Akademik çalışmasında "küçük beyazlar" kavramını ortaya koyan Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Oğuzhan Bilgin, Türkiye'de bazı beyaz yakalıların Batılı yaşam tarzını statü göstergesi olarak benimsediğini, bu durumun kimlik, kültür ve aidiyet alanlarında bir yabancılaşmaya yol açtığını ifade etti.
Bilgin, AA muhabirine, "Beyaz Yakalılardaki Kültürel Yabancılaşmanın Sosyolojik Çerçevesi: Küçük Beyazlar" adlı çalışması hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Çalışmasındaki "beyazlık" kelimesinin Güney Afrika'daki apartheid rejimine bir gönderme olduğunu söyleyen Bilgin, "Kendini Batılı gibi gören, toplumun çoğunu kendinden aşağı gören, ekonomik, kültürel, bürokratik ve yaşam tarzı açısından kendisini ayrıştıran bir zümreye "beyaz Türk" denmiştir. Ben bu kavramı tercih etmiyorum. Kendini Türk kimliğiyle ve kültürüyle bağdaştırmayan bir kesime "Türk" demenin doğru olmadığını düşünüyorum. Bu nedenle "beyazlar" demeyi tercih ediyorum." dedi.
Bu sınıfa ait olmayan ama onlar gibi Batılılaşma yanlısı olan bir kesimin olduğuna dikkati çeken Bilgin, "Bu sınıfa ait olmayan ama onlar gibi davranmaya çalışan bir kesim var. İşte 'küçük beyazlar' dediğim grup tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor. Sınıfsal olarak bu elit gruba ait olmayan, fakat onlar gibi yaşamaya çalışan, onlara öykünen, beyaz yakalı işlerde çalışan ve yüksek eğitim almış bir kitle söz konusu." diye konuştu.
Bilgin, bu kesimin tüketim alışkanlıklarından yaşam tarzına, düşünce biçimlerinden kimlik algısına kadar kendilerini Batı'ya aitmiş gibi konumlandırdıklarını ifade ederek, Batı ile tarihsel ya da kültürel bir bağları olmadığını, konuşmalarında İngilizce kelimeler kullanmaları, tüketim üzerinden statü üretmeye çalışmaları, yurt dışı deneyimlerini sosyal medyada sergilemeleri ile kendilerini bir sınıfa dahil etmeye çalıştıklarını aktardı.
Bazı beyaz yakalıların Batı devletlerinin kültürel hegemonyası ile Batı'ya özenerek kendi kültürünü "aşağıda" gördüklerine işaret eden Bilgin, şöyle devam etti:
"Bu mesele aynı zamanda kültürel hegemonya ile ilgili. Batı'nın küresel ölçekte kurduğu bir kültürel hegemonya var ve bu süreç sömürgecilikten itibaren inşa edildi. Türkiye hiçbir zaman sömürge olmamış olsa da Tanzimat'tan itibaren Batılılaşma süreciyle birlikte bu hegemonya etkili hale geldi. Eğitimden medyaya, akademiden popüler kültüre kadar birçok alanda bu etkiyi görmek mümkün. Bu etki ilk olarak elit kesimlerde ortaya çıktı, ardından toplumun diğer kesimlerine yayıldı. Günümüzde bu süreci özellikle üniversitelerde, sosyal medyada ve beyaz yakalı çalışma ortamlarında görüyoruz. Üniversiteler sadece akademik değil, aynı zamanda sosyal bir dönüşüm alanı."
Sosyal medya yabancılaşmayı hızlandırıyor
Prof. Dr. Oğuzhan Bilgin, bazı beyaz yakalıların sosyal medya üzerinden kendi yaşam tarzlarını dayatmaya çalıştıklarını vurgulayarak, influencerların, trendlerin ve tüketim kültürünün bu süreci hızlandırdığı uyarısında bulundu.
Plazalarda, Batı'da tatil yapmak ya da orada eğitim almanın bir statü belirtisi olarak görüldüğüne değinen Bilgin, "Plaza ortamlarında ise Batı'nın üstünlüğünün sürekli vurgulandığı bir söylem hakim. Batı'da tatil yapmak, orada eğitim almak ya da belirli markaları tüketmek bir statü göstergesine dönüşüyor. Bu davranışların bir kısmı samimi bir dönüşümden kaynaklanırken bir kısmı da tamamen statü elde etme amacıyla yapılan bir taklitten ibaret." ifadelerini kullandı.
Bilgin, Batılılaşmayı yanlış anlayan bazı insanların kendi ailesi ve kökleriyle arasına mesafe koyduğunun, bazı kesimlerin de milli ve dini kültürlerini aşağı görerek, kendi kimliğine karşı bir yabancılaşma hatta "öz sömürgeci" bir bakış açısı geliştirdiğinin altını çizdi.
Çalışmasında, Türkiye'deki beyaz yakalıların bir kısmında Türk ve İslam karşıtlığının münferit değil, sistematik olduğunu ifade eden Bilgin, buradaki sistematik yapıdan kastının, belirli söylem ve davranış kalıplarının tekrar etmesiyle ilgili olduğunu kaydetti.
Bilgin, araştırmalarına ve gözlemlerine göre bazı beyaz yakalılarda dini pratiklere karşı küçümseyici bir yaklaşımın tekrar ettiğini dile getirerek, şunları söyledi:
"Örneğin oruç tutan ya da namaz kılan kişilere yönelik alaycı veya dışlayıcı ifadeler kullanılabiliyor. 'Hala bunları mı yapıyorsun?' gibi söylemler bu tavrın örneklerinden biri. Burada mesele insanların inançlı olup olmaması değil. Asıl mesele, kişinin kendi ailesinin ve toplumunun değerlerini küçümsemeyi bir statü göstergesi olarak görmesidir. Aynı durum kültürel pratiklerde de ortaya çıkıyor. Ramazan geleneklerinin küçümsenmesi, buna karşılık Batı'ya ait kültürel unsurların benimsenmesi gibi örnekler dikkat çekiyor. Bu durum artık sadece bir inanç meselesi değil, bir kimlik meselesine dönüşmüş durumda."
Benzer bir yaklaşımın milliyet konusunda da ortaya çıktığına dikkati çeken Bilgin, Türk kimliğinden uzaklaşma, yurt dışında başka milletlere benzetilmeyi bir övgü olarak kabul etme ve Türkiye'ye yönelik sürekli olumsuz bir dil kullanma gibi tutumların bu çerçevede değerlendirileceğini aktardı.
Bilgin, bu kişilerin kendi kimliğine karşı yabancılaşmasının daha da hızlandığını vurgulayarak, sözlerini "Sonuç olarak 'küçük beyazlar' olarak tanımladığım bu grup içinde, hem kültürel hem de kimlik düzeyinde belirgin bir dönüşüm ve gerilim söz konusudur. Bu durum hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan incelenmesi gereken bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır." diye tamamladı.
Son Dakika › Güncel › Küçük Beyazlar: Yabancılaşmanın Yeni Yüzü - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.
Sizin düşünceleriniz neler ?