Yorum: Elektrik Mühendisleri Odası'nın 2016 Nükleer Enerji Raporu'yla İlgili Görüşler
Elektrik Mühendisleri Odası'(EMO)nın sitesinde yayımlanan 318 sayfalık raporunda (bazı alıntılar aşağıda) dünyadaki nükleer enerjinin bugünkü durumu, elektrik enerjisine katkısı, ülkelere göre ayrıntılı olarak, ancak, ne yazık ki, taraflı açıklamalarla, aktarılıp Türkiye'de ön görülen nükleer santrallarla ilgili de bir dizi değerlendirmeler yapılıyor.
Elektrik Mühendisleri Odası'(EMO)nın sitesinde yayımlanan 318 sayfalık raporunda (bazı alıntılar aşağıda) dünyadaki nükleer enerjinin bugünkü durumu, elektrik enerjisine katkısı, ülkelere göre ayrıntılı olarak, ancak, ne yazık ki, taraflı açıklamalarla, aktarılıp Türkiye'de ön görülen nükleer santrallarla ilgili de bir dizi değerlendirmeler yapılıyor. EMO gibi teknolojinin içinde olması gereken bir kuruluşun, nükleer karşıtı diğer kuruluşlar gibi, taraflı açıklamalar yapmadan da, gerçekleri ya da durumu olduğu gibi/ objektif olarak ortaya koyması beklenirdi. Böylelikle epey emek verildiği görülen ve bir çok bilgileri derleyen bu rapor taraflı değerlendirmelerle değerini yitirmemiş olurdu. Nükleer santrallarla ilgili bilim ve teknolojinin ulaştığı bugünkü düzeyi yansıtan objektif değerlendirmeler yapılması 'nükleer enerji yanlısı' olmak hiç değildir. Ancak bilm ve teknoloji ' ön yargısız'kılavuzumuz olduğunda, gerçek durum ortaya konabilir ve eski ve modern nükleer santralların kaliteleri, radyasyon güvenlikleri, nükleer kaza riskleri ve atık sorunları gözler önüne açıkça serilebilir ve Türkiye için de işe yarar somut sonuçlar çıkarılabilirdi. Bu konuda Fizik Müh. Odası için hazırlamış olduğum teknik rapora bkz/1/.
EMO raporunu yazanların adlarının raporda bulunmaması, nükleer enerji konusunda deneyimlerinin raporda yer almaması bir eksikliktir ve nükleer uzmanların katkılarının olup olmadığı ise bilinmiyor.
Hiç değilse bu konulardaki son gelişmelerle ilgili referanslar ve bu arada bendenizin son 10- 15 yıldır popüler bilim dergilerinde yayınlanmakta olan 100'ü aşan yazı, kitap ve teknik raporlar gözden geçirilip olumlu, olumsuz değerlendirilebilir raporun referansında verilebilirdi. Neredeyse her yıl İstanbul, Ankara ve İzmir'de yapmakta olduğum bu konularla ilgili seminerler, tüm Müh. Odalarına çok kez FMO'ca duyurulmuş olmasına rağmen, bu seminerlere EMO'dan tek kişinin katılmaması bu çeşit bir rapor yazılacaksa bir eksiklik değil midir?
Rapordan aşağıda kopyaladığımız bazı alıntılardan görüleceği gibi raporun, daha başlangıçtaki 'Sunum'unda vurgulanan ön yargıyla, bir literatür çalışması yapılarak, hazırlandığı görülüyor.
EMO, bizce, derinlemesine bilgi ve deneyimleri olmayan nükleer karşıtlar safında yer alarak bu konulardan habersiz insanları kendi saflarına çekmek yerine (ki bu en alttaki diğer yazımızda ayrıntılarıyla açıkladığımız gibi, milyonlarca insan içinde denizde bir damladır) işin özüyle ilgili teknolojik gerekçelerini bu konulardaki uzmanlara danışarak açıklamalı ve objektif değerlendirmeler yapmalıydı. Örneğin, nükleer karşıtların konuya yabancı olduklarından kendi yayınlarına koydukları 'atom bombası patlamasıyla ortaya çıkan mantar resmi'nin EMO Raporuna, 148.sayfada aktarılması bile bu raporu yazanların, 'nükleer santralın' hiç bir zaman bir atom bombası gibi patlamayacağını acaba bilmemelerinden mi kaynaklanıyor? Bilim ve teknolojiye ters örnek ve gerekçelerle halkın yanlış bilgilendirilmesi doğru olabilir mi? Bu nedenle EMO'nun, nükleer karşıtlarla aralarına kalın bir çizgi koyması kuruluşuna da uygun olur sanırız.
