Başbakan Davutoğlu Açıklaması

Son Güncelleme:

"Süleyman Şah ile ilgili her türlü tedbir alındı.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Süleyman Şah ile ilgili her türlü tedbir alındı. Genelkurmay Başkanlığımız bize olabilecek senaryoları Bakanlar Kurulu'na da sundu. Süleyman Şah Türbesi ile ilgili çıkan haberler tamamen spekülatiftir" dedi.


Davutoğlu, A Haber-ATV ortak canlı yayınında gazetecilerin sorularını yanıtladı.


"Tezkere bugün TBMM Genel Kurulu'nda görüşülürken neden katılmadınız" sorusu üzerine Davutoğlu, "Çünkü doğal bir seyir. Geçmiş tezkerelere de bakın, 2007'den bu yana çıkan Irak tezkerelerine, 2012'de çıkan, hiçbirine Sayın Başbakanımız katılmamıştır. Muhalefet genel başkanları da katılmamıştır. Bizim için şu anda olağanüstü bir durum yok" diye konuştu.


"Bununla, katılmamakla topluma verdiğim mesaj şu; Türkiye'de şu anda yarın savaşa girecekmişiz gibi olağanüstü bir durum yok" ifadesini kullanan Davutoğlu, şunları söyledi:


"Uzatılması gereken, biri 4 Ekim'de biten, biri 17 Ekim'de biten iki tezkere belki IŞİD, şu anda Kobani düşmeseydi bunlar iki ayrı, yani Kobani'ye dönük saldırılar ve göç olmasaydı bu iki ayrı tezkere, çoğumuzun sıradan bir haber olarak takip edeceği olay olarak gidecekti. Benim katılmam, sanki çok özel bir anlam yüklerdi. Gerekli tedbiri alırız, arkadaşlarımız orada gereğini yaparlar" yorumunda bulundu.


Başbakan Davutoğlu, "Maksatlı bir katılmama durumu mu" sorusunu, "Tabi yani. Yoğundu, işlerim de yoğundu ama nihayetinde..." diye yanıtladı.


"CHP'liler, 'Başbakan sonucu biliyordu, biz de neticede muhalefet olarak nasıl olsa geçecek diye aleyhte oy verdik' dediler. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusu üzerine Davutoğlu, "Böyle diyorlarsa bu kadar gayriciddiler. 'Biz kazanacağımızı bildiğimiz için katılmadık'. Peki kendileri, katılmayan o kadar CHP'li var ki, 98 oy. Peki o CHP'liler niye bu kadar, biz tehlikeye atıyoruz da niye yoktular?" ifadesini kullandı.


Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:


"Onların genel başkanları girseydi ben de girerdim. Hem de onların ciddiye aldığını gördüğümüz için ona ciddiyetle cevap verirdim. Ama genel başkanlarının girmediği, hatta tezkereyi değil şu ana kadar ki bütün argümanlarını terk ettikleri bir ortamda bizim için tekere yasal, teknik bir süreçti, daha ötesi yoktu.


Bugün de Sayın Cumhurbaşkanımızla bir araya gelmemizin sebebi tezkere sonrası hemen bir planlama yapmak için değil, kimsenin aklına böyle bir şey gelmesin. Yarın Kurban Bayramı için herkes bir yerlere gidecek. Gitmeden önce tezkere, bizim daha önce yaptığımız planlamaları Sayın Cumhurbaşkanımıza arz edelim, birlikte değerlendirelim. Bütün kurumlarımız görevlerini biliyor. Her bir kuruma görevler dağıttık, duruma hakimiz, her şey yerli yerinde. Genelkurmay Başkanlığımız zaten bize brifing verdi. Milli İstihbarat Teşkilatımızın bilgileri belli. Kurban Bayramı'na çıkmadan önce bir ortak akıl. Yoksa kamuoyumuz da siz de yani bunu böyle yorumlamayın, bir olağanüstü halle toplanmıştık durumu değil. Ama tezkereden önce toplanmak istemedik. Çünkü daha Meclis iradesini ortaya koymadan, sanki bir şey toplanıyormuş, sanki olağanüstü hal varmış gibi bir görüntü hoş da değildi."


-"Bu coğrafyada tehlike her zaman var"-


"Süleyman Şah Türbesi'ne saldırılırsa savaş olur mu" sorusunu yanıtlayan Davutoğlu, "Süleyman Şah ile ilgili her türlü tedbir alındı. Genelkurmay Başkanlığımız bize olabilecek senaryoları Bakanlar Kurulu'na da sundu. Süleyman Şah Türbesi ile ilgili çıkan haberler tamamen spekülatiftir. Her türlü tedbir alındı. Kimsenin de böyle bir maceraya kalkışmaması..." diye konuştu.


