Cumhurbaşkanı Gül İsveç'te
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, devlet ziyareti için bulunduğu İsveç'te Parlamentoya hitaben bir konuşma yaptı.
Gül: BAŞBAKAN'IN RAHATSIZLIĞIYLA İLGİLİ BÜYÜTECEK BİR ŞEY YOK (2)
İSVEÇ PARLAMENTOSU'NA HİTAP ETTİ
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İsveç'teki temasları kapsamında İsveç Parlamentosu'na hitap etti. Konuşmasının ardından parlamenterlerin sorularını yanıtlayan Gül, çözüm sürecine ve Öcalan'ın mahkumiyetine yönelik "Eğer bu işin içinde terör ve şiddet olmasaydı, bu meseleler daha çabuk çözülürdü" dedi.
Türkiye'deki demokratikleşme sürecinin terör nedeniyle sekteye uğradığını ifade eden Gül, "Bu işin içerisinde terör ve şiddet olmasa bu meseleleri biz çok daha erkenden, çok daha rahat çözer ve Türk demokrasinini standartları çok daha yüksek seviyeye gelir ve bu dediğimiz sorunlar, Kürt sorunu veya diğer vatandaşlarımızın sorunlarını çok daha kolay halletmiş olabilirdik. Ama terör ve şiddet olunca ister istemez güvenlik politikalarını bir noktada uygulamak zorundasınız. Bu sürecin sonunda silahlardan tamamen vazgeçilmesi ve şiddetin bırakılması karşılığında bir süredir yapageldiğimiz Türkiye'nin demokratik ve hukuk standartlarının yükseltilmesi, bu çerçeve içerisinde Kürt vatandaşlarımızın, ki bazılarının çok dile getirdiği bu sorunların hepsinin çözüleceğine inanıyorum" dedi. Gül, şöyle konuştu:
"Şu an silahla bir yere varılamayacağını gördükleri için, silahı bırakma iradeleri ile ilgili çeşitli işaretler aldığımız için bazı görüşmeler ve bir süreç işlemektedir. Yeni bir anayasa yapma sürecindeyiz. Bu anayasamızın AB kriterlerine daha çok uyumlu olacağına inanıyorum. Bütün bunlar, bu tip problemlerin gündemden çıkmasına yol açacaktır."
İsveçli bir milletvekilinin, Öcalan'ın serbest bırakılma ihtimaline ilişkin sorusuna Cumhurbaşkanı Gül şu yanıtı verdi:
"Tabii ki Öcalan mahkemelerde yargılanmıştır ve neticede mahkum edilmiştir. Kendi cezasını çekmektedir. Onun da tabi ki mahkum olarak hakları neyse o haklar kendisine verilmektedir. Herhangi bir sağlık sorunu veya herhangi bir toplumdan tecrit edilme gibi bir sorun yoktur, kitap, gazete, televizyon gibi bunları takip edebilmektedir. O mahkumiyetini çekmeye devam edecek ama diğer taraftan da bu sorunların bitmesi için de önemli bir sürecin içinden geçiyoruz. Tabii şu anda daha erken, çevremizde birçok olağanüstü olaylar devam ediyor. Çeşitli kışkırtmalar, çeşitli tahrikler sözkonusu olabilir eğer silahlar tamamen bırakılırsa, ümit ederim ki bu sıkıntılardan hep beraber kurtuluruz."
İsveç Parlamentosu'na hitap eden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türk devleti ve halkının her zaman İsveç'in yanında olduğunu hatırlatarak, şöyle konuştu:
"İlişkilerimizin bugün ulaştığı nokta pek çok açıdan memnuniyet vericidir. "Türkiye ile İsveç arasındaki ilişkilerin her alanda daha da geliştirilmeye ve derinleştirilmeye müsait bir potansiyele sahip olduğu da açıktır. Söz konusu potansiyelin değerlendirilmesinin sadece ülkelerimize değil, başta Avrupa coğrafyası olmak üzere, diğer bölgesel ve küresel gelişmelere de somut katkı sağlayacağına samimiyetle inanıyorum."
