AK Parti 4. Uluslararası Yerel Yönetimler Sempozyumu
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bir şehre gönül gözüyle bakmak sadece taşları görmek değil, o taşların nasıl besmeleyle üst üste konduğunu, nasıl dualarla yükseldiğini, o taşların nasıl bir ruh, heyecan, felsefe"...
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bir şehre gönül gözüyle bakmak sadece taşları görmek değil, o taşların nasıl besmeleyle üst üste konduğunu, nasıl dualarla yükseldiğini, o taşların nasıl bir ruh, heyecan, felsefe taşıdığını görmektir" dedi.
Başbakan Erdoğan, AK Parti Genel Merkez Yerel Yönetimler Başkanlığının
"Yaşanabilir ve Estetik Şehirler" temasıyla düzenlediği "AK Parti 4. Yerel Yönetimler Sempozyumu"nda yaptığı konuşmada, programda ödül alan projeleri ve sahibi yerel yöneticileri kutladı.
Erdoğan, şehircilik ve şehirler adına umut, heyecan verici projelerin diğer il, ilçe ve beldelere örnek olmasını da temenni etti.
Yunus Emre'nin "Ol imaret eylemez, sen viran olmadıkça" dizelerinin çok manalı, düşündürücü, ibretlik verici olduğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
"Çok öz söylüyorum eğer sen viran olmazsan, eğer sen çabalamazsan, eğer sen dertli olmazsan, eğer sen pervane olup dönmezsen ortaya da imaret çıkmaz, imar çıkmaz, eser çıkmaz. Dert sahibi olmayan dertlinin halinden anlamaz. Bir derdi olmayan, bir meselesi, davası olmayan çözüm peşinde, eser peşinde, hizmet peşinde koşmaz. AK Parti'yi AK Parti yapan, AK Parti'yi millete hizmetkar eyleyen 10 yıl boyunca da arkasında eserler bırakmasını sağlayan bu derttir, dertli olma halidir. Çünkü milletimizin derdi bizi yollara düşürmüştür, milletimizin meselesi bizi harekete geçirmiştir, milletimizin acısı, hüznü, ıstırabı bizi milletimize hizmetkar eylemiştir. Biz, bu aziz millete efendi olmadık, biz bu aziz millete hizmetkar olduk. Sadece milletimizin değil, biz Kabil'in derdini kendi derdi gören bir hareketiz, biz Lefkoşa'nın meselesini kendi meselemiz gören hareketiz. Biz, Filistin'in, Gazze'nin ıstırabını kendi ıstırabızım gibi gören, bununla kıvranan ve bunun çözümü için de mücalede veren bir partiyiz. Biz Şam'ın, İdlip'in, Lazkiye'nin meselesini, Halep'in meselesini, Hama'nın, Humus'un meselesini kendi meselesi olarak gören bir hareketiz."
-"Sayamayacağımız kadar ortak özellikleri paylaşıyoruz"-
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin de yer aldığı geniş coğrafya içerisindeki tüm insanların ortak bir medeniyetin mensupları, takipçisi ve mirasçıları olduğunu vurgulayarak, "Kabil'den Sofya'ya Saraybosna'ya kadar, Şam'dan Lefkoşa'ya Bişkek'e kadar, Tunus'tan Ramallah'dan Gazze'ye kadar sayamayacağımız kadar ortak özellikleri paylaşıyoruz" dedi.
Sempozyuma katılmadan önce Suriye Türkmenleri Meclisi Kuruluş Toplantısı'na katıldığını hatırlatan Başbakan Erdoğan, "Onların derdi de bizim derdimiz. Dilimiz, kültürümüz, yemeklerimiz, kıyafetlerimiz, musikimiz bu kültür yapısı, bu coğrafyanın ortak dilidir, kültürüdür, musikisidir, sanatıdır" diye konuştu.
Bu ortak özelliklerin yanında aynı kaynaktan beslenildiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"O kaynak da şehirlerimiz. Nüfuslar farklı olabilir, coğrafyalar farklı, kültürler farklı olabilir. Kiminin ortasından nehir, kiminin ortasından deniz akıyor. Farklı diller konuşuluyor olabilir ama bütün bu coğrafyanın şehirleri özde aynı kaynaktan beslenen, aynı şadırvandan aynı suyu içen şehirlerdir.
Eğer şehir denildiğinde aklına taş gelen, aklına beton gelen, aklına sadece asfalt gelenler varsa, onlar kendilerini ve medeniyet algılarını lütfen tekrar tekrar sorgulasınlar. Onlar bu işi bilmiyorlar. Yunus Emre'nin dediği gibi kendilerini viran etsinler. İmaretin, imarın, mimarinin ne olduğunu ancak bu şekilde anlasınlar ve anlayabilsinler. Tarihimiz ve medeniyetimizin büyük simalarından Cüneyd-i Bağdadi'nin öğrencisi Ebubekir Şibli, Mekke'den dönen birisine 'Mekke'yi gördün mü-' der. Hacı 'evet, elbette gördüm' der. 'Mekke'yi görmekle değişik hale büründün mü-' diye sorar Şibli, adam 'hayır' deyince o zaman Ebubekir Şibli 'öyleyse sen Mekke'yi görmemişsin' diye cevap verir. Bunun üzerine hepimiz düşünmek zorundayız. Bir şehirden gönül dünyasına bir şeyler alamayan, ruh dünyasında değişiklik hissetmeyen oraya bakar kör olarak girer, bakar kör olarak çıkar. Onlar inanın hiçbir şey görmezler. Gördükleri taştır, betondur, asfalttır, kalabalıktır. Ama bir şehre gönül gözüyle bakanlar orada şehirde, şehrin ruhunu, tarihini, medeniyetini, kültürünü görürler. Bir şehre gönül gözüyle bakmak o şehrin ruhunu tüm derinliklerine kadar teneffüs etmektir. Bir şehre gönül gözüyle bakmak sadece taşları görmek değil, o taşların nasıl besmeleyle üst üste konduğunu, nasıl dualarla yükseldiğini, o taşların nasıl bir ruh, heyecan, felsefe taşıdığını görmektir."
(Sürecek) - ANKARA