Vali Karaloğlu, ‘Açık Pencere’den Konuştu

Son Güncelleme:

"Hükümetimiz Son 8 Yılda Eğitimde Van'a Pozitif Ayrımcılık Yaptı"

-VAN VALİSİ MÜNİR KARALOĞLU:

"HER VANLI BENİM İÇİN ÖZELDİR"

"TEK AMACIMIZ VAR: VATANDAŞ MEMNUNİYETİ"

"İFTARDA ZİYARET EDİLEN AİLELERLE İRTİBAT DEVAM EDİYOR"

"HÜKÜMETİMİZ SON 8 YILDA EĞİTİMDE VAN'A POZİTİF AYRIMCILIK YAPTI"


Vali Münir Karaloğlu, kentte yaşayan 1 milyon 035 bin Vanlının her birinin kendisi için özel, birinci sınıf vatandaş olduğunu belirterek: "Vatandaşım, Valilik bahçesine girdiği andan itibaren kendisine birinci sınıf vatandaş olduğunu, özel olduğunu hissettirmeye çalışıyorum." dedi.


Vali Karaloğlu, Van'ın yerel televizyonlarından Merkür TV'de, sunuculuğunu Kadri Salaz'ın yaptığı 'Karşı Pencere' programına konuk oldu. Yaklaşık 2 saat süren programda Vali Karaloğlu, hükümetin Van'da son 8 yılda yaptığı başta eğitim olmak üzere, sağlık, ulaşım ve altyapı hizmetleri ile ilgili bilgi verdi. Karaloğlu, ayrıca göreve başladıktan sonra hükümet konağına vatandaşların rahat ulaşımı ve halkla kurulan diyaloglarla ilgili de bilgi verdi.


-"HER VANLI BENİM İÇİN BİRİNCİ SINIF VE ÖZELDİR"

Valilik binasının, bahçesinin, o binaların içerisindeki Vali dâhil tüm kamu görevlilerinin vatandaşa hizmet için var olduğunu anımsatan Karaloğlu, vatandaş için var olan mekânları vatandaşa yasaklamanın da kendi mantalitesine uygun olmadığını söyledi. Kentte yaşayan 1 milyon 035 bin Vanlının her birinin kendisi için birinci sınıf ve özel olduğunun altını çizen Karaloğlu: "Vatandaşım, Valiliğin bahçesine girdiği andan itibaren kendisine birinci sınıf olduğunu, özel olduğunu hissettirmeye çalışıyorum. Bahçe de onun. Hükümet konağındaki dinlenme salonu da onun. Vali olarak ben de dahil olmak üzere içeride görevli olan kamu görevlileri vatandaşa hizmet için varız. Vatandaşa hizmet için var olan yerlerin vatandaşa sakınılması, kapatılması doğru değildir. Güvenlik ile özgürlük arasında çok ince bir çizgi var. Eğer siz onu tutturamazsanız güvenlik için özgürlüklerden fedakârlık yapamazsınız. Özgürlük için güvenlik zaafı da oluşturamazsınız. O çizgiyi iyi yakalamanız lazım. Maalesef kamu yönetiminde 'toptancı' bir anlayışımız var. Devlet, milyonda bir ihtimallere karşı güvenlik tedbiri almalı. Ama bunları yaparken özgürlükleri feda etmemeli Türkiye'de son dönemlerde güvenlik gerekçesi ile yaşadığımız sorunların birçoğunun temelinde, güvenlik gerekçesi ile özgürlüklerimizi feda etmemiz yatmaktadır. Bu, doğru değil. Yarın hükümet konağında herhangi bir olumsuzluk olsa yine Vanlı oradan zarar görecektir. Güvenliği sağlarken vatandaşa eziyet etmemeniz lazım. Benim yönetim anlayışım budur. Göreve geldiğim günden itibaren bunu sağlamaya çalıştım." dedi.


