"Arap Uyanışı ve Orta Doğu'da Barış"

Son Güncelleme:

Başbakan Erdoğan, bazı Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde cereyan eden olayların, son derece tabii bir sonuç olarak ortaya çıktığını belirtti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bazı Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde cereyan eden olayların, harici saiklerin ve yönlendirmelerin bir neticesi olarak değil; son derece tabii bir sonuç olarak ortaya çıktığını belirterek, "Bizde bir söz var. Dere yatağında akar ve dere yatağını bulmuştur. Halkın, talep, arzu ve isteklerini güçlü şekilde dile getirmesi, meşru hak talebinde bulunması, baskıcı rejimlere karşı sesini yükseltmesi, bu coğrafyanın geleneğidir ve son derece tabiidir. Tabii olmayan, zulümdür, baskıdır, kendi halkının arzu ve taleplerine duyarsız kalmaktır" dedi.


Erdoğan, "Arap Uyanışı ve Orta Doğu'da Barış: Müslüman ve Hristiyan Perspektifler" başlıklı konferansta yaptığı konuşmada, Türkiye'nin tarihinde yaşanmış acı hadiseleri açık yüreklilikle gündeme taşıdığını, bunun özeleştirisini yaptığını ve varsa hatalarını açık yüreklilikle ifade ettiğini belirtti.


Osmanlı İmparatorluğu içindeki farklı din ve mezheplerin, İstanbul tarafından her zaman büyük bir zenginlik olarak görüldüğünü, engin bir hoşgörüyle karşılandığını, her türlü hak ve imkanın sağlandığını anlatan Erdoğan, Hristiyan tebaanın huzurlu şekilde yaşaması için büyük hassasiyet gösterilirken, Endülüs'ten kovulan Museviler'e Osmanlı Devleti'nin kucak açtığını dile getirdi.


Başbakan Erdoğan, Türkiye olarak, Ermeni meselesinde de, arşivlerin açılmasını, incelenmesini, bu meselenin tarihçiler, bilim insanları, akademisyenler tarafından değerlendirilmesini hep savunduklarını aktardı.


-"6-7 Eylül'de azınlıklara yönelik düşmanca girişimleri onaylamadığımı ifade ettim"-


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Aynı şekilde, bizzat ben, Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanı olarak, 6-7 Eylül 1955'te azınlıklara yönelik düşmanca girişimleri kesinlikle onaylamadığımı, bunun Türkiye'ye çok ağır zararlar verdiğini ifade etmiş biriyim. Mardin, Hatay, İstanbul başta olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki her din ve mezhebi büyük bir zenginlik olarak görüyor; her din ve mezhep mensubunun gönül rahatlığı ve huzur içinde, bu ülkenin birinci sınıf vatandaşları olarak yaşamasını çok samimi şekilde destekliyoruz" diye konuştu.


İktidarda oldukları son 10 yıl içinde, tüm vatandaşlar için demokratik standartları üst seviyelere çıkarırken; farklı din ve mezhep mensuplarının haklarını iade noktasında da önemli reformlar gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan, farklı dinlerin vakıflarının gayrimenkullerini iade kararını alışlarının bunun en açık ispatı olduğunu vurguladı.


Türkiye içinde bir arada yaşama imkanlarını çoğaltırken, dünya genelinde de, İspanya ile birlikte Medeniyetler İttifakı girişimine öncülük yaptıklarını anımsatan Erdoğan, birlikte yaşama ve hoşgörü kültürünü daha da güçlendirmek için reformlarını sürdüreceklerini söyledi.


Erdoğan, "Yaşanan acı hadiseleri, trajik olayları çoğaltmak yerine, tarihimizdeki çok daha fazla olumlu örnekleri çoğaltacak, birlikte yaşama kültürü adına bölge ve dünya için güzel bir model olmaya devam edeceğiz" dedi.


-"Tarih mecrasında akmaya başlamıştır"-


Tunus'ta bir seyyar satıcının kendisini yakmasıyla başlayan halk hareketlerinin hızla tüm bölgeye yayıldığını anımsatan Erdoğan, o günden bu yana Tunus'ta, Mısır'da, Libya'da ve Yemen'de uzun otokratik rejimlerin son bulduğunu, halkın hür iradesinin ilk defa yönetimlere yansımaya başladığını belirtti.


Birçok Orta Doğu ve Afrika ülkesinde de halkın meşru talep ve beklentileri konusunda daha duyarlı adımlar atıldığına işaret eden Erdoğan, "Bazı Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde cereyan eden olaylar, harici saiklerin ve yönlendirmelerin bir neticesi olarak değil; son derece tabii bir sonuç olarak ortaya çıkmıştır. Bizde bir söz var. Dere yatağında akar ve dere yatağını bulmuştur. Halkın, talep, arzu ve isteklerini güçlü şekilde dile getirmesi, meşru hak talebinde bulunması, baskıcı rejimlere karşı sesini yükseltmesi, bu coğrafyanın geleneğidir ve son derece tabiidir. Tabii olmayan, zulümdür, baskıdır, kendi halkının arzu ve taleplerine duyarsız kalmaktır. Esasen, mukadder olan gerçekleşmiş, bu ülkelerde tarih, kendi tabii mecrasında akmaya başlamıştır" şeklinde konuştu.