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, devlet ziyareti için bulunduğu İsveç'te Parlamentoya hitaben bir konuşma yaptı
Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünnisa Gül'ü, Parlamento'ya gelişlerinde Parlamento Başkanı Per Westerberg karşıladı.
İKİ HALK ARASINDAKİ KADİM DOSTLUK VE ORTAK DEĞERLER
Cumhurbaşkanı Gül İsveç Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada, devlet ziyaretleri sırasında kendisini en çok heyecanlandıran etkinliklerin, ev sahibi ülkenin parlamentolarında yaptığı hitaplar olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
"Biliyorum ki dostlukları tarihin uzun imtihanlarından geçmiş halklar, ancak birbirlerine parlamentolarının kapılarını açarlar. Dolayısıyla, İsveç halkının milli iradesinin tecessüm ettiği bu demokrasi yuvasında, bana hitap etmek fırsatı vermeniz, aynı zamanda halklarımız arasındaki kadim dostluk ve ortak değerler temelinde şekillenen mükemmel ilişkilerin teyididir. Bu nedenle, temsilcileri 16'ncı Yüzyıl'da atanan ve bilahare tüm dünyaya örnek bir demokrasinin belkemiği haline gelen İsveç Parlamentosu, "Riksdag"da, siz değerli dostlarımıza hitap etmekten büyük şeref duyuyorum" dedi.
ZİYARETİN ÖNEMİ
Türkiye'den İsveç'e Devlet Başkanı düzeyinde ilk resmi ziyareti gerçekleştiriyor olmanın ayrıcalığını ve gururunu yaşadığını belirten Cumhurbaşkanı Gül, Avrupa'nın iki ucunda yer alan Türkiye ve İsveç'in, 17. yüzyılda başlayan ilişkilerinin zamanla ittifak ilişkilerine dönüştüğü iki dost ülke olduklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Gül, çok kültürlülük ve hoşgörü bakımından zamanının çok ilerisinde uygulamaları hayata geçiren Osmanlı İmparatorluğu ve İsveç Krallığı'nın, Baltıklar ve Orta Avrupa'ya yönelik Çarlık Rusya'sı yayılmacılığına karşı da birlikte mücadele ettiklerini kaydederek şunları söyledi:
"İsveç halkının en varoluşsal mücadelelerinde, Türk devleti ve halkı her zaman İsveçli dostlarımızın yanında olmuştur. Kuşkusuz bunun en müşahhas örneği, İsveç Kralı XII. Karl'ın 5 yıl süreyle Ruslara karşı mücadelesini o tarihlerde Osmanlı toprağı olan Bender Kalesi'nden ve bilahare Edirne'den yürütmesidir. Bundan 300 yıl önce Kral XII. Karl'ın Kızkardeşi'ne yazdığı mektupta ifade bulan Türk ve İsveç halkları arasındaki kadim dostluk, işte böylesine epik imtihanlardan geçmiş bir dostluktur."
Avrupa'nın iki kanadında yer alan Türkiye ve İsveç arasındaki ilişkilerin ahdi temelinin, Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1737'de imzalan Ticaret Anlaşması ve 1739'da imzalanan "Barış, Birlik ve Dostluk İttifakı"na dayandığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Gül, "Bu nedenle, 'en eski dost' olarak birbirlerini tanımlayan ülkelerimiz, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilan edilişinin hemen ardından 1924'de imzaladıkları Dostluk Anlaşması ile bu tarihi ilişkilerini yeni dönemde de perçinlemişlerdir. İlişkilerimizin bugün ulaştığı nokta pek çok açıdan memnuniyet vericidir. Bununla birlikte, Türkiye ile İsveç arasındaki ilişkilerin her alanda daha da geliştirilmeye ve derinleştirilmeye müsait bir potansiyele sahip olduğu da açıktır. Söz konusu potansiyelin değerlendirilmesinin sadece ülkelerimize değil, başta Avrupa coğrafyası olmak üzere, diğer bölgesel ve küresel gelişmelere de somut katkı ve zenginlik sağlayacağına samimiyetle inanıyorum" dedi.