-"TEK AMACIMIZ VAR: VATANDAŞ MEMNUNİYETİ"

Göreve başladığı zaman hükümet konağında işlerini halletmek için gelen vatandaşların birçoğunun merdivenlerde oturmasının kendisini rahatsız ettiğini ifade eden Karaloğlu: "Biz önce vatandaşlarımız taşların üzerinde oturmasın, insan gibi banklarda otursun diye bank bıraktık. Sonra da içeride çok güzel bir dinlenme salonu yaptık. Oraya çay makinesi, başına da görevliler bıraktık. Vatandaş oraya geldiği zaman oturuyor, dinleniyor, kendisine çay ikram ediliyor. Zamanı geldiğinde de hükümet konağındaki işini hallediyor ve dönüyor. Amacımız; vatandaşımızın, devletinden ve onu temsil eden yöneticisinden memnun olmasıdır. Vatandaşın memnuniyetini artıracak ne varsa onu sağlamaya çalışıyorum." dedi.


Fırsat buldukça vatandaşın acısın paylaşarak onun sevincine ortak olmaya çalıştığını anlatan Karaloğlu, Van'daki taziye kültürünün de önemli bir kültür olduğunu söyledi. 2 yıldır Ramazan aylarında iftarlarda vatandaşın sofrasında olmaya özen gösterdiğini kaydeden Karaloğlu, şunları kaydetti: "Ramazan ayında iftarımı, ya kurulan iftar çadırlarında vatandaşla birlikte veya önceden tespit etmiş olduğumuz yardıma muhtaç ailelerle açmaya çalışıyorum. İki yıldır evimde çocuklarımla birlikte açtığım iftar sayısı, bir elin parmak sayısını geçmez. Tamamını vatandaşlarımla açtım. Bu, bizlere çok şey sağlıyor. O akşam sadece vatandaşın sofrasında onunla birlikte olmuyorsunuz, toplumu tanıma fırsatı da buluyorsunuz. Gittiğimiz ailelerin genelinde öksüzler, yetimler veya başka bir sosyal problemi olanlar bulunmaktadır. Böylece idare etmiş olduğumuz toplumun yaşam standartlarını yakalama fırsatı da buluyoruz. Onlar bize geldiği zaman, kendilerini anlamamız da kolaylaşmış oluyor."


-"BAŞBAKANIMIZIN TALİMATLARI VAR"

Başbakan Erdoğan'ın da kendilerine, vatandaşın kapısını çalmaları konusunda talimatları olduğunu hatırlatan Karaloğlu: "Sayın Başbakanımız, her valiler toplantısında bize özel talimatlar veriyor ve 'Mutlaka vatandaşın kapısını çalın. Vatandaşın sofrasını paylaşın. Vatandaşın size gelmesini beklemeyin.' Uyarısında bulunuyor. Bence çok doğru da bir tarz. Yoksa bunları bilemiyorsunuz. Bizim yetiştiğimiz ortam farklı, çalıştığımız ortam farklı. Her bölgenin kendine göre gelenek ve görenekleri var. Bunu çok daha yakından tanıma şansımız oluyor. Bir de ihtiyaç sahiplerini gidip kendi gözünüzle görüyorsunuz. Bazen size gelebilecek mecali olmayan insanlar oluyor. Bunları gidip sizin bulmanız gerekiyor. Bizim arka mahallelerimizde çok sayıda muhtaç insanımız var." şeklinde konuştu.


-"İFTARDA ZİYARET EDİLEN AİLELERLE İRTİBAT DEVAM EDİYOR"

Ramazan sonrası aile ziyaretlerine devam edildiğini ve bu görevin de eşi tarafından sürdürüldüğünü kaydeden Karaloğlu: " Biz bu aileleri iftar sofrasında ziyaret ettikten sonra onlarla irtibatımızı koparmıyoruz. O aileyi kendimize zimmetliyoruz. Ramazan dışında eşim bir ekiple birlikte evleri ziyaret etmeye devam ediyor. Ailenin sorunları varsa onlarla ilgilenmeye devam ediyoruz. 2 yıl önce ilk gittiğim ailelerle şu anda hala diyaloğumuz devam ediyor." dedi.