Bugün özellikle ABD'deki teknoloji ve bilimsel araştırmalar, kaza riskini çok azaltan reaktörleri gelecek için ön görmektedir. Örneğin küçük Bulgaristan'ın bile ısmarlamayı düşündüğu modern Westinghouse A1000 reaktöründe, reaktör binasının çatısındaki su deposundan kendiliğinden, (elektrik gerektirmeden) akan suyla, büyük bir nükleer kazada, reaktör 3 gün boyunca soğutulabiliyor ve Fukuşima'daki gibi bir kazaya yol açılmıyor. Bu çeşit modern bir nükleer santral ise Türkiye'de ön görülmüyor.
Öte yandan ABD'de yapılan bilimsel araştırmalarla ABD'deki tüm nükleer santralların yüksek radyoaktiviteli atıkların 5000 metre derinlikteki 700 kuyuda, çevreyle etkilenmeden, saklanabileceği bilimsel verilerle açıklanıyor/3/.
Diğer yazılarımızda vurguladığımız gibi, yenilenebilir enerjiler git gide artırılmalıdır. Çok istemimize rağmen, güneşin geceleri, rüzgarın da her zaman olmayışı sonucu, yenilenebilir enerjiler fosil ve nükler enerjilerin yerini alabilecek duruma ileride de, ne yazık ki, gelemeyecekler. Bu nedenlerle, eğer ileride Türkiye'de nükleer santrallar devreye girecekse, ki bunları önlemek, hatta başka bir parti bile iktidara gelse, olası görünmüyor, bunlar daha kaliteli modern nükleer santrallar olmalı ve bunlardaki her sistemin, aygıt ve aletlerin (components) kalite kontrolları, ilgili bilirkişilerce proje, fabrikada yapım, santralda yerleştirme ve işletme dönemlerinde testlerle uygunluğu onaylanmalıdır.
İleride bir çok ülkede olduğu gibi gerek nüfus artımı, gerese savurgan yaşam ve artan dış satım sonucu elektrik gereksinimi git gide artacak ve istense de istenmese de nükleer enerji 'Elektrik Üretim Kaynakları yelpazesindeki' yerini çok büyük bir olasılıkla artarak alacaktır. Bu nedenle bugün nükleer santrallara kategorik olarak 'ön yargıyla' karşı çıkmanın büyük bir olasılıkla beklenen sonuçları ise, ileride 3.sınıf nükleer santralların yapılıp işletilmesi olacaktır. Buna ne yazık ki nükleer karşıtlar ile bilmsel ve teknolojiyi ön plana çıkarması gereken EMO bugünden yol açmış olmayacaklar mıdır?
Einstein'ın bilinen sözü hep geçerlidir: Atomları parçalamak, ön yargıları parçalamaktan çok daha kolaydır!
EMO Yönetim Kurulu, yukardaki ve eklerdeki yazılarımızı tarafsız olarak değerlendirmeli, Nükleer Enerji konusuda yanlı olmak yerine, kuruluşunun gereği olarak düşündüğümüz, bilim ve teknolojideki 'objektifliği' seçmekle ilgili yeni bir durum değerlendirmesi yapabilir, umarım. Böylelikle büyük halk kitlelerinin, ileride 3.sınıf nükleer santralların büyük riskleriyle, radyoaktif madde kirlenmeleriyle yaşamak zorunda bırakılmamasına katkıda bulunabilir.
Bu konularla ilgili yayınlar için bkz. (Mesleki yaşamım/1/ ve/2/ nolu yayınların sonundadır).