"Yani tehlike yok mu" sorusu üzerine de Davutoğlu, "Bu coğrafyada tehlike her zaman var, şu anki halde. Ama 'Hazır ol cenge istersen sulh-u salah' denir. Biz cenk istemeyiz. Çatışma istemeyiz. Ama gece ve gündüz, 15 gündür yaptığımız çalışmalarla her türlü senaryoya Türkiye hazırdır. Kendi sınırlarını korur. Gereksiz yere bir şeye müdahil olmaz" değerlendirmesinde bulundu.


Davutoğlu, Türkiye'nin, insani kaygılarla gelenlere bağrını açacağını dile getirerek, "Uluslararası koalisyon kendi kamuoylarını ikna etmek için palyatif birtakım operasyonlar yaparsa 'Hayır o doğru değil, şöyle yapın' deriz. 'Beraber yapalım' dendiğinde kendi önceliklerimizi ve kendi kararımızı koyar, birlikte ne yapacağımıza bakarız. Ama kesinlikle başkasının gündeminin parçası olmayız, kesinlikle sessiz kalmayız, kesinlikle edilgen olmayız" yorumunda bulundu.


-"Güvenlik Konseyi kararına ihtiyaç olduğunu düşünmüyoruz"-


"Güvenli bölge oluşturulmasına" ilişkin soruyu yanıtlayan Davutoğlu, bütün müzakerelerde, göç dalgasını Suriye sınırında tutmak için belli bir güvenli bölge olması gerektiğini hep söylediklerini anlattı.


Herhangi bir koalisyonun stratejik planlamasında da bunu Türkiye'nin görüşü olarak masaya getireceklerini ve şimdiye kadar da getirdiklerini bildiren Davutoğlu, "Bu olmadan Türkiye hem belli riskler üstlenecek, şu veya bu grupla, şu veya bu rejimle karşı karşıya gelecek ama Türkiye'nin öncelikleri göz önüne alınmayacak gibi bir durumda kalınmaz" ifadelerini kullandı.


"Güvenli bölgenin oluşturulması, kara harekatı gibi kararların Güvenlik Konseyi'nden geçip geçmeyeceğine" dair soruyu Davutoğlu, "Şu anda Güvenlik Konseyi kararına ihtiyaç olduğunu düşünmüyoruz. Sebep, 1270 sayılı, 1278 sayılı iki tane Güvenlik Konseyi kararı var zaten" diye yanıtladı.


"Havayla sınırlı değil mi" sorusu üzerine de Davutoğlu, "Hayır, orada çok açık bir şekilde, uluslararası terör tehdidi karşısında bütün ülkeler, ortak çabaya davet ediliyor. Bu çabanın mahiyetinin ne olduğu ise sizin yapacağınız planlamaya dahil. Kaldı ki Bosna Hersek ya da Kosova'daki müdahale için de bu kadar bile bir zemin yoktu" dedi.


Davutoğlu, "Libya kararının geniş yorumu gibi bir şey mi olacak" sorusu üzerine de Libya'da bu açıklıkta bir karar olmadığını söyledi.


"Şimdi daha açık, bu anlamda uluslararası hukuk bağlamında, BM Güvenlik Konseyi kararları var ve her iki karara da zaten bizim tezkerede atıfta bulunuyoruz" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:


"Bu uluslararası koalisyon için. Türkiye'ye gelince, açıkçası meşru müdafaa da dahil olmak üzere, ulusal çıkarlarımız gerektiğinde, bu BM Güvenlik Konseyi kararları zaten bize zemin sağlıyor ama ulusal güvenliğimiz gerektirdiğinde, vatandaşlarımızın güvenliği gerektirdiğinde her türlü tedbiri alırız. Bunun için de hiçbir kararı beklemeyiz. Bunu bütün tarafların da bilmesi lazım."


-"Bizim önceliklerimiz göz önüne alınmalı"-


Davutoğlu, sürecin nasıl işleyeceğine dair soruyu şöyle yanıtladı:


"Bugün geldiğimiz nokta, daha öncesi var tabi ama yaklaşık 15 gündür bu şey arttıkça, uluslararası tartışma ve dış güvenlik konuları, bizim şu anda, şu an itibarıyla her müzakere için geliştirdiğimiz stratejik bir perspektifimiz var. Nelerin yapılması gerektiğiyle ilgili net, son derece berrak prensiplerimiz var. Bunları koalisyon ülkeleriyle, özellikle de ABD ile müzakere ediyoruz, edeceğiz. Çünkü nihayetinde en önemli aktör o. Koalisyonda bizim yer almamız bağlamında söylüyorum. Bu gönüllüler koalisyonudur. Ama nihayetinde Türkiye bu koalisyonun, 32 ülke şu ana kadar katılmış son askeri istişare toplantısına...


