Başbakan Davutoğlu, YÖK Üyeleriyle Bir Araya Geldi

Son Güncelleme:

Başbakan Ahmet Davutoğlu, akademisyenlerin bildirisine ilişkin, "Sormak isterim bu bilim adamlarına; Üniversiteye giderken 3 barikat, 5 çukur aşarak ve kaldırım kenarlarından 'Aman bir el yapımı bombaya basmadan şu üniversiteme ulaşayım' diye çaba sarf ederek geçiyor olsalardı, acaba bu bildiriye imza atarlar mıydı?

Başbakan Ahmet Davutoğlu, akademisyenlerin bildirisine ilişkin, "Sormak isterim bu bilim adamlarına; Üniversiteye giderken 3 barikat, 5 çukur aşarak ve kaldırım kenarlarından 'Aman bir el yapımı bombaya basmadan şu üniversiteme ulaşayım' diye çaba sarf ederek geçiyor olsalardı, acaba bu bildiriye imza atarlar mıydı? Bu bildiriye imza atanlar, dolaylı olarak o barikatlara, o çukurlara, o mayınlara meşru muamelesi yapıyorlar" dedi.


Davutoğlu, Dolmabahçe'deki Başbakanlık Ofisi'nde Yükseköğretim Kurulu (YÖK) üyeleriyle yemekte bir araya geldi.

Akademisyenlerin bildirisinin ardından, İstanbul Tabip Odası bildirisini de gördüğünü ifade eden Davutoğlu, 2 hafta önce Cizre Devlet Hastanesinden gelen doktorları kabul ettiğini hatırlatarak, Cizre Devlet Hastanesine 20 roket atıldığını, doktorların roket altında Cizre halkına yardım ettiğini anlattı.


Başbakan Davutoğlu, "Resimde, tabloda bunlar yok. Şimdi bu aydınlara soruyorum: Neden resmi tek yanlı çizersiniz? Neden zihninizdeki ideolojiyi, hatta sizin zihninizdeki değil, Kandil'in zihnindeki ideolojiyi bilimsel bir metin gibi altına imza atarak toplumsallaştırmaya çalışırsınız. Önce resmi doğru çekelim. Türkiye'de bir terör saldırısı vardır. Türkiye'de bebekleri, çocukları katleden bir terör örgütü vardır. Hangi ilkesel çerçevede bakıyorsunuz ki bu derece bir silah yığınağı yapan bir topluluğu sanki masum bir topluluk gibi yansıtıyorsunuz. Olgusal gerçekliğe hiçbir şekilde uyamayan bir resim üzerinden bir bildiri ortaya konuluyor" diye konuştu.

Her türlü eleştiriye ve yanlış varsa bunu da tartışmaya açık olduklarını ifade eden Davutoğlu, "Ama fikir özgürlüğü adına birileri eğer şiddeti, terörü meşrulaştırır ve dönüp, hiçbir delil ortada yokken, bölge halklarını katletmekle suçladıkları bir devletin vatandaşı olarak böyle bir belge ortaya koymaksızın bu ifadeleri kullanıyorlarsa işte burada fikir özgürlüğüyle ilgili hepimizin oturup fikir özgürlüğüyle ilgili ciddi bir şekilde düşünmesi gereken bir aşamadayız demektir" dedi.

Davutoğlu, ahlaki sorumluluğun, fikir özgürlüğünün kardeşi olduğunu, sosyal duyarlılığın ve vicdanı boyutun akli düşüncenin ikizi olduğunu ve birinin diğerine feda edilemeyeceğini dile getirerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu metne baktığımızda terörün, terör odaklarının açıkça meşru kılındığı, buna karşılık bu terörü durdurmak isteyen, bu teröre karşı demokratik meşruiyet içinde hareket eden güvenlik güçlerinin şeytanlaştırıldığı bir tablo ortaya çıkıyor. Şimdi ben sormak isterim bu bilim adamlarına hangi üniversitelerde iseler o üniversiteye giderken 3 barikat, 5 çukur aşarak ve kaldırım kenarlarından 'Aman bir el yapımı bombaya basmadan şu üniversiteme ulaşayım' diye çaba sarf ederek geçiyor olsalardı, acaba bu bildiriye imza atarlar mıydı? Bu bildiriye imza atanlar, dolaylı olarak o barikatlara, o çukurlara, o mayınlara meşru muamelesi yapıyorlar. Onları oraya koyanlara, masum ve mağdur muamelesi yapıyorlar. Şimdi kendilerini düşünsünler, Cizre'de bir profesör olmayı tahayyül edemezlerse ki ülkemizin her yeri bu anlamda eğitimin en iyisini hak eder, Cizre'de bir öğretmen olduklarını tahayyül etsinler. Cizreli çocuklara eğitim verme heyecanıyla sabah uyandıklarını düşünsünler. Evden çıktıklarında hangi kaldırım taşının altından hangi mayının patlayacağını hesap ede ede, barikatları, hendekleri, çukurları geçe geçe okula ulaştıklarını düşünsünler. Okula da 'Acaba hangi roket isabet eder?' diye dersi öğrencileriyle korkarak yaptıklarını düşünsünler. Sonra da o okulun yıkıldığını, görerek ağlayan bir öğretmeni düşünsünler. Hepimiz öğretmeniz. Öğretim üyesiyle öğretmen arasında bir fark gözetmem."