/1/. Ülkemizde kurulacak nükleer santrallarla ilgili radyasyon güvenliği (FMO Teknik Raporu, Y.Atakan, 50 sayfa, www.fmo.org.tr)
2. Radyasyon ve Sağlığımız? kitabı/ Bölüm 8, Syf. 165-196: https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-vesagligimiz.html (Nobel yayınları 2014, Y.Atakan)
/3/ Elektrik üretiminde nükleer enerji ve yenilenebilir enerjilerde gerçek durum nedir? Y.Atakan, http://www.fmo.org.tr/populer-bilim-yazilari/
/4/ Fukuşima kazasının 5. yılında durum? http://www.fmo.org.tr/haberler/duyuru-169/ …………………………….
ELEKTRİK MÜH.ODASININ 2016 NÜKLEER ENERJİ RAPORUNDAN BAZI 'TARAFLI' ALINTILAR
Sunuş …..
EMO, 1970'lerden bu yana nükleer santrallarla ilgili çok sayıda etkinlik yapmış ve raporlar hazırlamıştır. Bu raporlar da hem kamuoyu ile hem de ilgililerle paylaşılmıştır. Fukuşima Felaketi gibi yakın dönemde yaşadığımız nükleer facialara rağmen siyasal iktidarın nükleer santral sevdası devam etmektedir. Bugüne kadar tam olarak engel olunamasa da EMO ve nükleer santral kar- şıtları süreci geciktirmeyi başarmışlardır. Nükleer santrallarla ilgili yaratılan kandırmacayı kırabilmek için bilimsel ve dünyadaki gelişmeleri de yansıtan çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. EMO'nun çalışması bu anlamda önemli bir kazanım sağlayacaktır. Daha da önemlisi bu çalışmaların kamunun yararını düşünecek iktidarlar tarafından dikkate alınmasıdır. Bunun için de kuvvetli bir kamuoyu desteğine ihtiyacımız olduğu bilincindeyiz. Dolayısıyla kapsamlı olarak hazırlanan ve 300 sayfayı aşan bu çalışmamız ile kamuoyunu bilgilendirmek ve bir kez daha yetkililerin de dikkatini çekmek
Sayfa 22
IAEA reaktör tariinde kapatılmış ancak henüz daha resmen bir daha işletmeye alınmayacağı açıklanmamış olan santralları, "uzun dönemli durdurulmuş reaktörler" olarak tanımlamaktadır. Şekil 2'de görüldüğü gibi bir zamanlar 300 milyar KWH'in üzerinde nükleer santrallardan elektrik üreten Japonya 2013 ve 2014 yıllarında nükleer santrallardan hiç elektrik üretmemiştir. 2011 yılındaki Fukuşima'da yaşanan felaketten sonra Japonya'da nükleer santrallardan elektrik üretimine son verilmiştir ve bu durum halen devam etmektedir. Mahkeme tarafından 2015'in sonlarına doğru bir santralın üretime başlamasına izin verilmiş ancak bu santralda tam kapasiteye çıkamadığı için üretimini normal olarak gerçekleştirememiştir. Yukarıdaki açıklama güncel değil: Fukuşima'yla ilgili aşağıda en sondaki yazıma bkz.:
Sayfa 124:
MOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI
Tablo 13 ve 14 incelendiğinde tahminlerdeki sapmaların ne denli fazla olduğu açıkça görülmektedir. Yani 2002 yılında hazırlanan raporda, 2013 yılı %41,6 yanılgı ile tahmin edilmiş ve yatırım kararları alınmıştır. Özetle; talep şişirilmiş, özel yatırımcılar enerji santralı yatırımlarına teş- vik edilmiş, talebin çok artacağı, mevcut yatırımların talebi karşılamaya yetmeyeceği propagandası ile devlet tarafından da bir takım yatırımların yapılması gerektiği konusunda kamuoyu yaratılmıştır. 1970'li yılların başlarından beri gündeme gelen nükleer santrallar yeniden masaya yatırılmış ve büyük, güçlü Türkiye süslemeleri de ilave edilerek Akkuyu ve Sinop Nükleer Enerji Santrallarının yapılmasına karar verilmiş. İlgili yasalar TBMM'den geçirilerek bu santralların yapılması için somut adımlar atılmaya başlanmıştır.