-"VATANDAŞIN BANA ULAŞMASINI İSTİYORUM"

Vatandaşların kendisine rahat ulaşması için her türlü iletişim araçlarının kullanıldığını anımsatan Karaloğlu: "Vatandaş bana rahat ulaşsın istiyorum. Bilmediğiniz konuları, bilmeniz gerekenleri vatandaş size aktarıyor. Sadece yüz yüze de olmuyor. Şimdi internet üzerinden de çok sayıda vatandaşımız bana e-mail atıyor. Tiwerterdan da güzel mesajlar geliyor." dedi.


-"İLÇE KAYMAKAMLARINA EĞİTİME ÖNEM VERSİNLER TALİMATIM VAR"

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren 2003 yılına kadar Van'a toplam 3.439 derslik yapıldığını anımsatan Karaloğlu, hükümetin son 8 yılda yaptığı pozitif ayrımcılıkla 3 bin 177 derslik daha yapıldığını ve böylece Van'daki derslik sayısının 6 bin 616'ya yükseldiğini kaydetti. Kaymakamlarla yapılan toplantılarda eğitime önem vermeleri konusunda kendilerine talimatları olduğunu anımsatan Karaloğlu: "Kaymakamlarla yaptığım toplantıda 'Bir idarecinin farkı, eğitime verdiği önemle ölçülür. Bir idareci eğitime ne kadar önem veriyorsa, kendisi benim için o kadar önemli ve başarılıdır. Eğitime önem vermiyorsanız, eğitime katkı sunmuyorsanız, diğer işlerinizi ne kadar iyi yaparsanız yapın benim için başarılı idareci olamazsınız.' diyorum. Bunun da meyvelerini topluyoruz. Sağ olsun bütün arkadaşlarımız ellerinden geleni tüm gayretleri ile yapıyorlar. Van'da son 8 yılda eğitimde çok önemli işler yapılmış. Bunu inkâr edemezsiniz. Özellikle fiziki altyapı olarak. 2002 ile 2010'u mukayese ettiğiniz zaman rakamlarda bazen yüzde 100, bazen de yüzde 300 noktasına gelinmiş durumda. Ancak yapılacak daha çok işimiz var."


-"8 YILDA VAN'A 3 BİN 177 DERSLİK YAPILDI"

-" Türkiye Cumhuriyeti'nin 58 ve 59'ncu hükümetlerinde Milli Eğitim Bakanımızın Vanlı olmasının tabiî ki pozitif bir etkisi olmuştur. Türkiye'de de bir değişim olmuştur; ama Van'da da çok çarpıcı bir şekilde bu göze çarpıyor. 2003'de Van'da 3.439 derslik var iken, bugün 6 bin 616 dersliğe ulaşmışız. 3 bin 177 yeni derslik yapılmış. Derslik sayısı, yüzde 100 artmış. Cumhuriyet tarihinden 2002'ye kadar 3.439 derslik, son 8 yılda da 3 bin 177 derslik yapılmış. Van'ın derslik ihtiyacı bitmedi. Hala köylerde 2 dersliği olup da, 200 öğrencisi olan köyler var. Bunları çok acil çözmemiz lazım. Geçen yıl birçoğunu çözdük. Ek dersliklerle birlikte lojmanlar yaptık. Bu yıl da tekrar hızlı bir şekilde devam edeceğiz. Eğitim önemli. Eğitimi ihmal etme lüksümüz yok. Son dönemde Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri de artık, eğitimine bütçesinden en fazla payı ayırıyor. Milli Savunma Bakanlığı'nın bütçesini bile geçti. Ama artık eğitim sorunu Van'da çözülüyor." dedi.


