AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Çelik: (4)
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, "AK Parti içinden beşinci bir partinin çıkacağı" iddiasına ilişkin, "Böyle bir şeyin olacağını söylemek bir siyasi falcılık, böyle bir şeydir" söz konusu değil. 14 yıldır bizimle, siyasi alanda, gerçek demokratik siyasi zeminde rekabet edemeyenler ya vesayetten ya da komplolardan ve falcılıktan medet umdular.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, "AK Parti içinden beşinci bir partinin çıkacağı" iddiasına ilişkin, "Böyle bir şeyin olacağını söylemek bir siyasi falcılık, böyle bir şeydir" söz konusu değil. 14 yıldır bizimle, siyasi alanda, gerçek demokratik siyasi zeminde rekabet edemeyenler ya vesayetten ya da komplolardan ve falcılıktan medet umdular. AK Parti içinde böyle bir tartışma yok" dedi.
Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.
"MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin, seçimlerden sonra AK Parti içerisinden beşinci bir partinin çıkabileceği" iddiasının sorulduğu Çelik, 7 Haziran'da MHP'nin iktidarın bir parçası olması gibi bir denklemin ortaya çıktığını, Bahçeli'nin bundan sonraki süreçte, ülkücüleri, milliyetçileri iktidar yapmamak üzerine siyaset yürüttüğünü söyledi.
Bahçeli'ye, "Ülkücülere, milliyetçilere Türkiye'nin siyasi geleceğinde bir iktidar vadedebiliyor musunuz? 7 Haziran sonrası, iktidar olma fırsatı geldiğinde, bunu reddetmeyi nasıl izah ediyorsunuz? Partinizle ilgili ne tür bir gelecek öngörüyorsunuz?" sorularını yönelten Çelik, Bahçeli'nin bunları değil, AK Parti ile ilgili konuştuğunu belirtti.
Devlet Bahçeli'nin "MHP'yi iktidar ya da iktidar ortağı yapmak" gibi bir iddiasının bulunmadığını ifade eden Çelik, Bahçeli'nin, "AK Parti içerisinde parçalanma, bölünme olur mu?" üzerine odaklanmış bir siyaset yaptığını kaydetti.
Çelik, Bahçeli'nin bir AK Parti analisti, köşe yazarı olmadığının altını çizerek, "Sayın Bahçeli'den beklenen şudur; MHP'nin geleceğiyle, ülkücülerin, milliyetçilerin beklentileriyle, iktidar olma arzularıyla ilgili ne söylüyor? ya da bugün seçime gidiyoruz, MHP teşkilatları da çalışıyorlar. Peki ne için çalışıyorlar? Sayın Bahçeli bir şey söyleyebiliyor mu? ya da ülkücüler, milliyetçiler ne için çalışıyorlar? Sayın Bahçeli önlerine bir hedef koyabiliyor mu?" diye konuştu.
Bahçeli'nin "Siz ne kadar çalışırsanız çalışın, ben 7 Haziran'dan sora olduğu gibi sizi yine iktidar ortağı yapmayacağım, dolayısıyla bu çalışmalarınız bir hedefe ulaşmayacak" dediğini aktaran Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ne öneriyor beklenti olarak? 'Bekleyin AK Parti içerisinde bir bölünme olacak, Meclis'te bir beşinci parti ortaya çıkacak.' Böyle bir şeyin olacağını söylemek bir siyasi falcılık, böyle bir şey söz konusu değil. 14 yıldır bizimle, siyasi alanda, gerçek demokratik siyasi zeminde rekabet edemeyenler ya vesayetten ya da komplolardan ve falcılıktan medet umdular. AK Parti içinde böyle bir tartışma yok. Zaten, 7 Haziran sonrasının en zor şartlarında bile AK Parti bir blok halinde Meclis Başkanı'nı seçtirmeyi başardı, en ufak bir fire verilmedi. Bundan sonra da bir bütün içerisinde AK Parti yoluna devam edecek. Siyasi parti genel başkanlarının görevi, AK Parti ile ilgili komplo teorileri üretmek ya da AK Parti içerisinde bir bölünme olacak mı, olmayacak mı şeklinde bir falcılık faaliyeti yapmak değil, kendi partilerinin geleceğiyle ilgili konuşmaktır."