Sayfa 129
Nükleer santralların yenilenebilir enerji kaynaklarının önü- ne bir engel olarak konulmuştur. Yani yapımı nispeten kolay olan ve kurulumu kısa sürede gerçekleşen yenilenebilir kaynak yatırımları engellenerek nükleer santrallardan üretilecek enerjiye yer açılmaktadır
Sayfa 147
Nükleer karşıtı platformun plakartında Atom bombası patlaması arka planda gösterilerek nükleer santrallar ile karşılaştırılması EMO gibi işin teknolojisini bilmesi gereken bir kuruma yakışıp yakışmadığına EMO yetkilileri karar verebilirler.
Devam:
klaşa kuracağı bir Nükleer Santral kurma projesine izin vermek istemektedir. Japonya ise 1945'den ders almamış gibi bizim ülkemizde Nükleer santral kurmak istemektedir. Bunca yaşanmış acılara rağmen halen ülkemizin iki güzel beldesinde Sinop/ İnceburun ve Mersin/ Akkuyu'da nükleer santral planlama sevdasında olan siyasi iktidara Sinop'tan sesleniyoruz. Ne Sinop'ta Ne Akkuyu'da nede Türkiye'nin bir başka yerinde Nükleer Santral yapılması- na izin vermeyeceğiz.
Nükleer silahlanmanın önlenmesi için halen elinde nükleer silah bulunduran dünyanın egemen büyük güçlerinin öncelikli sorumluluğu bulunmaktadır. Bu ülkelerin "Bizde nükleer silah var. Bunu dünya kabul etsin. Başka ülkeler nükleer silah yapmasın" tavrından uzaklaşarak, "Biz de dahil kimse nükleer silah yapmasın ve var olan silahlar imha edilsin" anlayışıyla hareket etmeleri, nükleer silahlanma yarışının durdurulması için önemli ve gerekli bir adım olacaktır. Uluslararası düzlemde nükleer silahlanmaya son verilmesi için ivedilikle harekete geçilmesi gerekmektedir.
Türkiye'de İncirlik Üssü'nde bulundurulan nükleer silahlar da bir an önce sö- külmeli, nükleer enerji üretimi görüntüsü altında nükleer silahlanma sevdasından vazgeçilmelidir.
Türkiye'deki nükleer karşıtlar, Nükleer Karşıtlar Platformu (NKP) adıyla çeşitli aktivitelerde bulunuyorlar. Bu platformu destekleyen sayıları 100'e varan dernek, mühendislik odaları ve sivil toplum kuruluşları var (2006'daki sayı 92 )/5/. NKP'nin zaman zaman nükleer santrallara karşı toplantılar, sempozyumlar, gösteriler yaptığını kendi yayınlarından ve medyadan öğreniyoruz. Medya haberlerinden görebildiğimiz kadarıyla, toplantıları, daha çok kendi katılımcılarıyla ve ilgi duyan az sayıda kişilerle yapılıyor. Gösterilerinde kuşkusuz daha çok kişi bulunuyor ve imza kampanyalarıyla 10 bin kişinin desteğini de sağladıklarını açıklıyorlar. Ancak tüm bu çalışmaları, uğraşları, nükleer enerjiye karşı görünen gazetelerde bile manşete çıkamıyor, orta ya da son sayfalarda resimli haberler olarak yayımlanıyor. Çok izlenen TV programlarında da nükleer karşıtların aktiviteleri pek yer bulamıyor.
Muhalefet partilerinin gündeminde ise nükleer enerjiye pek rastlanmıyor. Sadece, Akkuyu sözleşmesi TBMM'de yasalaştıktan sonra, CHP'nin Anayasa Mahkemesine başvurduğunu, yasanın iptalini istediğini ve Anayasa Mahkemesinin de bunu 31 Mayıs 2012 günü reddettiğini medyadan öğreniyoruz.
Halkın büyük çoğunluğunun gazete bile okumadığı, gazetlerin trajlarının bu nedenle batı dünyasına oranla çok aşağılarda kaldığı bilinirken, diğer teknik konularda olduğu gibi, nükleer enerji konusunda da halkın büyük bir bölümününden kitlesel bir katkı beklenemez ki zaten bugüne kadar bu, gerçekleşmedi.