"OKUL ÖNCESİ EĞİTİME ÖNEM VERİYORUZ"

Okul öncesi eğitime büyük önem verdiklerini belirten Vali Karaloğlu, 2002'de 5 tane olan müstakil anaokulu sayısının 31'e çıktığını, sadece 2010 yılında vatandaşların bağışlarıyla 4 tane anaokulu yapıldığını kaydetti. Karaloğlu: "Okul öncesi eğitimine çok büyük önem veriyoruz. Sebebi de, çocuklarımızın büyük bir çoğunluğunun ana dillerinin Kürtçe olmasıdır. Ancak eğitim dilimiz de Türkçe. Çocuklarımız 1. sınıfa başladığında bir kısmının Türkçesi var, bir kısmının yok oluyor. Böyle olunca Türkçesi olmayan çocuklar, olanlara göre dezavantajlı olarak eğitime başlıyor. Bizim hedefimiz; anadili Kürtçe olan çocuklarımızın Kürtçeyi unutmadan, eğitim dili olan Türkçeyi de iyi bir şekilde öğrenmelerini sağlamak, çocuklarımızı bu şekilde ilköğretime başlatmaktır."


-"VANLI ÇOCUKLAR OKULA 1-0 MAĞLUP BAŞLAMASIN"

"Türkiye'de sınavlar, genel yapılıyor. Öğrenci SBS'ye; Edirne'deki, İzmir'deki, İstanbul'daki, Şemdinli'deki çocukla aynı koşullarda giriyor. Aynı sürede sınav sorularını cevaplamak ve onunla yarışmak durumunda. Aynı sınava giren çocukların dil dezavantajlarını ortadan kaldırmazsak, hep dezavantajlı olarak hayata devam edecekler. Daima 1-0 mağlup devam edecekler. Biz istiyoruz ki, çocuklarımız hayata 1-0 mağlup başlamasın. İzmir'deki, İstanbul'daki, Edirne'deki, Rize'deki ile eşit şartlarda hayat yarışına başlasınlar istiyoruz."


-"OKUL ÖNCESİ EĞİTİM YÜZDE 5.5'DAN YÜZDE 82'YE YÜKSELDİ"

"2003 yılında Van'da okul öncesindeki çağ nüfusunun okullaşma oranı yüzde 5.5 iken, 2009'da yüzde 39'a, 2010 yılı sonunda ise yüzde 50'ye yükseldi. 2011 yılının şu ilk aylarında ise bu oran, yüzde 82'ye yükseldi. Esas başarı, bundan sonra gelecek. Geçen yıl Van'da 2. sınıf ile 8. sınıf arasında 9 bin 700 öğrencimizin okuma yazması yoktu. Bu, çocuğun dil bilmeden 1. sınıfa başladığının göstergesidir. Bir sınıfta 40 öğrenci var. 10 tanesi bilmiyor. Öğretmen bir taraftan normal derslere devam ediyor, bir taraftan da çocuğun dil öğrenmesi için mücadele ediyor. Çocuk, bu sebeple zaten sınıftan kopuyor. Dil öğreninceye kadar, dil bilenler zaten çok iyi yerlere geliyor. Çocuk dili öğrendiğinde 2,3. sınıfa gelmiş oluyor. Çocuk bu şekilde eğitimden, sınıftan kopuyor. Geçen yıl büyük okullarda okuma-yazması olmayan çocuklar için özel sınıflar oluşturduk. Geçen yıl 9.700 öğrencinin 7 binini okur-yazar hale getirdik. 1. sınıflarda okula devam eden öğrencilerden 5 bini okuma-yazma bilmiyor. 230 bin öğrencimizin olduğunu düşünürseniz, 5 bin kişinin olması çok büyük bir rakam. Ve bu, kabul edilebilir bir rakam değil. Bu çocukların bir zekâ sorunu yok. En büyük problem, 1. sınıfa başlarken eğitim dillerini öğrenmemiş olmalarıdır. Onun için, çocuklarımız ana dillerini unutmadan eğitim dilini mutlaka ana sınıfında öğrensinler diyoruz." şeklinde konuştu.

Kaynak: Bültenler