Mavi Vatan Yasası'nın Stratejik Önemi
Furkan Kaya, Türkiye'nin Mavi Vatan Yasası'nın jeopolitik ve hukuki boyutlarını analiz etti.
Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Furkan Kaya, Türkiye'nin Mavi Vatan Yasası'nın jeopolitik, hukuki ve stratejik boyutlarını AA Analiz için kaleme aldı.
***
Türkiye'nin Mavi Vatan Yasası, sadece teknik olarak hazırlanmış bir deniz yetki sahası düzenlemesi olmamakla birlikte devletin deniz jeopolitiği ile alakalı stratejik vizyon ve doktrininin siyasi ve hukuki zeminde belirlenmesi olarak değerlendirilebilir. Bu politika, Doğu Akdeniz, Adalar Denizi ve Karadeniz'de Türkiye'nin karşılaştığı enerji, güvenlik ve egemenlik meselelerini mutlak ve kırmızı çizgilerle belirlenmiş hudutlar içinde çözme potansiyeli taşıyor. Elbette bu anlayışın ağırlık merkezinde Kıbrıs meselesi yer alıyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) eşit statülü, egemen devlet olarak tanınması ve Ada çevresindeki hukuki haklarına kavuşması, büyük önem arz ediyor. Ayrıca Adalar Denizi'ndeki Yunanistan'ın maksimalist işgalci zihniyetinin "şamata diplomasisinden" ibaret olduğu oldukça aşikar. Bu bağlamda Lozan dengesini koruyarak Türkiye'nin kara sularının 6 mil esasına göre belirlendiği ve Yunanistan'ın bir kara devleti olmasından hareketle adalarının münhasır ekonomik bölge (MEB) sahası olamayacağı görüşü, Türkiye'nin kırmızı çizgisi ve "casus belli" yani savaş sebebidir.
Denizlerindeki "Misak-ı Milli'nin" ilanı
Mavi Vatan doktrini, Türkiye'nin "denizlerdeki Misak-ı Milli sınırlarının" ilanıdır. Türkiye'nin yaklaşık kara yüz ölçümü 783 bin 562 kilometrekareyken Mavi Vatan coğrafyası içinde Karadeniz, Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge ve deniz yetki alanları ile beraber yaklaşık 462 bin kilometrekaredir. Yani toplamda Türkiye'nin jeopolitik, siyasi ve ekonomik coğrafyası 1 milyon 245 bin kilometrekare olarak hesaplanabilir. Bu yaklaşımın mutlak muhasebesi, Türkiye'nin ana vatanının sadece kara olmadığı, denizlerdeki varlığı ve savunmasının, esas olarak ana karanın güvenliğini sağladığı gerçeğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Türkiye, sadece kıyılarının güvenliğini değil aynı zamanda deniz ticaret güzergahlarını, enerji kaynaklarını, deniz altı zenginliklerini ve jeopolitik erişim bölgelerinin de güvenliğini sağlamak zorundadır. Bunun için de proaktif politikanın devamı büyük önem arz etmektedir.
Doğu Akdeniz'de jeopolitik kalkan
Bilhassa Doğu Akdeniz'deki enerji diplomasisi ve rekabeti oldukça önemlidir. Hidrokarbon rezervleri, enerji hatları ve münhasır bölge tartışmaları, Türkiye, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), İsrail ve Mısır arasında katmanlı hegemonya mücadelesine neden oldu. Yunanistan'ın 'Enosis' ve 'Megali İdea' anlayışlarıyla 1940'lı yıllardan itibaren uyguladığı maksimalist politikalarına karşı çıkan Türkiye, yarı kapalı ve özel bir deniz olan Adalar Denizi'nde deniz yetki alanlarını hukuka dayalı hakkaniyet ilkesi çerçevesinde barışçıl bir deniz jeopolitiği geliştiriyor. Bu hususta 2019 yılı Kasım ayında Libya ile imzalanan "Deniz Yetki Alanları Mutabakatı," Türkiye'nin bölgesel yalnızlaştırma politikalarını kırma ve enerji diplomasi masası dışında bırakılma teşebbüslerine karşı inşa ettiği jeopolitik politikalardan biri olarak düşünülebilir. Tam da bu aşamada oluşturulan 'Mavi Vatan Yasası' ile bu stratejik hattın kurumsallaştırılması mümkün kılınabilir.
