün ürünüdür.


FUTBOLA GOLCÜ OLARAK BAŞLADIM


Baby futbolda öğrenim görürken bütün seneler golcüydüm. Şimdi daha az gol atıyorum. Daha sonra ön libero olarak oynadım, ama Naticional'de stoperde daha fazla geleceğimin olduğunu gördüler ve hata yapmamışlar sanırım.


FUTBOLLA İLGİLİ BİR KARİYER DÜŞÜNMÜYORDUM


Çocukluk yıllarında futbolu profesyonel olarak düşünmemiştim. Futbolla ilgili bir kariyer düşünemiyordum. Futbolu bir meslek olarak görmüyordum imkansız gibi bir şeydi benim için. Çünkü 18 yaşında profesyonel olmamışsanız futbola adım atmak çok zordur. Önce kendi mahalle takımında oynadım. Haftada bir kere antrenman yapabiliyordum çünkü hem okul hem de para kazanabilmek için çalışıyordum. Futboldan para kazanmayı düşünemiyorduk bile. O yıllarda profesyonel futbolculuk benim için imkansız gibi bir şeydi. 18 yaşına geldiğimde her şey peri masalına dönüştü. Bir sihirli el sayesinde hayatımdaki her şey değişmeye başlamıştı. O dönem amatör turnuvada şampiyon olmuştuk. Bütün gözler üzerimdeydi. Sonra Naticional'dan teklif aldım. Belki de burada 2. Lig'den Fenerbahçe'ye transfer olmak gibi bir şey. Bir anda hayalini kurduğunuz takımın, hayranı olduğunuz oyuncuların ulaşılmaz gibi görünen figürlerin dünyasına dahil olacaksınız. 18 yaşına kadar hazırlık kampı yapmamıştım. Haftada ikiden fazla idmana çıkmamıştım. Sahip olduğum şey doğal yeteneklerimdi. Profesyonel futbola adapte olmakta çok zorlandım. Sao Paolo'da gösterdiği performansla 3 kez Brezilya'nın


FENERBAHÇE, BREZİLYA'DA TANINAN BİR KULÜPTÜ


Birçok değişik takımdan transfer teklifi vardı, İspanya, İtalya ve Fransa'dan. Bunlarla birlikte Fenerbahçe de benimle ilgileniyordu. Buraya gelmeden bir ay önce olasıkları menajerimle değerlendirdik. O zaman Uruguay'da Fenerbahçe, Türk futbolu çok tanınmamış olmasına rağmen Brezilya'da durum farklıydı. Alex, Aurelio gibi oyuncuların oynuyor olması , daha önce Parreira gibi bir teknik direktörün orada çalışmış olması, elde ettiği başarılar Brezilya'da yakından takip edilen Avrupa'nın en önemli takımlarından biri olması kararımda etkili oldu. Gerek yatırımların hacmi gerekse taraftarların fanatizmi her anlamda büyük potansiyele sahip olması, ayrıca ekonomik anlamda çok güçlü olması, profesyonel anlamda bana çok fazla şey verecek olması, İstanbul'un harika bir şehir olması beni çok etkilemişti. Gelmeden önce İstanbul'un güzel bir şehir olduğunu söylemişlerdi. Ama gelip de gördükten sonra sadece güzel bir yer değil harikulade bir şehir olduğunu anladım. Hepsi buraya gelmemde etkin bir rol oynadı ve Fenerbahçeli oldum.