Bu değişim sürecini yönetmenin önemine dikkati çeken Erdoğan, halkların, onurlu bir yaşam ve özgürlük mücadelesi verdiğini, temel hak ve hürriyetlerini korkusuzca yaşayacakları özgür bir hayat istediklerini; söz, düşünce ve inançlarından dolayı mahkum olmayacakları, hukukun herkes için eşit ve üstün olduğu bir sistemi arzuladıklarını; bu ülkelerdeki halkların, yöneticilerini hür iradeleriyle seçebilmeyi ve denetleyebilmeyi arzu ettiklerini anlattı.


-"Yeni yönetimlerin hak, eşitlik, adalet noktasında hassas olacaklarına inanıyoruz"-


Tunus'ta, Kahire'de Tahrir Meydanı'nda ya da Bingazi'de sokaklara dökülen ve onur mücadelesi veren insanların hepsinin aynı dili kullandığını; dini, mezhepsel veya etnik tüm farklılıkların üzerine çıkabildiğini ifade eden Erdoğan, bugün tesis edilen yeni yönetimlerden bir anda, akşamdan sabaha başarı beklemenin yanlış olacağını vurguladı.


Başbakan Erdoğan, "Onyıllarca bu ülkelerde zulmedenler, otokratik bir rejim sürdürenler nasıl izlendiyse, içeride ve dışarıda şu anda herkesin bu yeni yönetimlere de biraz mühlet vermesi lazım. Artık kendi iradeleri iktidar olmuştur. Bugün tesis edilen yeni yönetimlerin, hak, eşitlik ve adaleti gözetme noktasında son derece hassas olacaklarına yürekten inanıyoruz. Özellikle, farklılıkların, azınlıkların, dezavantajlı kesimlerin haklarının gözetilmesi, bu bölgedeki tüm halklar ve tüm yönetimlerin üzerindeki ağır bir sorumluluktur" şeklinde konuştu.


-"Toplumun barışa sevk edilmesinde dini liderler daha belirleyici olmalı"-


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tarih boyunca bir arada yaşamış, birlikte yaşamış, aynı kaderi paylaşmış halkların, birbirlerine hiçbir husumet beslemeden geleceği şekillendirmesinin, tüm bu coğrafyanın kaderinin değişmesi anlamına geleceğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:


"Elbette, bir ülkenin istikbalini şekillendirmede siyasetçiler, idareciler birinci derecede sorumluluk sahibidir. Ancak, dini liderler, kanaat önderleri; sadece istikbalin şekillendirilmesinde değil, insanın, ruhun şekillendirilmesinde çok daha hayati bir mesuliyet yüklenmiştir. Bizler, sizlerin elinde şekillendik aslında. Bundan sonra da sizlerin sorumluluğu bu denli önemlidir. Toplumun eğitilmesi, toplumun barışa, huzura, hoşgörüye, karşılıklı anlayışa sevk edilmesi için, dini liderler ve kanaat önderleri çok daha belirleyici olmalıdır."


Erdoğan, toplantı katılımcılarının çok büyük bir medeniyet havzasının insanları olduğunu, semavi dinlerin doğduğu, dünyaya yayıldığı, her din için kutsal toprak ve coğrafyaların sakinlerini oluşturduğunu, birbirlerine karşı iyi olduklarında, birbirlerine inanıp güvendiklerinde dünyanın da daha yaşanabilir bir yer olacağını kaydederek, "Biz, aradaki anlaşmazlıkları suhuletle çözersek, inanın dünyanın geri kalanı da arkamızdan gelecektir. Biz hoşgörü dersek, biz diyalog dersek, samimiyetle bir arada yaşama kültürünü savunursak, inanın, Norveç'teki gibi, Almanya'daki, Ruanda'daki gibi ırkçı saldırılar tekrarlanmayacak; birçok ülkeyi hedef alan terör hedefine ulaşamayacaktır" diye konuştu.


Konferansın, bölge ve dünya için hayırlara vesile olmasını temenni eden Erdoğan, "İstanbul'daki bu güzel buluşmanın, tüm dünyaya ilham kaynağı olmasını, tüm dünyada barış ve hoşgörü tohumlarının filizlenmesine vesile olmasını diliyorum. İstanbul ziyaretiniz esnasında, İstanbul'un tarihi zenginliğini de doya doya yaşamanızı, özellikle sizlere ait ibadethanelerde özgürce ibadetlerinizi yapmanızı tavsiye ediyorum. Ayrıca sizlerden, ülkelerinize, halklarınıza, tüm dost ve kardeşlerimize, şahsen benim ve milletimizin, dostluk, dayanışma, barış mesajlarımızı iletmenizi rica ediyorum" dedi.


(Son)


Muhabir: Aylin Kürkcü


Yayıncı: Sibel Ertürk Kurtoğlu - İSTANBUL

Kaynak: AA