"Ankara'daki terör saldırısı"
"Ankara'da yaşanan canlı bomba saldırısından önce, istihbaratın uyarıda bulunarak, 'IŞİD'in sansasyonel bir eylem yapacağı' bilgisini verdiği, buna rağmen bir önlem alınmadığı görülüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz" şeklindeki soruya Çelik, "Bu bilgiyi teyit edemiyorum tabii. Türkiye'ye dönük olarak hem DAEŞ'in hem PKK'nın hem DHKP-C'nin hem de diğer örgütlerin, sansasyonel eylem peşinde koşması hem devlet kurumlarına hem de bazı organizasyonlara dönük, bu zaten sık sık güncellenen uyarılar" yanıtını verdi.
Türkiye'nin 30 yıldır PKK gibi bir kanlı terör örgütüyle mücadele ettiğini anımsatan Çelik, DAEŞ'in de Türkiye sınırına çok yakın olduğunu, sızma faaliyetlerinin ve amaçlarının bilindiğini anlattı.
Ankara'daki terör saldırısında bir zafiyet varsa mutlaka gereğinin yapılacağını vurgulayan Çelik, bazı kişilerin açığa alındığını, idari soruşturmaların sürdüğünü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Devlet Denetleme Kurulu'nu devreye soktuğunu hatırlattı.
Bunun örtbas edilecek bir konu olmadığının altını çizen Çelik, güçlerini şeffaflıktan aldıklarını, örtbas etme siyasetini kapılarından içeri sokmamak için büyük bir hassasiyet gösterdiklerini söyledi.
"Tahterevalli açıklamalardan uzak durmak gerekir"
Terör saldırısının herkese yapıldığını belirten Çelik, saldırının bütün boyutlarıyla, yapanlar, planlayanlar ve emri verenler açısından açığa çıkmasının, bir zaaf varsa bunun giderilmesinin çok önemli olduğunu kaydetti.
Çok titiz bir çalışmanın yürütüldüğüne dikkati çeken Çelik, zihinlerin belli adreslere sevk edilmesi konusundaki propagandalara dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.
"Bazılarının çıkıp ilk günden itibaren 'PKK yapmadı, IŞİD yaptı' ya da birilerinin DAEŞ'i mazur gösteren, PKK meselesine vurgu yapan... Bu tip, tahterevalli açıklamalardan uzak durmak gerekir" diyen Çelik, terör örgütlerinin, zihinleri, soruşturmayı yürütenleri farklı adreslere yönlendirmek için birbirlerinin eylem karakteristiklerini kullandığına işaret etti.
Ankara'daki saldırının, birden çok terör örgütünün ortak faaliyetiyle gerçekleştiğini düşündüklerini dile getiren Ömer Çelik, geçmişte meydana gelen bir saldırıda, bir kişinin "terör örgütlerine girişinin PKK ile başladığının, daha sonra DAEŞ mensubu olarak Türkiye'de eylem yapmaya kalktığının, aynı zamanda yabancı bir devletin istihbarat devletiyle bağlantılı olduğunun" tespit edildiğini anlattı.
"PKK, DAEŞ eşit şüphelidir"
"Bunun arkasında şu var, AK Parti, DAEŞ'in eylemlerine göz yumduğu için bunu açıklamaktan çekiniyor" şeklinde bir propagandanın yürütüldüğünü hatırlatan Çelik, şunları kaydetti:
"Şimdi bunlara sormak gerekir; Bu kadar büyük bir iddiayı dile getiriyorsunuz, bu iddiayı dile getirenlerin DAEŞ'e karşı herhangi bir mücadelesi yok. Fakat biz, hükümetlerimiz döneminde DAEŞ'i terör örgütü ilan etmişiz, buna karşı en kuvvetli mücadeleyi vermişiz ve defalarca da bu söylenmiş. Bütün terör örgütleri bizim için eşittir. Başkaları için sadece terör örgütü olmanın ötesinde, bizim için aynı zamanda dinimizi kirleten, istismar eden birtakım uygulamalara imza attığı için de bu örgütlere karşı durmanın özel bir hassasiyeti vardır. Birilerinin otomatikman bizim zihnimizi belli terör örgütlerine adreslemesine müsaade etmeyelim. Burada şimdiye kadar gelinen nokta bunun hibrit bir saldırı olduğu şeklinde bulgular var, yani birden çok terör örgütünün."