100. SENEDE ELDE EDİLEN ŞAMPİYONLUĞUN AYRI BİR ÖNEMİ VAR


Transfer olduğum dönem Fenerbahçe'nin 100. Kuruluş yıldönümüydü. 100. senenin ayrı bir önemi vardı. Yeni transfer olmuştum, yep yeni bir dünyaydı benim için ve o sene de şampiyon olmak zorunda olduğumuzun farkındaydık. O sene çok baskı altındaydık. Camia olarak öyle bir baskı yaşıyorduk ki ben daha Türkiye'yi İstanbul'u anlayamadan kendimi büyük bir şampiyonluk mücadelesinin içinde kendimi buldum. Zor günlerde doğru işler yapmıştık ve Fenerbahçe tarihi bir şampiyonluk elde etti. 100. Senede şampiyon olmamız, bunun benim geldiğim ilk senede bana nasip olması taraftarımızla bütünleşmemiz taraftarın, camianın bana olan güvenini hissetmemde çok önemliydi. Daha sonraki senelerde bu olay benim burada sürekliliğimi artıran güven aşılayan en önemli olaydır. Şimdi kutlamaları hatırlıyorum da çok duygusal ve tarifsiz anlardı. Herkesi mutlu görmek muhteşemdi. İnsanların bana olan güveni her şey çok güzeldi. İnsanların performansımı beğenmesi benim açımdan önemliydi. Şampiyon olmuştuk, Şampiyonlar Ligi'ne doğrudan katılmıştık, neredeyse o sene kusursuz bir yıl olduğunu söyleyebiliriz.


HER SENE ŞAMPİYONLAR LİGİ'NDE OLMALIYIZ


O yıl Şampiyonlar Ligi serüveni güzel geçti. Çünkü bütün takım tamamen buna odaklanmıştı. Avrupa'da başarıya aç, bu açlıkla bir yerlere gelmeye çalışan bir takım görüntüsündeydik. Gerçekten de açtık. Avrupa'da başarı bugün de Fenerbahçe'nin en büyük hedeflerinden biridir. Avrupa seviyesinde bir başarı yakalayıp tarihi bir iz bırakmak ve Devler Arenası'nda hep kalıcı olmak. Ben Fenerbahçe gibi potansiyeli olan bir kulübün oyuncularıyla taraftarıyla camiasıyla ekonomik gücüyle Avrupa'da başarı hedefinden şaşmadan her sene bunun peşinden koşması gerektiğini düşünüyorum. Bunu yürekten istemek lazım. Avrupa'da başarı hedefleyen taraftarına büyük heyacanlar yaşatmak isteyen bir oyuncu grubuyduk biz. Motivasyonu olan bu grup için her şey maç mac ilerleyerek devam etti ve tüm Şampiyonlar Ligi serüvenine yayıldı. Anderlecht ile oynadığımız maç zorlu geçti ama ne kadar sağlam ve istekli bir takım olduğumuzu göstermiştik. Grup maçlarında PSV, CSKA ve İnter'i yenerken, Sevilla'yı elerken Chelsea'yi yenerken sert ve sağlam duruşu olan bir takım görüntüsü vermiştik. Daha da önemlisi Avrupa'da da bizde varız demiştik, o yıl Avrupa'ya damgamızı vurmuştuk. Avrupa'da başarı için bir adım attık ama ben eminim daha yapacağımız çok şey var. Bunun bizim zorunluluğumuz haline gelmesi lazım. Avrupa'da bir yerlere gelmek zorundayız. Fenerbahçe'nin kapasitesi olanakları dünyada çok az sayıda kulüpte var. O halde bizim de başarı için çalışmamız gerekiyor. SADECE AVRUPA'YI DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ İÇİN LİG ŞAMPİYONLUĞU GİTTİ


Belki de o sene Avrupa'ya takım olarak çok fazla odaklanmamız ligin en iyi takımı olsak bile bizi bizi ligden uzaklaştırmış olabilir. Eminimki bu sebepten dolayı lig şampiyonluğu elde edememiştik. Ama kulüp tarihi açısından çok büyük bir başarıya kalıcı bir ize imza atmıştık. UMARIM FENERBAHÇE AİT OLDUĞU DEVLER KULÜBÜ'NDE HEP YER ALIR


Şampiyonlar Ligi seviyesindeki maçlar her zaman zordur. Sevilla ile oynadığımız maçta Kanoute ve Lois Fabiano'ya karşı verdiğim savaş güzeldi. Bu kategoride fiziksel ve kalite gücü yüksek oyuncular var. Chelsea karşısında Drogba'ya karşı verdiğim mücadeleyi de unutamam. Bu tip yüksek seviyede maçlarda mücadele etmek insana çok fazla daha haz verir. Umarım Fenerbahçe ait olduğu Devler Kulübü'nde hep yer alır. Benim de bu arenada kariyerim boyunca hep rol alma şansım olur. YARDIMSEVER LUGANO