İSVEÇ'TE YAŞAYAN TÜRKLER'İN ENTEGRASYONU
Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye ile İsveç arasındaki en önemli köprüyü İsveç'te yaşayan ve sayıları artık 115 bin civarında bulunan Türk toplumunun oluşturduğuna işaret ederek, İsveç'in toplumsal, kültürel, ekonomik ve siyasi hayatına katkısı her geçen gün daha da artan Türk toplumunun entegrasyonunun Türkiye açısından önemli bir konu olduğunu belirtti. Bu kapsamda, özellikle yeni nesillerin hem İsveççe, hem de Türkçeye hakim bir şekilde iyi eğitim almalarının, entegrasyonun başarısında anahtar rol oynayacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin bu yöndeki gayretlerin daha da geliştirilmesine büyük önem verdiğini ve bu doğrultuda İsveç ile her türlü iş birliğine hazır olduğunu belirtti.
İKİ ÜLKENİN EKONOMİK POTANSİYELİ
Küresel ekonomik krize rağmen, Türk ve İsveç ekonomilerinin istikrarlı büyümelerini sürdürdüğüne dikkat çeken Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye ve İsveç'in sahip olduğu ekonomik dinamizmin, tüm Avrupa için de ciddi fırsatlar oluşturduğunu kaydetti.
İsveç'in, demokrasi, insan hakları ve cinsiyet eşitliği alanında uluslararası camiaya yaptığı katkılara değinen Cumhurbaşkanı Gül konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bununla birlikte, "refah devleti" kavramını tüm dünyaya armağan eden İsveç'in, sosyal adalet konusundaki uygulamaları hepimiz için bir ilham kaynağı olmaya devam etmektedir. Tüm bunlara ilave olarak, bilgi, teknoloji ve inovasyona dayalı başarılı bir ekonomik büyüme politikası uygulayan İsveç, bu bakımdan da tüm dünyaya model teşkil etmektedir. Türkiye ise, 2001 yılında yaşadığı ekonomik krizden çıkardığı derslerle kapsamlı ekonomik reformları hayata geçirmiş bir ülkedir. Kamu maliyesi bakımından Maastricht kriterlerinin ötesinde bir performans sergileyen Türk ekonomisi, son 10 yılda Avrupa ekonomileri ortalamasından yaklaşık 5 kat daha hızlı büyümüş ve milli gelirimiz 1 trilyon doları aşmıştır. Üstelik, hızla bilgiye dayalı bir ekonomi olmak yönünde ilerlemekte, bilim, teknoloji ve yenilik faaliyetlerine kapsamlı teşvikler sağlamaktayız."
TÜRKİYE VE İŞVEÇ'İN DİNAMİK YAPISI
Türkiye'nin eğitim düzeyi her geçen gün yükselen genç ve dinamik nüfusa sahip olduğunu, ayrıca, dünyanın yeni ekonomik ağırlık merkezini oluşturan Asya bölgesinde ortaya çıkan ekonomik fırsatlara erişim açısından adeta sıçrama tahtası fonksiyonu görecek bir jeostratejik konuma sahip bulunduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, "Bu itibarla, Avrupa'nın iki kanadında yer alan iki dinamik ekonomi olarak Türkiye ve İsveç'in geliştirecekleri iş birliği imkanlarının, son derece etkili bir sinerji yaratacağına inanıyorum" dedi.
EKONOMİK VE TİCARİ İLİŞKİLERİ GELİŞTİRME KARARLILIĞI
Ziyareti vesilesiyle kendisine 100 kadar Türk işadamının refakat ettiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, bu durumun, ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirme kararlılığının en açık göstergesi olduğunu bildirdi.
KÜLTÜR, SANAT VE TURİZM ALANLARINDA İŞ BİRLİĞİ
Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasında, kültür, sanat ve turizm alanlarındaki iş birliğini artırmanın, halklar arasındaki insani ilişkileri daha da güçlendireceğine olan inancını dile getirdi.