Bu ülkelerden tabi bizim farkımız, Türkiye'nin doğrudan sınır olması, en uzun sınır ve en fazla etkilenecek kapasiteye sahip olmamız, etkilenmemiz de en fazla. Dolayısıyla biz herhangi bir ülke değiliz. Bizim önceliklerimiz göz önüne alınmalı. Bu öncelikler nedir? Mülteciler için güvenli bölgeler oluşturulması. Hava akınları başarılı olur da diyelim IŞİD çekilirse, rejim girerse, bu sefer rejimden kaçacak insanlar. IŞİD'in tabiri caizse koruma iddiasında bulunduğu insanlar. PYD şimdi şey yaptı, diyelim IŞİD çekildi, Kürtler ile Araplar arasında bir çatışma çıkarsa bu sefer Araplar kaçmaya başlayacak. Bu tabloda mülteciler için bir şey gerekir. Bu fiilen Türkiye'nin kara gücü, tek başına yapacağı bir kara harekatı gibi zinhar düşünülmemelidir. Ama o güvenli hattın BM tarafından teminat altına alınması lazım. Bizim talebimiz bir BM gücüdür ki kimse orada tutup da tek başına bir şeye kalkışmasın."


Uçuşa yasak bölgenin de talepleri olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Çünkü bütün bunların sebebi uçuşa yasak bölge olmamasıdır. Niye? Çünkü hatırlayacaksınız savaşın ilk yıllarında Türkiye'nin bütün sınırı ılımlı muhalefet tarafından, Suriye Ulusal Koalisyonu tarafından kontrol edildi. IŞİD falan yoktu. PYD bir yerlerde sıkışmıştı, birkaç kantona. Ne oldu? Hava kuvvetleriyle Suriye, öyle ağır bir bombardıman yaptı ki rejim, scott füzeleriyle yaptı, bu olumlu muhalefet ciddi darbe aldı" diye konuştu.


-"Taktik bir koalisyon kurdular"-


Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:


"Suriye rejimi ile IŞİD arasındaki işbirliğinin sebebi şu; Suriye rejiminin hava kuvvetleri var ama alanda cesaretle savaşacak askeri yok. Halep'te, Humus'ta, İdlib'de, özellikle Sunnilerin yoğunlukta olduğu yerlerde. Çünkü Suriye Hava Kuvvetlerinin tümü tek bir mezhepten. Tek tük Sunni pilot çıksa, alıyor uçağı Ürdün'e kaçtı bir kısmı, bir kısmı silahlarıyla teslim oldu falan. Maalesef Suriye rejimi mezhep çatışmasını kendi başlattı. Ben bunun olmaması için Beşşar Esed'e, saatlerce, aylarca yalvarmamızın sebebi buydu. 'Siz ordunuzun karakterini biliyorsunuz, karşı karşıya getirmeyin ordu ile halkı'. Bunu çok anlatmaya çalıştım ama yaptı bunu. Bu sefer Suriye Ulusal Koalisyon güçleri çekilince rejim askerleri de oralara girecek gücü ve cesareti olmayınca Rakka'da, IŞİD geldi oraları kapattı. ve IŞİD ile rejim, uzun süre, 2-3 ay öncesine kadar hiç çatışmadılar. Taktik bir koalisyon kurdular. Rejim vurdu havadan, IŞİD karadan girdi, PYD de bunu seyretti. Çünkü PYD, 'Kendi bölgem, nasıl olsa ben rejimle işbirliği yaptım' dedi. 'IŞİD'e de dokunmayayım' dedi. 'Özgür Suriye Ordusu gerilerse ben onun geldiği yerleri kapatırım ve Cerablus gibi Münbiç alanı gibi kontrol edersem Haseki kantonuyla Kobani kantonu ve Afrin kantonu birleşir' diye düşündü. 'Bırakalım bu Özgür Suriye Ordusu darbeyi yesin' dedi. Bu tavır, buna sebebiyet verdi. Biz PYD'ye anlattık, bu hal geçici..."