Çok fazla bilinmesini istemesem de yetimhanelere, hastanelere, çocuklarla birlikte olduğum yerlere gidiyorum. Orada olmalıyım ve ihtiyaç sahibi insanlar beni yanlarında görmeliler. İnsanlara örnek olmaya çalışıyorum. Kendi pozisyonumdan yararlanarak çok önemli hizmetler yapılması için yardım topluyorum. Çocuklara olumlu mesajlar iletiyoruz. Arkadaşlık, işbirliği, fedakarlık gibi kavramların ne olduğunu anlamalarına yardımcı olmaya çalışıyorum. Ben bunu değişik yöntemlerle yapmaya çalıştım. Dünya Kupası'nda bir arkadaşımla bir öykü kitabı çalışmamız oldu. Yazar ben değildim, arkadaşımdı. Beraberce bir öyküyü derledik. Ben önsözü yazmada yardımcı oldum. Bu kitap Uruguay'da büyük ilgi görerek çok sattı. İlköğretim öğrencilerine zorunlu okutulması gereken bir kitap haline dönüştü. Gençlerin kötü alışkanlıklarından uzaklaşmaları için futbolun yardımcı olduğunu düşünüyorum.


TAKIM ARKADAŞLARIM YİNE BİR ŞEY İSTEYECEK DİYE KORKUYORLAR


Takım arkadaşlarım artık benden korkmaya başladı. Benim geldiğimi görünce kesin bir şey isteyecek krampon, forma gibi malzeme ne olursa…Birçok krampon malzeme sezon boyunca temin ediyoruz. Eskimiş yıpranmış kramponu atmadan önce tamir ettirip Uruguay'daki çocuklara ve yetişkinlere yolluyorum.Krampon alamayacak durumda olan insanlar böylece futbol oynuyor. Biraz çaba göstererek zaman ayırarak insanların futbol oynamalarına yardımcı oluyorum.


AİLEM HAYATIMDAKİ EN BÜYÜK GÜCÜM


Ailem için yaşıyorum, ailem hayatımdaki en önemli gücüm hem hayatımdaki hem futbolculuk kariyerimdeki en büyük desteğim. Aile her şeyin temelidir. Verdiğim tüm mücadele ailem adına diyebilirim. Bir baba olarak çocuklarıma iyi örnek olmak ve onların benimle gurur duymasını istiyorum. Bu bir baba için çok önemli bir beklentidir. Yaptığım her şey onlar içindir. Onlar mutluysa ben de mutluyum. Onlar Türkiye'de İstanbul'da olmaktan çok mutlular. Fenerbahçe camiasında olmaktan çok mutlular. Ben de onların mutluluğun daimi olması için en iyisini yapmaya çalışıyorum.


BENİM İÇİN TAŞIDIĞIM FORMA KUTSALDIR


Lugano taşıdığı formanın kutsal olduğuna inanıyor. Giydiğim forma 25 milyon taraftarı olan Fenerbahçe'nin forması, ben ekmeğimi bu forma aracılığıyla kazanıyorum. Bundan da önemlisi benim formam. Yardım organizasyonlarında kullanılmasını istiyorum. Okullara, hastanelere, ihtiyacı olan insanlara veriyorum formamı. Engelli bir insana tekerlekli sandalye almak için, fakir insanlara yemek vermek için kullanılabilir. İhtiyacı olan bir kulübe malzeme alınması için kullanılabilir. Bu tip yardımlar için çok değerli hale gelebilir formam. Ben de bugünler için saklıyorum ve zamanı geldiğinde değerlendiriyorum. Bu basit olayla birçok insana yardım edebilirsiniz.