Stratejik kuşatmada Kıbrıs ve Mavi Vatan
Türkiye'nin 'milli davası' Kıbrıs meselesi, Mavi Vatan doktrininin tam da merkezinde yer alan güvenlik parametrelerinden biridir. Kıbrıs, sadece Türkiye açısından tarihsel ve siyasi yönüyle bir milli mesele değil aynı zamanda Doğu Akdeniz enerji güvenliği, deniz egemenliği ve askeri denge yapısı bakımından ileri karakol özelliği taşımaktadır. KKTC'nin özgürlüğünü ve egemenliğini inkar edenler, Ada'nın tamamı GKRY'ye aitmiş gibi deniz yetki alanlarını işgal etme niyetini her defasında yineliyor. KKTC'nin deniz sahasını görmezden gelmek, aynı zamanda Türkiye'nin Mavi Vatan politikasına ve bölgesel menfaatlerine dönük stratejik kuşatma teşebbüsü olarak değerlendirilmelidir.
Bu perspektif dahilinde Türkiye denizlerinde askeri kapasite ve kabiliyetlerini arttırıyor. Deniz altı projeleri, insansız silahlı ve silahsız deniz araçları, yerli savaş gemileri, amfibi hücum kapasitesi ile deniz-hava unsurlarındaki modernizasyonu, Türkiye'nin sadece kara merkezli değil, deniz odaklı bir güvenlik paradigması inşa ettiğini gösteriyor. Mavi Vatan doktrininin sahadaki en önemli destek unsurlarından biri, savunma sanayiindeki yerlileşme girişimleri olmuştur.
Türkiye, neden "pasif kıyı ülkesi" olmayı reddediyor?
Diğer taraftan ekonomik ve diplomatik rekabet, en az askeri mücadele kadar önem arz ediyor. Enerji arz güvenliği, deniz ticaret güzergahları, liman yarışı ve deniz altı kablo hatları artık klasik güvenlik stratejilerinin çok daha ilerisinde jeoekonomik güç parametreleri olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla Doğu Akdeniz'deki gerilim, sadece bölgesel değil küresel güç dengeleri bakımından da kritik önem taşıyor. Küresel güçlerin Doğu Akdeniz'e olan ilgisi, her geçen gün artıyor. ABD, Rusya, Çin ve AB'nin Doğu Akdeniz'de var olmak adına Yunanistan ve GKRY ile temasları, Türkiye'nin Mavi Vatan politikalarını daha kritik hale getiriyor. Bilhassa Hürmüz krizi ve olası Babülmendep krizi, Türkiye'nin denizlerde 'pasif kıyı devleti' değil aktif ve sınırlarını çizen deniz gücü olmasını zorunlu kılıyor.
Neticede Türkiye, Mavi Vatan Yasası ile denizlerindeki hak ve menfaatlerini sadece askeri olarak değil hukuki, diplomatik ve stratejik düzeyde tahkim ediyor. Kısa ve orta vadede Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Adalar Denizi'ndeki muhtemel gelişmeler, sadece bölgesel güç mücadelesini değil aynı zamanda Türkiye'nin Mavi Vatan güvenlik vizyonunu ortaya koyacak. Bu milli perspektifin yalnızca askeri tatbikatlar, siyasi söylemler veya harita tartışmalarıyla kalmayıp "kurumsal ve hukuki devlet doktrini" seviyesine ulaştığı ifade edilebilir.
[Doç. Dr. Furkan Kaya, Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi'dir.]
Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.