Çok kültürlü yaşamın Türkiye'de yaşayan insanların hayatının doğal bir parçası haline geldiğini, bu anlayışla, ülkemizin öz evlatları olan dini azınlıkları Türkiye'nin zenginliği olarak gördüğünü kaydeden Cumhurbaşkanı Gül, "Dün Engizisyon'dan, Holokost'tan kaçan Musevilere; Bolşevik ihtilalinden kaçan Beyaz Ruslara; Halepçe'den kaçan Kürtlere topraklarını açan halkımız; bugün de Suriye'deki iç savaşın mağduru yüzbinlere kucak açmaktadır. Bu bağlamda, İsveç ile benzer hasletlere sahibiz. Zira,180 farklı ülkeden gelen insanların nüfusun yüzde 15'ini oluşturduğu İsveç, bu renkli mozaiği, demokrasisi, ekonomisi ve toplumsal barışı ile dünyada örnek alınması gereken bir anlayışın öncülüğünü yapmaktadır. İsveç'te yaşayan ve kökleri yüzyıllardır Türkiye coğrafyasında bulunan Süryani toplumu, ülkelerimiz arasında ortak bir payda oluşturmaktadır" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Gül, İsveç'teki Süryani toplumunun önde gelen temsilcilerini geçtiğimiz günlerde Ankara'da kabul ettiğini, ayrıca heyetinde, Süryani Ortodoks Cemaati Ruhani Lideri ve Patrik Vekili, Metropolit Filüksinos Yusuf Çetin'in de refakatinde olduğunu belirterek, "Türkiye'deki Süryani toplumunun şartlarının daha da iyileştirilmesi konusunda samimiyetle çaba gösteriyoruz" dedi.
TÜRKİYE'NİN GEÇİRDİĞİ REFORM SÜRECİ
Tarihin, toplumların mevcut sorunlarını kendi içlerinde, doğrudan muhataplarıyla ve ait oldukları coğrafyalarda diyalog halinde çözmeleri gerektiğini; dışarıdan dayatılan hiçbir çözümün veya iddianın sürdürülebilir olmadığını gösteren birçok acı örnekle dolu olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Gül, şöyle konuştu:
"Türkiye olarak son 10 yılda, işte bu genel yaklaşım ışığında, sadece Süryani vatandaşlarımızın değil, demokratik hak ve özgürlüklerini daha da genişletmek isteyen tüm halkımızın sorunlarını çözmek için büyük gayret içinde olduk. Demokratik olgunluk doğrultusunda yapılan devrim niteliğindeki pek çok reforma rağmen, hala alınacak mesafe bulunduğunun bilincindeyiz. Bu özgüven ve kararlıkla Süryani vatandaşlarımızın meselelerine de hassasiyetle eğilerek çözeceğimizden emin olabilirsiniz."
ULUSLARARASI KRİZ DÖNEMLERİ VE YARATICI İMHA SÜRECİ
Uluslararası sistemin bazen "eksik dengelerin", "plastik anların" yaşandığı dönemlerden geçtiğini, son yıllarda uluslararası stratejik ve ekonomik iklime hakim olan ahvalin de böyle bir durum olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, böyle dönemlerin ciddi kriz ve türbülansları beraberinde getirdiği gibi, daha iyi bir küresel yönetişim için tarihi fırsatlar da sunduklarına işaret ederek, "Bu tür dönemlerin ortaya çıkardığı "yaratıcı imha" sürecinden layıkıyla yararlanarak, uluslararası sistemin işlemeyen yönlerini her açıdan reforme edebilir, böylece çok daha sağlıklı bir küresel yönetişime ulaşabiliriz. Akdeniz havzasında sancılı bir demokratik dönüşüm sürecinin yaşandığı bir ortamda, Avrupa'nın siyasi irade ve stratejik vizyona belki de her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğu kanısındayım" dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, 'Kendi içine kapanmış bir Avrupa'nın küresel bir aktör haline gelmesi bir yana, Akdeniz gibi kendi bölgesinde cereyan eden gelişmeleri dahi yönlendirme kabiliyetinin olamayacağını belirterek, bu nedenle her zaman olduğundan daha fazla dayanışmaya ve daha geniş düşünmeye ihtiyaç bulunduğunu vurguladı.
