"Suriye'deki Vahşet İnsanlık İçin Utanç Kaynağıdır"

Son Güncelleme:

Başbakan Erdoğan, Suriye rejiminin, BM'deki tıkanıklıktan cesaret alarak kendi halkına karşı bir vahşet yürüttüğünü ve bunun insanlık için bir utanç kaynağı olduğunu söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye rejiminin, Birleşmiş Milletler sistemindeki tıkanıklıktan cesaret alarak kendi halkına karşı bir vahşet yürüttüğünü ve bunun insanlık için bir utanç kaynağı olduğunu söyledi.


Bali Demokrasi Forumu'nda konuşan Başbakan Erdoğan, "Suriye rejiminin BM sistemindeki tıkanıklıktan cesaret alarak kendi halkına karşı sürdürdüğü vahşet, insanlık için bir utanç kaynağıdır. Gözlerimizin önünde devam eden bu insanlık dramı karşısında hareketsiz kalmayı, sadece uluslararası dengeler ile açıklamak, vicdanları tatmin etmeyeceği gibi, bizleri tarih önündeki sorumluluğumuzdan da kurtaramaz" ifadelerini kullandı.


Türkiye olarak, Suriye'de halkın meşru talep ve beklentileri doğrultusunda, tüm etnik ve dini grupların temsil edileceği bir yöneteme geçilmesini arzuladıklarını belirten Başbakan Erdoğan, "Sadece Suriye'de değil, Ortadoğu'da veya dünyanın herhangi bir yerinde insanlar dikta rejimlerinin şiddeti altında acı çekerken, kimse kendi ülkesinde, kendi toprağında huzur içinde yaşayamaz. Bu acılar sürerken, küresel sistemin işleyebileceğini ve kendi sınırları içinde kaygısız şekilde demokrasinin nimetlerinden yararlanabileceğini düşünen varsa, büyük bir yanılgı içerisindedir. Türkiye olarak biz sadece Suriye'de değil, dünyanın neresinde olursa olsun, insani sorunlara çözüm üretme yolundaki sorumluluklarımızın bilinciyle hareket ediyoruz" diye konuştu.


"ROHİNGYA MÜSLÜMANLARINA KAYITSIZ KALMAMALIYIZ"


"Bu doğrultuda Somali'de 20 yıldan fazla süren karışıklık ve insanlık dramı karşısında hareketsiz kalan uluslararası camiayı sorumluluk almaya teşvik etmek için yoğun çaba sarf ediyoruz" diyen Erdoğan, şunları söyledi:


"Nitekim şu anda Somali ile gayretlerimiz devam ediyor. Aynı şekilde Myanmar'da devam eden sıkıntılar ne yazık ki tarif edilemeyecek derecede ileri safhaya gelmiştir. Rohingya Müslümanlarının içinde bulunduğu duruma kayıtsız kalmamalıyız. Bunu insani bir görev olarak hatırlatmak istiyorum. ve biz ülkemizin şefkat elini oraya da taşıdık. Fakat uzanan şefkat ellerine dahi müsaade edilmiyor. Tüm bu çalışmaları sadece insani sorumluluğumuzun gereği olarak yürütüyoruz. Endonezya ve Türkiye gibi yükselen güçlerin öncülüğündeki benzeri çabaların tüm uluslar arası topluma örnek olmasını diliyorum."


"DÜNYAYI BM'NİN 5 DAİMİ ÜYESİNİN İKİ DUDAĞI ARASINA BIRAKIRSAK İNSANLIK KAN KAYBEDER"


Birleşmiş Milletler'deki yapının değişmesi gerektiğine vurgu yapan Erdoğan, küresel düzlemde karşılaşılan birçok sorunun temelinde, siyasi ve ekonomik adaletsizlikler yattığını belirterek, "Bu husus son yıllarda BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere Somali'de, Myanmar'da, Suriye'de sınavlar veren küresel yapıların sorunların çözümü karşısında maalesef yetersiz kaldıklarını görüyoruz. Aslında bu kurumların kuruluş nedeni, kuruluş amacı bu değil mi? Bu durum küresel yapıların etkinlik ve meşruiyetlerini her geçen gün daha da aşındırıyor. Üzülerek ifade etmek zorundayım ki, BM artık insanlığın geleceğini tehdit eden, umutlarını körelten, korkuları ortadan kaldırabilecek bir liderlik sergileyemiyor. İnsanlığın küresel barışa özleminin sembolü bir kurum olarak ortaya çıkan BM'nin uluslar arası meşruiyetin ve adaletin tesisinde daha etkin olması gerekiyor" şeklinde konuştu.