"Amerika'ya anlattınız mı?" sorusu üzerine de Davutoğlu, "Amerika'ya ne kadar anlattık, ne kadar. Keşke o kriptolar yayınlansa. Bazen Wikileaks denilen şey, çıktığı gün biliyorsunuz ben Amerika'daydım, Dışişleri Bakanı olarak Hillary Clinton ile ilk basın açıklamasını biz yaptık. Benimle ilgili de Amerikan kayıtlarında 'En tehlikeli adam' diye yorumu çıkmıştı biliyorsunuz Wikileaks'te. Çok zor bir basın toplantısıydı Sayın Clinton açısından. Aramızda belli bir işbirliği var, dostluk var. Ama bir taraftan da kayıtta benimle ilgili yazılanlar. Çıkarken biraz tedirgindi, 'Hiç merak etme' dedim. Bir soru üzerine de şeyi söyledim sonra, 'Keşke bütün kayıtlar ortaya çıksa da Türkiye'nin ne kadar ilkeli, ne kadar doğrudan konuştuğu bilinse'. İkili dil hiç kullanmadık biz" ifadesini kullandı.


Bu konuyu da Amerikalılara çok detaylı anlattıklarını belirten Davutoğlu, şunları kaydetti:


"Defalarca şunu söyledik; bir no-fly zone olmadan Suriye'de zulüm bitmez. En sonda hava kuvvetleri ile kimyasal silah da kullandılar. Şunu anlatmak için bütün bunları söylüyorum, şimdi no-fly zon yani uçuşa yasak bölge olmazsa ne olacak biliyor musunuz? Gidilecek IŞİD mevzileri vurulacak diyelim. Suriye rejimi, şu anda bütün o katliamı işleyen Esed, kendince meşru oldu, bunu düşünerek bekleyecek kenarda. Bundan şey bekleyen diğer aktörler de bekleyecek. Bundan sonra müthiş bir hava bombardımanıyla Halep vurulacak. Bakın şimdiden senaryoyu söylüyorum. Nasıl olsa IŞİD çekildi. Özgür Suriye Ordusu zayıf. Rejim bütün gücüyle Halep'i vuracak. Halep ve civarından 3 milyona yakın insan Anadolu'ya doğru hareketlenecek. Şimdi bu kötü senaryoyu engellemenin tek yolu, uçuşa yasak bölge. O uçuşa yasak bölge oldu mu bir kere insanlar rahatlayacak. Havadan bomba gelmediği zaman insanlar kaçmaz. Biz bunun istatistiklerini yaptık. İlk 3-5 ayda doğru dürüst bize gelenler 300'le, 500'le, 3 binle sınırlıydı. Ne zaman arttı? 2012 Ocağı'ndan itibaren scott füzeleri ve hava bombardımanıyla varil bombaları başlayınca, nihayet dışarıda bir başka mahallede bir çatışma varsa, eski hani konvansiyonel bir savaş bir yerde varsa, şehirde hayat sürüyordu. İstiklal Harbimizde bile bir yerde savaşırken diğer yerde hayat sürüyordu. Ama hava kuvvetleriyle bütün şehirleri bombardımana tabi tuttuğunuzda insanlar çocuklarını alıp bir an önce sığınmak istiyor. O zaman mülteci arttı."


Uçuşa yasak bölgenin gerektiğini yineleyen Davutoğlu, "Olmadığı zaman işte uçuşa yasak bölge, olan tablo bu" diye konuştu.


"Şimdi olmazsa bizim korkumuz, Türkiye'ye çok daha büyük bir göç dalgası gelecek" yorumunda bulunan Davutoğlu, "Fırsatçılıktan meşruiyet de kazandığını düşünen rejim, İdlib'i, Halep'i, Deyrizor'u, Rakka'yı cezalandıracak, bombardımana tabi tutacak" ifadelerini kullandı.


"Peki o zaman Batı buna 'Dur' diyecek mi? Bu kadar tecrübeden sonra biz biliyoruz ki 'dur' demeyecek" görüşünü bildiren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Onlar için istatistikler, açık söyleyeyim, bu maalesef acı bir şey ama harekete geçtikleri an ve bunu ben Batılı bir P5 ülkesinden birinin Dışişleri Bakanına söyledim, ki Yezidilere biz bağrımızı açtık, 46 bin Yezidi var şu anda Türkiye'de. Ama Yezidiler vurulana kadar, Hristiyanlar kaçana kadar BM Güvenlik Konseyi kararı çıkmadı. Çok acı bir şey. Yani gayrimüslimlere dokunulana kadar ne kadar Müslüman öldürülürse, nerdeyse önemsizmiş gibi, istatistik gibi bu kadar şey bir dünya. Tabi o zaman da o Müslümanlar, biz hiçbir şekilde tasvip etmiyoruz ama her türlü radikal eğilimlerin içine yöneliyorlar. Aynen Bosna'da da öyle oldu işte. Onun için aynı hatanın yapılmamasını istiyoruz. Uçuşa yasak bölgede ısrar edeceğiz, güvenli bölgede ısrar edeceğiz. Sadece bugünü kurtarmak için değil yarını da planlayabilmek için bunlar elzem."


- Ankara

Kaynak: AA - AkHaber.com