AVRUPA'DA YÜKSELEN IRKÇILIK TEHLİKESİ
Tarihinin en ciddi mali ve ekonomik krizlerinden birini yaşayan Avrupa Birliği'nin, bu sorunlara çözüm ararken, İsveç'in de ısrarla savunduğu gibi, orta ve uzun vadeli ekonomik stratejisini belirlemesi gerektiğine değinen Cumhurbaşkanı Gül, ekonomik kriz nedeniyle artan ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslamofobi gibi akımların, Avrupa'nın geliştirdiği, savunduğu ve yaydığı evrensel ilkelerin sorgulanır hale getirmesine izin verilmemesi gerektiğine dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Gül, İsveç'in, aynı vizyoner yaklaşımla Türkiye'nin AB katılım sürecine yönelik verdiği samimi ve güçlü destek için de bir kez daha teşekkür etti.
Türkiye'nin üyelik müzakerelerini daha fazla sun'i oyalamalara mahal bırakmadan başarıyla tamamlamasına izin verilmesinin, her şeyden önce "ahde vefa"nın bir icabı olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Gül, "Nihai üyelik ise elbette AB halklarının ve Türk halkının vereceği karar çerçevesinde şekillenecektir" dedi.
Demokrasinin Orta Doğu ve Kuzey Afrika'ya doğru genişlediği, küresel ekonominin sıklet merkezinin Asya'ya doğru kaydığı bir dönemde, Avrupa'nın Türkiye'den uzaklaşmasının, ilerde ciddi stratejik sonuçlar doğurabilecek "stratejik bir miyopluk" olacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, "Uzun yıllardır ortaklık ilişkisi içinde bulunduğumuz Avrupa Birliği'ndeki "farklılaştırılmış Avrupa" tartışmalarını yakından takip ediyoruz. AB üyelerinin tamamının, özellikle maliye politikaları konusunda daha fazla entegrasyondan yana olmadıkları aşikardır. Burada temel mesele, "bir barış ve refah projesi" olan AB'nin bu görüş farklılıklarını nasıl aşacağıdır. "Çok vitesli AB" söylemleri kapsamında sorunun açık ve şeffaf biçimde tartışılmasını sağlıklı buluyorum. Bu tartışmalar mutlaka ortak aklı yansıtan bir formülle neticelenecektir. Zira AB projesi, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra hep ileriye gitmiş, zaman zaman duraksasa da hiç geri gitmemiştir" diye konuştu.
"AVRUPA'NIN GELECEĞİ HEPİMİZİ İLGİLENDİRMEKTEDİR"
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, tüm bu hususların, üye ülkelerin yanı sıra, Türkiye gibi müzakere sürecindeki ülkelerce de ele alınmasının önemine değinerek, "Avrupa'nın geleceği hepimizi ilgilendirmektedir" dedi.
Türkiye'nin, 2002-2003 yıllarında faaliyet gösteren ve 2009'da Lizbon Antlaşması'nın yürürlüğe girmesiyle sonuçlanan sürece öncülük eden "Avrupa Konvansiyonu"'nda aday ülke sıfatıyla yerini aldığını belirten Cumhurbaşkanı Gül sözlerini şöyle tamamladı:
"Bugün de AB'nin geleceğine ilişkin tartışmalarda, nasıl bir Avrupa istediğimize dair görüşlerimizi yüksek sesle dile getirmeyi görev biliyoruz. Türkiye ve İsveç olarak elbirliği ile ileriye doğru atacağımız her adım, daha güvenli, daha özgür ve daha müreffeh bir dünyayı gelecek nesillerimize bırakmamıza yardımcı olacaktır."
Gül'ün konuşma yaptığı salonda, Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül'ün yanı sıra AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, heyetteki milletvekilleri, Süryani Ortodoks Cemaati Ruhani Lideri ve Patrik Vekili, Metropolit Füliksinos Yusuf Çetin de bulundu.
Bu arada, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının tanınmasını isteyen bir grup, parlamento binasının karşısında protesto gösterisi yaptı.