"Dünya beş tane daimi üyenin iki dudağının arasına bırakılamaz" diyen Erdoğan, "Eğer tüm dünyayı biz beş tane daimi üyenin iki dudağı arasına bırakacak olursak işte burada insanlık, her geçen gün kan kaybeder. Yanıbaşımızda Suriye'de şu anda ölen insanların sayısı 50 bine ulaştı. Sadece benim ülkeme sığınan insan sayısı 110 bin, çadır ve koyteynır kamplarda... 60 bin de kendi imkanlarıyla evlere göç etmiş durumda. 2,5 milyon insan ülkelerinde evlerinden ayrı olarak yaşıyor. ve uçaklardan atılan bombalarla insanlar öldürülüyor. Birleşmiş Milletler nerede? Birleşmiş Milletler, beş tane daimi üyenin iki dudağının arasından vereceği karara bağlı. Bunun için biz BM'nin bütün insanlığın hukukunu koruyacak, uluslar arası toplumu ortak değerler ve adalet temelinde örgütleyecek şekilde yeniden yapılanması gerektiğini savunuyoruz. Birleşmiş Milletler'de, Güvenlik Konseyi'nde tüm insanlığın, tüm kıtaların, tüm inanç gruplarının temsilcilerinin bulunması lazım. BM'nin hem vizyonu, hem de yapısı yenilenmesi lazım" dedi.


"KÜRESEL YAPILAR DEĞİŞİME AYAK UYDURMAKTA ZORLANIYOR"


"Siyasi istikrarsızlık odaklarının küresel güvenliği etkilediği bu sürece ek olarak, soğuk savaş sonrası dönemdeki yeni dünya düzeni arayışlarının da halen devam ettiğini görüyoruz" diyen Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:


"Dünyada ekonomik sıklet giderek hızlanan bir şekilde batıdan doğuya, kuzeyden güneye doğru kayıyor. Mevcut küresel yapılar ise bu değişime ayak uydurmakta zorlanıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki küresel ekonomik dengeleri yansıtan kurumların, kapsamlı bir reform sürecinden geçerek, günümüzün ekonomik gerçeklikleri ile uyumlu hale getirilmeleri şarttır. Bu çerçevede G20 oluşumu, geniş tabanlı temsil yeteneği, esnek karar alma mekanizmaları ve şeffaf yapısı ile sadece ekonomik alanda değil, her bakımdan geleceğin küresel düzeni için önemli bir örnektir. Yükselen güçler arasında yer alan ülkemiz, aynen Endonezya gibi, G20'nin aktif bir üyesi olarak küresel sorunların çözümüne yapıcı bir katkı sağlama gayreti içerisinde bulunuyor. 2015 yılında dönem başkanlığını devralacağımız G20'nin az gelişmişlik ve gelir dağılımı sorunları başta olmak üzere, küresel meselelerde daha fazla sorumluluk üstlenmesine çalışacağız."


"IMF'NİN DE KAPSAMLI BİR REFORM SÜRECİNDEN GEÇMESİ GEREKİYOR"


Bu arada önemli bir nokta benzer bir şekilde IMF'in de kapsamlı bir reform sürecinden geçmesi gerektiğine inandıklarını belirten Erdoğan, "Ekonomi alanındaki yeni kurumsal düzenlemeler hayata geçirilirken, küresel gelir dağılımının düzeltilmesi, yoksullukla etkin mücadele ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri gibi konulara öncelik verilmeli. Kalkınma ile güvenlik arasındaki bağ hiç bu kadar güçlü olmamıştı. Bu çerçevede kitlesel yoksulluk ve yaygın adaletsizlik duygusu, dünyadaki en önemli istikrarsızlık unsuru olmaya devam ediyor. Yeni küresel yapılar bu gerçek göz önünde bulundurularak oluşturulmalı" dedi.


Bunun için özellikle Türkiye olarak son dönemde sürdürülebilir ve güvenli kalkınma çabalarında aktif bir rol üstlendiklerini ve bunu da devam ettireceklerini belirten Erdoğan, "Kitlesel yoksulluk ve yaygın adaletsizlik duygusu dünyadaki en önemli istikrarsızlık unsuru olmaya devam ediyor. Yeni küresel yapılar, bu gerçek göz önünde bulundurularak oluşturulmalı. Kalkınmanın en temel insan hakkı olduğu inancıyla, BM başta olmak üzere, bu meselenin bütün uluslar arası platformlarda savunuculuğunu yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu.


"ENDONEZYA DEMOKRATİK KURUMLARIN İNŞASINDA ÖNEMLİ MESAFE KAT ETTİ"


"Endonezya yüzlerce farklı dilin konuşulduğu, çok sayıda etnik grubun bir arada yaşadığı bir ülke olarak özellikle son 10 yılda demokratik kurumların inşası konusunda da başarılı bir performans ortaya koydu" diyen Erdoğan, şunları kaydetti:


"Aynı şekilde Endonezya'nın demokrasinin ilerletilmesi konusunda bölgesinde sergilediği liderliği de takdirle izliyoruz. Endonezya'nın milli idealinin bizim de tarihi tecrübelerimizden süzülüp gelen bir ilkeyi ifade eden, 'çokluk için birlik olması' elbette rastlantı değildir. Bu aslında ülkedeki farklılıkları bir zenginlik olarak görüp buradan doğan dinamizmi ekonomik kalkınma ile demokrasinin inşasına başarı ile yönlendirme iradesine işaret ediyor. Dünyanın en yoğun Müslüman nüfusuna sahip olan Endonezya etnik ayrılıkçılık, fanatizm ve terörizm gibi günümüzün önemli meydan okumalarına en iyi cevabın daha fazla demokrasi ve daha çoğulcu toplum ideali ile verilebileceğini gösteren iyi bir örnek olmuştur.


Demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi kavramlar, artık belirli bir bölgeye, belirli bir gruba değil, bütün dünyaya ait ortak değerler haline geldi. Bununla birlikte bugün artık demokrasi başta olmak üzere tüm bu kavramlar konusunda yeni bir muhasebeye ihtiyaç duyulduğunu görüyoruz. Çünkü küreselleşme olgusu, ekonomiden siyasete, sosyal hayattan kültüre kadar, her alanda oyunun kurallarını kökten değiştirdi, değiştirmeye de devam ediyor. Bu değişimin dinamiklerini doğru şekilde kavrayarak, demokratik sistemlerimizi buna uyarlamak mecburiyetindeyiz. Geniş katılımlı, çoğulcu toplum modelleri için yönetenlerle yönetilenler arasında yeni sosyal anlaşmalara ihtiyaç var. Günümüzde demokratik süreçlerini kapsayıcı, şeffaf, hesap verebilir, hukukun üstünlüğünü esas alan ve azınlıkların haklarını gözeten şekilde oluşturulmaları artık kaçınılmaz bir gereklilik haline geldi. Bu şu demek değildir, azınlıkların çoğunluklara tahakküm etmesi, değildir. Çünkü demokrasinin tanımı bu olamaz. Ancak çoğunluğun da azınlığa tahakküm hakkını vermez. Dolayısıyla bugün artık demokratik işleyişçe aktörlerin çok çeşitlendiği, sosyal hareketliliğin yükseldiği, çıkar gruplarının demokratik işleyişi etkileme kapasitelerinin arttığı, bireyin tek başına dahi önemli bir siyasi aktör haline gelebildiği bir demokratik düzenden bahsediyoruz.


Bu gerçekler bizi, demokratik yapılarımızı daha eşitlikçi, çoğulcu ve insanı temel alan bir niteliğe kavuşturmaya yönetiyor."


"KÜRESEL DEĞERLERDEN TAVİZ VERMEYEN, ÇÖZÜM ÜRETEN, ADİL BİR DEMOKRASİ ANLAYIŞINA İHTİYACIMIZ VAR"


"Bununla birlikte, mevcut sistemlerin bu yeni ihtiyaçlara ne kadar uyumlu olduğu önemli bir soru olarak karşımızda duruyor" diyen Erdoğan, "Örneğin uzun süredir devam eden küresel ekonomik kriz, yerleşik demokrasileri önemli bir sınava tabi tutuyor. Gelişmiş Batı ekonomiler ve sosyal devlet modelleri, küresel kriz karşısında ciddi şekilde sarsılmıştır. Demokratik yapılara duyulan güvensizliğin artması ve seçimlere katılım oranlarının düşmesi aşırılık yanlılarının giderek tüm siyasi sistemleri etkileyecek güce ulaşmalarına yol açıyor. Bunun bir değerler krizine dönüşmemesi ve demokratik dokunun korunabilmesi için toplumların demokrasiye olan inançlarının yükseltilmesi gerekiyor. Küresel değerlerden taviz vermeyen, ancak ülkelerin, toplumların gerçek sorunlarına çözümler üretebilen etkin ve adil bir demokrasi anlayışına ihtiyaç var. Bu değişim uluslararası sistem açısından da gerekli" dedi.


"Sınırların önemini anlamsız kılan, yeni dünya düzeninde insanların demokrasiye sadece kendi sınırları içinde değil, uluslar arası düzeyde de ihtiyacı var" diyen Erdoğan, şunları söyledi:


"İşte bu süreçte dünyada gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere, güçlere büyük görevler düşüyor. Bu ülkelerin dünya ekonomisindeki artan paylarına, bölgesel düzeyde belirginleşen öncü konumlarına paralel şekilde küresel meselelerde de daha fazla sorumluluk almaları gerekiyor. Endonezya'nın bölgesinde demokrasi konusunda üstlenmiş olduğu liderliği bu anlamda başarılı bir örnek olarak ifade edebiliriz. Biz de Türkiye olarak aynı sorumluluk bilinciyle hareket ediyoruz. Demokratik, eşitlikçi, kapsayıcı ve en önemli adil bir yeni küresel düzenin oluşturulması için bölgemizde ve dünyada yoğun gayret içindeyiz. Bu doğrultuda, geçtiğimiz ay İstanbul'da siyasetten ekonomiye, dinden sanata kadar, küresel düzeyde adalet temasının tartışıldığı İstanbul Küresel Forumu'nu gerçekleştirdik." - BALİ

Kaynak: İHA