Zihinlerin belli bir adrese yönlendirilip, diğerlerinin örtbas edilmesi şeklinde bir propaganda faaliyetinin olduğunu belirten Çelik, "AK Parti'yi bu yönde, bir şekilde suçlama faaliyetinin olduğunu görüyoruz. Bunların hiçbirine itibar etmeyiz. Bizim peşinde olduğumuz tek şey, gerçeğin ortaya çıkmasıdır. Yani burada PKK, DAEŞ bu konularda eşit şüphelidir" dedi.
"Suriye politikamızın temel parametrelerinde değişiklik yok"
"3 ya da 6 aylık Esed'li geçiş hükümetine, Türkiye'nin onay verip vermeyeceğinin" sorulması üzerine Çelik, bunun "Esad'lı bir geçiş hükümeti olmadığını, Esad'ın gidişi şeklinde bir geçiş hükümeti" olacağına dikkati çekti.
"6 aylık bir takvim içinde Beşşar Esad'ın gidecekse bu tabii ki olumludur" diyen Çelik, şöyle devam etti:
"Esad'lı dediğiniz zaman sanki Esad'ın çok uzun süre kalıcı olacağı şeklinde bir formüle razı oluyormuş Türkiye gibi gösteriliyor. Türkiye'nin Suriye politikasının temel parametrelerinde bir değişiklik yok. Rejim tarafından eli kana bulaşmamış insanlar ve Suriye muhalefeti ama iki tarafın da tam mutabakatı ile bir yapı ortaya çıkar da Esad'ın 3 ay içerisinde, 6 ay içerisinde gideceği bir formül üzerinde ortaya çıkılırsa, her halükarda Esad'ın gitmesi olumludur."
Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve AK Parti Şanlıurfa milletvekili adayı Faruk Çelik'e ait olduğu iddia edilen sosyal medyada yayınlanan bir klibin sorulması üzerine Ömer Çelik, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bu klip, mesajları açısından bizim kesinlikle olumlamadığımız bir klip. Sanki kardeşlik sadece etnik gruplar arasında olurmuş, onun dışını dışlarmış gibi birtakım mesajlar veriyor. Sayın Faruk Çelik de açıklama yaptı. Kendilerine bir klip hazırlanması için çeşitli çalışmalar sunulacakmış. Fakat bu çalışmalar kendilerine sunulmadan, onay vermediği çalışmalardan bir tanesinin kendilerinin onayı alınmadan sosyal medyaya verildiğini ifade etti. Bununla ilgili de hukuki yollara başvuracağını söyledi. Faruk Çelik de deneyimli bir siyasetçidir. Bunu reddetti. Ben Faruk Beyle de konuştum. Bunu olumlu bulsaydı yine Genel Merkez'in onayına getirecekti. Dolayısıyla burada bir koordinasyonsuzluk yok."
AK Parti'nin seçim kampanyasının Strateji Heyeti tarafından tek elden yürütüldüğünü vurgulayan Çelik, illerde özel kampanya yapılmasının söz konusu olmadığını söyledi. Strateji Heyeti ya da Tanıtım Medya Başkanlığı'nın onayı alınmaksızın illerin kendi başına kampanya malzemesi üretmesi gibi bir yaklaşımlarının bulunmadığını dile getiren Çelik, "O klibin partimizle ilişkilendirilmesi söz konusu değildir" ifadesini kullandı.