FENERBAHÇE TARAFTARI BENİM İÇİN ÇOK ÖZEL


Fenerbahçe taraftarı benim için çok özeldir. Bana besledikleri sevgi yakınlık gerçekten inanılmaz. Sokağa çıkıtğınızda bu sıcaklığını hissediyorsunuz. Nedenini bilmiyorum, ama ben o kadarını hak ettiğimi düşünüyorum. Türkçe bilmediğim için üzülüyorum. Bana bir şey söylediklerinde tam anlamıyla anlayamabiliyorum ama Türkçe'yi çok anlamasam da bana besledikleri duyguları hissediyorum. Bunu hissetmek gerçekten inanılmaz. Özellikle her sezon sonunda benim hakkımda çıkan transfer spekülasyonlarından sonra insanların yanıma gelip kalmamı istemesi Fenerbahçe için önemli oldugumu söylemeleri çok güzel. Sadece İstanbul'da değil, Anadolu'da Almanya'da hatta Uruguay'a gelen Türkler bile. Gerçekten inanılmaz bir şey, çok mutlu ediyor beni, aynı zamanda sorumluğumu artırıyor. Her geçen gün en iyisini vermemi gerektiriyor. Gerek maçlarda maçlardan sonrası gerekse sokakta böyle bir sevgiyi hissetmemek farkında olmamak mümkün değil. Bu sevgiyi özümseyip aynı zamanda sorumluluğu getirdiğinin de farkındayım. Benim de bu sevgiye fedakarlıkla çalışmayla başarılarla karşılık vermem gerekir.


TRABZONSPOR MAÇINI HATIRLAMAK BİLE İSTEMİYORUM


Hayatımdaki 3 şeyi hatırlamak istemiyorum. 3 tane hayal kırıklığım var kariyerimde. Almanya'daki Dünya Kupası'nın dışında kaldığımız an, penaltılarla Avustralya'ya elendiğimiz zaman, ikincisi Brezilya'da Libertodores Kupası'nı kaybettiğimiz zaman, üçüncüsü şüphesiz Trabzonspor'a karşı Kadıköy'de oynadığımız son lig maçı. Normalde 15-1 kazanmamız gereken bir maçtı. Çünkü her maçta bu kadar fark olmaz. Ancak berabere kaldık ve şampiyonluğu kaybettik.


BANA URUGUAY'DA 'TOTİTA (BABASININ OĞLU) DİYORLAR


Tota Diego Lugano'nun değil babasının lakabıdır. Tota aileden, babamdan geliyor. Babam da futbol oynardı, 6 tane kızkardeşi vardı ve bu lakabı kız kardeşleri takmıştı. Karakter olarak bana çok benzeyen hatta benden daha sert bir yapıya sahipti. Benim şehrimdeki herkes benden daha iyi futbol oynadığını söyler. Gençken maçların uzun süre etkisinde kalır, her yenilgide ağlayarak eve gelir, ortalığı dağıtıyormuş, sinirleniyormuş. Kızkardeşleri de onunla dalga geçmek için 'Ağlak ağlak' derlermiş, Tota da İspanyolcada bir bayan soyadı, onlar da 'ağla bakalım bir kız' gibi derlermiş, bu böyle sürüp gitmiş. Ben doğduğumda bana Totita demeye başladılar. Uruguay'da bana ne Diego ne de Lugano diye seslenir. Tota ya da Totita diye seslenilir. Yani Ufak Tota (Babasının Oğlu). Türkiye'de de haberdar oldular bana Tota diyorlar. Bu da hoşuma gidiyor, sonuçta aileden gelen bir şey. Biri bana Diego ya da Lugano diye seslense kafamı çevirip bakmam ama Tota denildiği zaman bana seslenildiğini anlıyorum ve o kişinin beni seven tanıyan biri olduğunu biliyorum.


Dünya Kupası'nda sakatlandığım an gerçekten ölmek istedim. Finale doğru yürürken ansızın sakatlanıyorsunuz. Moralmen çökmüştüm ama bunu takım arkadaşlarıma göstermemem gerekiyordu çünkü benim yaşadıklarım önemli değil önemli olan milli takımdı. Yarı final maçında oynamayacağımı anladığımda yapmam gerekeni yaptım ve takım arkadaşlarıma destek oldum. İstanbul-DHA

Kaynak: DHA