
Beyazıt Meydanı'ndaki "Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı" etkinlikleri çerçevesinde ESKADER tarafından gerçekleştirilen "Ramazan Sohbetleri"nin 17'nci gün konuğu Yazar Üstün İnanç, eski İstanbul'u anlattı.
Napolyon'un "Dünyada tek devlet olsaydı onun başkenti mutlaka İstanbul olurdu" sözünü hatırlatan Üstün İnanç, İstanbul kültürüne dair bilgiler aktararak "İstanbul kültürü en çok Ramazan'da kendini gösterir" dedi.
İnanç, bu kültür ve saygı şuuru çerçevesinde gayrimüslimlerin Müslümanları rahatsız etmemek için evlerinin en alt katlarında yemek pişirdiklerini, meyhane işletenlerin de Ramazan ve bayram boyunca işletmelerini kapattıklarını, bugün kimliğinde Müslüman yazanların bile bu titizliğe riayet etmediğini vurguladı. Bu hassasiyetin bir Ramazan medeniyeti olduğunu ifade eden İnanç, İstanbul'da Ramazan ayında yapılan yemekler hakkında da bilgi verdi. İnanç, geçmişte işgal ve savaş yıllarının insanları savurganlıktan uzaklaştırdığını da belirterek, bayat yiyecekleri değerlendirmeye yönelik yemek çeşitleri üretildiğini kaydetti.
İstanbul'un ibadetten alıkonması teşebbüslerine teslim olmadığının da altını çizen İnanç, sinemaların gürültüsüne gizlenmiş zikir ortamlarından bahsetti.
"Bu İstanbul, bir önceki dönemi tanımaz halde. Hâlbuki kültür birikimdir. İstanbullu olmak için bu kültürün benimsenmesi lazımdır" diyen Üstün İnanç, çocukluğunun ve ilk gençliğinin Beyazıt Soğanağa'da geçtiğini belirterek, o yıllarda dilinden düşürmediği Necip Fazıl'ın "Kaldırımlar" şiirini okudu.
Meşhur Marmara Kıraathanesi'nin müdavimleri olan 'Marmaratör'lerden birisi olduğunu dile getiren İnanç, yine bir 'Marmaratör' olan Muzaffer Ozak'a dair hâtıralarından bahsetti.
İstanbul'u en iyi anlatan şiirlerin başında Yahya Kemal'in "Kocamustapaşa" şiirinin geldiğini ve İstanbul'un hem ıstırabının, hem neşesinin hem de zaferinin anlatıldığını söyleyen İnanç, bu mısraları seslendirdi.
İstanbul efsanelerinden, şehri uhrevî havayla yoğuran maneviyat büyüklerinden de bahseden Üstün İnanç, farkında olmadan sirayet eden geleneğin kültür olduğunu dile getirerek "Dergâhların fonksiyonu da budur. Mahalleliyi terbiye eder. İnsan bu manevî hayat içinde özlenir" dedi.
Eski İstanbul'da mahallelerdeki hiyerarşi ve kadın erkek ilişkileri üzerine geliştirilen hassasiyetin bugün masaldan da öte mitolojik denecek kadar uzak göründüğünü anlatan Üstün İnanç, yardımlaşma konusundaki titizliğin had safhada olduğunu vurguladı. Mahallede zor durumda olan bir ailenin yalnızca bir kişinin haberdar olduğunu, o kişiye teslim edilerek yardımların ihtiyaç sahibine ulaştırıldığını anlatan İnanç, "Veren kişi alandan, alan kişi de verenden haberli değildi ve kimsede o kompleks yoktu. Mahalle kahvesinde karşılıklı otururlar, ancak yardımlaştıklarını da kendileri bilmezdi. Bu hem felsefi hem de sosyolojik olarak derin bir konuydu. İnsanlar böyle damıtılmışlardı. İstanbul Anadolulaştı ki bu olacaktır, nihayetinde olmalıdır. Ama İstanbul'a bir imeceyi bile getirememiş olmamız büyük bir kayıptır. Eski İstanbulluların modern insanlara göre kötülükleri yok, iyilikleri çoktu. Hürmet her yerdeydi" diye konuştu.
Son Dakika › Güncel › 'Eski İstanbul Kültürünü Bilmeden İstanbullu Olunmaz' - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.