"Kader bağı olan kazanımlar"
"PYD'nin Moskova'da bir temsilcilik açacağı gündemde. Bu noktada hükümet nasıl bir çalışma yapmayı düşünüyor? Bizim bilmediğimiz perde gerisinden bir diplomasi yürütülüyor mu" şeklindeki soruya Çelik, şöyle cevap verdi:
"Kuşkusuz, hem diplomatik faaliyetler hem görüşmeler yürütülüyor. Bakın burada, Türkiye'ye tehdit teşkil eden, tehdit eden faaliyetler içinde olan bir yapının, Türkiye'yle iyi ilişkileri olan ülkeler tarafından himaye edilmesine ya da ona buralarda siyasi bürolar açılması şeklindeki yaklaşımlara tabii ki olumlu bakmayız. Ama şunu unutmamak gerekir, bu bölgede çeşitli örgütler zaman zaman çeşitli fiili durumlar yaratarak ya da bugün olduğu gibi 'Ben, DAEŞ'le savaşıyorum' diyerek kendilerine suni birtakım derinlikler kazandırabilirler ya da birtakım ülkelerin onlara verdiği görevleri icra etmek bakımından birtakım vekalet savaşlarının parçası olarak, birtakım günlük konjonktürel kazanımlar elde ettiklerini düşünebilirler. Ama bakalım ve görelim, Türkiye'ye karşı hasmane tutum, terör faaliyeti içinde olan bu yapıların her biri, bölge dengelerinin değişmesiyle ya da Türkiye'nin kararlı tavrıyla, sonuç itibariyle dağılıp gitmiştir. Biz Suriye'de Türkmenler, Kürtler ve Arapların kazanımlarını birbiriyle kader bağı olan kazanımlar görüyoruz. PYD'ye karşı bir şey söylediğiniz zaman hemen 'Türkiye, Kürtlerin kazanımlarına karşıdır' gibi bir söylem, doğru bir söylem değil. Hiçbir geçerliliği yok."
"Birini, diğerinden koparamazsınız"
Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başbakanlığı döneminde, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Dışişleri Bakanlığı döneminde Suriye ile görüşmeler gerçekleştirilirken "Suriye'deki Kürtlerin herhangi bir vatandaşlık hakkı olmadığı, hiçbir statülerinin olmadığı, onlara bu statülerin verilmesi gerektiği" konularının gündeme getirildiğini anımsattı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Başbakanlığı döneminde "Suriye Kürtlerine hak verilmesi gerektiğini" söylediğini anlatan Çelik, "PYD'ye karşı olan Türkiye'nin söylemini Kürtlere karşı gibi sunmak tamamen yalan, gerçekle bağı olmayan bir şeydir" dedi.
Suriye halkı bir geçiş yönetiminin sonunda seçimlerini yapar, hangi bölgelere kimin hakim olacağını, Suriye halkının toplam iradesiyle karar verilirse Türkiye'nin bunu saygıyla selamlayacağını kaydeden Çelik, şunları söyledi:
"Ama bugün oradaki türübülanstan yararlanarak zaman zaman Esad'ın muhaliflere karşı doldurmak üzere kendilerine teslim ettiği alanlara yerleşerek, zaman zaman muhaberatla kol kola girerek, zaman zaman DAEŞ ile mücadele ediyor gibi gözükerek oradaki bazı batılı güçlerin unsurlarıyla kol kola girerek, kendisine birtakım labirentler içerisinde alan yaratmaya çalışmak ne Kürtlerin ne Türkmenlerin ne Arapların haklarına hizmet etmez.
Bu bölgede özellikle Suriye'de kim ki Türkmenlerin haklarını ve kazanımlarını Araplardan ve Kürtlerden koparmaya çalışıyorsa, kim ki Kürtlerin haklarını ve kazanımlarını Araplardan ve Türkmenlerden koparmaya çalışıyorsa, o aslında temsil ettiğini, iddia ettiği kesimin haklarını ve kazanımlarını tahrip ediyordur. Bunların hepsinin hakları ve kazanımları, birbiriyle bağlıdır, herhangi birini diğerinden koparamazsınız. Kopardığınız andan itibaren orada sadece kendi durumunuzu, önceki Baas Partisi gibi ya da birilerine lejyonerlik hizmeti veren paralı askerlik hizmeti veren bir vekalet savaşının parçası haline getirmek gibi yanlış bir tutum içerisine girersiniz. Yoksa biz orada, Türkmenlerin, Arapların, Kürtlerin hak ve kazanımlarını birbirine kader bağıyla bağlanmış ortak bir demokratik gelecek içerisinde eşit bir şekilde temsil edilmesi gereken hak ve kazanımlar olarak görüyoruz."
(Bitti)