Almanya'daki durumla karşılaştırma
Almanya'da ortalama öğrenim ve yaşam düzeyi yüksek olan halk, sivil toplum örgütlerinin öncülüğünde son 30 yıldır nükleer santrallara karşı çok çeşitli ve büyük katılımlarla toplantılar, gösteriler yaptı. Son 20 yıldır, yeşiller partisi 'Atom Enerjisine Hayır' kampanyalarıyla, ülke çapında yüzbinlerin katılımıyla halk, örneğin el ele tutuşarak 100 km'yi aşan kuyruklar oluşturdu. TV'de açık oturumlarla, söyleşilerle nükleer enerji konusunda halk bilgilendirildi. Nükleer enerji karşıtları, diğer partilerde ve sivil kuruluş örgütlerinde çığ gibi büyüdü ve sonunda Mart 2011' deki Fukuşima reaktörlerindeki patlamaların TV'lerdeki görüntüleri nükleer enerjiye karşı görüşleri taçlandırdı. Büyük oy kaybedeceğini anlayan fizik doktoralı Merkel – nükleer enerji konusunda yanılmışım! diyerek 180 derece dönüşle nükleer enerjiden çıkılacağını kazadan sonra halka duyurdu. Aslında Almanya'daki nükleer santrallar dünyanın en güvenli santrallarıydı, nükleer santralların çalıştırıldığı son 40 yıldır çevreyi, insanları etkileyen önemli bir kaza da Almanya'da olmamıştı. Fukuşima'daki gibi bir Tsunami de beklenmiyordu ve reaktörlerin dizelle çalışan ivedi soğutma sistemleri çok daha farklı projelendirilip uygun yerlere yerleştirilmişlerdi. Fukuşima kazası olmasaydı Almanya'daki nükleer santralların işletme süreleri daha da uzatılacaktı. Kısacası Almanya'da nükleer enerjiye karşı olanların sayısının çığ gibi büyümesi sonucu, nükleer santralların durdurulmasını, oy kaybedeceklerini açıkça gören partiler ve politikacılar kabul etmek zorunda kalmışlardır. Benzer bir durum ise Türkiye'de yoktur.
Sonuç ve öneriler
Türkiye'de nükleer santrallara karşı, Almanya'daki yeşiller partisi gibi zaman zaman % 15 oy potansiyelini aşan bir parti Türkiye'de bulunmuyor. Almanya'daki durumun aksine, Türkiye'de nükleer santrallara karşı tabandan gelen ve büyük halk kitlelerini harekete geçiren bir direniş olmadığı gibi böyle bir direniş tavanda da, özellikle muhalefet partilerinde, sivil toplum kuruluşlarında da yok.
Arada sırada nükleer karşıtların sınırlı etkinlikleriyle, nükleer santral yapımını Türkiye'de durdurmayı ummak, bu nedenlerle, gerçekçi değildir.
Bu durumda, tüm sivil kuruluş örgütlerine, muhalefet partilerine önerimiz, Anayasa Mahkemesinin de uygun gördüğü yasayla, yapımı artık kesinleşen ve yapımına başlanan Akkuyu nükleer santralını durdurmakla ilgili bizce boşa harcanacak çaba yerine, artık çevreyi ve halkı koruyucu yönde çaba gösterilerek güvenliği en üst düzeydeki bir nükleer santral yapımına katkıda bulunulmalı, güvenli sistemlerin kurulmasının ve kalite kontrollarının yapılmasının/6/ kamuoyuna ve yetkililere sürekli duyurulmasıdır, vakit daha çok geçmeden. Kalitesi düşük ve kazalara yol açabilecek bir nükleer santral yapılıp işletildiğinde, bundan ileride zarar görecek olanlar, ummak istemediğimiz kazanın büyüklüğüne göre, ülkenin büyük bir bölümünde yaşayan insanlarımız ve doğamız olacaktır. Bu nedenle yapımına başlanan Akkuyu nükleer santralının güvenliğinin en üst düzeyde olabilmesi için muhalefet partilerinin ve sivil toplum kuruluşlarının katkıda bulunmaları çok önemlidir. Başta denetleyici organ olan Türkiye Atom Enerjisi kurumunun, Enerji ve Çevre bakanlıklarının bu konuda gereken duyarlığı göstereceğini umarız.
Yüksel Atakan, Dr. Radyasyon Fizikçisi