"Bu öğretmenlerle bu öğrencileri ayıran kim? Devlet mi? Devlet mi bir gün bu barikatları, hendekleri oraya koydu da öğretmenle öğrencinin buluşmasına engel olup öğrencileri sahipsiz, öğretmenleri gözü yaşlı bıraktı? Neden kapandı Cizre ve Silopi'de okullar? Neden okullar silah yığınağı olan yerler haline geldi?" sorularını yönelten Davutoğlu, "Burada bir ahlaki sorumluluk gerekmez mi? Bir öğretmen psikolojisiyle öğrencilerinden kopan bir öğretmenin duyduğu acıyı hissetmeleri gerekmez mi? Devlet sürgüne zorluyormuş. Kim sürgüne zorladı? Devletin memurları orada, devletin doktorlarını, sağlık çalışanlarını, öğretmenlerini her birini alnından öpüyorum. Bu zor şartlarda onlar, orada halkla beraber olmak istiyor. Bu çete ise bu barbarlar ise bütün bu vicdanı bir kenara bırakıp sadece ve sadece oradaki halkı oradan çıkarıp bir odağı haline getirmek istiyor" ifadelerini kullandı.

"Öğretim üyelerimiz arasında da benzer kutuplaşmaların olmaması gerektiğine inanıyorum"

Ahmet Davutoğlu, metinde demokrasi ve diğer kavramların arka arkaya sıralandığını dile getirerek, şöyle devam etti:

"Bu öğretim üyelerini doktora jürisinde düşünüyorum ve önlerinde siyaset bilimi doktorası yapan birisinin, demokrasi tezi işlerken 'Kürt siyasi iradesi' diye bir kavramı gündeme getirdiğini tahayyül ediyorum. Yani siyasi irade vatandaşlar tarafından seçimler yoluyla ve katılımcı demokrasiyle fikir beyan ederek mecliste ve kurumlarda teşekkül eder. Demokrasilerde böyledir. 'Kürt siyasi iradesi' diyen birisi zihniyet olarak karşılığında 'Alevi siyasi iradesi', 'Türk siyasi iradesi', 'Sünni siyasi iradesi' diye toplumu parçalayan ve etnik, kimlik temelli bir kutuplaşmanın önünü açar. Onun için Irak, Suriye bu halde. Hepimizi birleştiren en önemli irade Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı iradesidir. Bunun dışında bir iradeyi siz eğer düşüncenize temel teşkil ederseniz, buna demokrasi denmez. Ayrıca totalist ve stalinist bir şekilde Kürt vatandaşlarımızın iradesini tek bir terör örgütünün temsil ettiğini iddia ederseniz, Türkiye'deki vakaya da uymaz.

AK Parti şu anda 7 bölgede en büyük partidir. Her yerde bize oy veren Kürt seçmenlerimizin iradesi bizde tecelli eder, onlarda değil. Böyle bir rekabet içerisinde de değiliz ama böyle bir literatür kullanan bir metne eğer bir siyaset bilimi profesörü, demokrasiye önem veren birisi imza atmışsa açık söylüyorum ben onu siyaset bilimine giriş dersinden bile sınavda bırakırım. Demokrasi kimlik temelli tanımlamalar üzerinden irade teşekkül ettirmez. Mezhep, kavim çatışmalarından geçe geçe, olgunlaşa olgunlaşa vatandaşlık temelli, hukuk devleti temelli bir zeminde inşa edilir. Metnin Türkçesi de felaket, Türkçeden hiç geçemez de... Allah aşkına bu akademisyen dostlarımız okumadan bir metne niye imza atarlar? Niye 'Madem şu arkadaşım da atmış ben de atayım' derler."

Dünkü konuşmasından sonra birçok tanıdığı akademisyenden "Haklısınız, biz de detaylı okumadan imza atmışız" diye mesajlar gönderenler olduğunu söyleyen Davutoğlu, bu akademisyenlere teşekkür etti.

Başbakan Davutoğlu, bilim insanının, siyasetçinin en önemli vasfının hatadan dönebilme erdemi göstermek olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyorum. Fikir özgürlüğü adına, bilim insanı etiği adına bu metni bütün bu akademisyenler tekrar okusunlar. Metnin hukuki tartışmasını bir kenara bırakıyorum, önemli olan entellektüel zemin, entellektüel olarak bir daha okusunlar eminim birçoğu neye imza attıklarını, neyi imzalamış olduklarını zihinlerinde ölçüp tarttıklarında bu imzalarını geri çekeceklerdir. Üniversite camiamızının yeniden 70'li yıllarda olduğu gibi ideolojik kutuplara ayrılmasını istemiyorum. Şu imzayı, bu imzayla dengeleyici bir tutum içine girilmesini de gerekli görmüyorum. Gerektiğinde binlerce farklı görüşte imza da toplanır, nitekim toplanıyor. Şu veya bu kutuplar içinde bir bilim hayatı yerine herkesin farklı düşüncesiyle var olduğu, farklı düşüncesini açıkça dile getirebildiği ama bu arada ait olduğu topluma, ülkeye, demokrasiye sahip çıktığı bir özgürlük ortamını inşa etmek gerektiğini düşünüyorum. Bazı üniversitelerimizde ideolojik kutuplaşmalar çerçevesinde öğrenciler arasında görülen zıtlaşmanın nasıl enerjimizi tükettiği herkesçe malumdur. Öğretim üyelerimiz arasında da benzer kutuplaşmaların olmaması gerektiğine inanıyorum."

(Sürecek)

Kaynak: AA