Başbakan Davutoğlu Samsun'da
Davutoğlu: (3) "İslam denildiğinde bugün IŞİD'i görenlerin bence ortak özelliği cahillikleridir.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, " İslam denildiğinde bugün IŞİD'i görenlerin bence ortak özelliği cahillikleridir. IŞİD'in de bugün geldiği barbarlık, kendi cehaletinin ürünüdür. İslam ve İslam toplumlarının oluşturduğu medeniyet, IŞİD'le anılamaz, IŞİD de İslam'la anılamaz. Bu zihniyet İslam'la anılamaz" dedi.
Davutoğlu, 19 Mayıs Üniversitesinin yeni akademik yılı açılış töreninde verdiği "Yeni Türkiye Vizyonu ve Üniversiteler" konulu derste her medeniyetin kendi öznesini ürettiğini belirtti.
Yunan medeniyetindeki filozoflardan örnekler veren Başbakan Davutoğlu, Roma medeniyetinde ise belli bir dönem filozofların yerini hukukçuların aldığını söyledi.
Bunun nedenini yerleşik paradigmatik siyasi düzeni devam ettirebilmek için daha çok hukuk esaslı yapıya ihtiyaç olunması ifadeleriyle açıklayan Davutoğlu, "İslam medeniyeti diye bir medeniyet olgusundan bugün de bahsediyorsak bunun arka planındaki başarı hızla yayılan askeri başarı değildir. Alim prototibiyle yeni bir zihni önder tipinin çıkmasıdır. Bağdat'ın Darülhikme ile altın çağını yaşamasının arkasındaki budur. İçselleştirici bir şekilde bütün bu şeyi harmanlayabilme kudretidir" diye konuştu. Davutoğlu, şunları söyledi:
"Bugün İslam dünyasına bakıp da sadece IŞİD'i görenler 9'uncu, 10'uncu yüzyıl Bağdat tarihini okusunlar, hemen hemen herşeyin, her kültürün aktığı Bağdat tarihini. Yine aynı şekilde engizisyon mahkemeleri ve onun öncesi dogmatik ortaçağ kültürü sürürken Kurtuva'da İbni Rüşt vardı ve Avrupa'da İbni Rüştçüler, İbni Rüşt'ten gelip, ders alıp Avrupa'ya bilim ve felsefe aktaranlar. İslam denildiğinde bugün IŞİD'i görenlerin bence ortak özelliği cahillikleridir. IŞİD'in de bugün geldiği barbarlık, kendi cehaletinin ürünüdür. İslam ve İslam toplumlarının oluşturduğu medeniyet, IŞİD'le anılamaz, IŞİD de İslam'la anılamaz. Bu zihniyet İslam'la anılamaz."
"Yüzeysel ve barbar küreselleşme"
Yunan medeniyetinin şimdi anlaşılan gibi dışlaştırılmış şekilde okunmadığını vurgulayan Davutoğlu, "Türk-Yunan karşıtlığı gibi şey yakın dönem, modern bir olgudur. İslam düşünürleri ve Osmanlılar hiçbir zaman kendilerine yönelik birikimlere dışlayıcı şekilde bakmadılar. Kadim kültürde böyle bir şey yoktur. Kadim kültür bilir ki herkes ancak bir diğeriyle beraber olabilir. Çin'i bilmezseniz Orta Asya'yı, onu bilmezseniz İran'ı, onu bilmezseniz Anadolu'yu, Mısır'ı anlayamazsınız. Onun için o kültürü tekrar uyandırma ihtiyacımız var. Araçlar değişebilir ama zihniyetin sürekliliğinde o içselleştirici kültürün önemi var" ifadelerini kullandı.
Modern dönemde entellektüel denilenlerin, aydınlanma felsefesiyle akli düşüncenin öne çıkmasını temsil eden Avrupa'da ortada çıktığını ifade eden Davutoğlu, şöyle konuştu:
"Bizde bunun yansımaları oldu. Ama şimdi bütün bu prototiplerin ötesinde küreselleşmeyle birlikte yeni bir zihniyet dokuyan prototip ortaya çıkıyor. Biz onu oluşturabilirsek, biz onu evrenselleştirebilirsek, biz kadimden aldığımızı yeniden üretip, moderniteyle güçlendirip küreselleşmenin önünü açacak zengin bir birikimi hayata geçirirsek işte o zaman yeni bir zihniyet, yeni bir Türkiye'nin temellerini atmış olabiliriz. Aksi takdirde kendi klasik kültürüne, geri kalmış kültür olarak bakanlar bir yabancılaşma yaşarlar. Klasik kültürü bilip de geleneği bilip de moderniteyi anlayamayanlar anakronik kalırlar, tarihten koparlar, küreselleşmeyi anlayamazlar. Bizim üniversitelerimizde yapmamız gereken, kadimin merkezi olmanın özgüvenini pekiştirmek, moderniteyi derinlemesine yaşamış olan bir toplumun özneleri olarak o geleneği, modernitenin bugün getirdiği avantajları ve yüzleşmeleriyle karşılaşmak ve küreselleşmenin önünü açmaktır. Küreselleşmenin önünü açmaktan kastım, küreselleşmeye de muhteva ve ruh kazandıracak olan şey, bizim gibi toplumlardaki kadim geçmiştir. Aksi takdirde insanlığın geleceği bakımından bugünkü yüzeysel ve barbar küreselleşme hepimizin ruhunu bedeninden, hikmeti bilgiden ayırır ve mekanikleştirir her şeyi."
"İsterdim ki üniversitelerimizde çok sağlam Çin bölümleri olsun"
Küreselleşmeyle birlikte büyük değişimin yaşandığını dile getiren Davutoğlu, bunların zihniyet, epistemolojik ve ontolojik değişimler olduğunu belirtti. Her büyük medeniyet sıçramasının önce varoluş, bilgi felsefesi ve değer alanında gerçekleştiğini ifade eden Başbakan Davutoğlu, söz konusu sıçramanın o dönemdeki her medeniyetin kendi içindeki devinimle ortaya çıktığını söyledi.
"Şimdi bütün küresel alanda bir medeniyetsel sıçrama var" diyen Davutoğlu, Çin'in kendi kültürü ile modernite ve küreselleşme arasında irtibat kurmak istediğini belirtti. Başbakan Davutoğlu, "İsterdim ki üniversitelerimizde çok sağlam Çin bölümleri olsun" diye konuştu.
"Bu devinimin merkez aktörlerinden biri Türkiye"
Bütün medeniyetlerin devinim içinde olduğunu ifade eden Davutoğlu, şunları söyledi:
"Kendi kültürü ile modernite arasında yaşanan gerilimleri daha aşamadan küreselleşmenin sıkıntılarıyla karşı karşıya. Bu devinimin merkez aktörlerinden biri Türkiye. Onun için felsefi düşünsel üretimimizin mutlaka ve mutlaka yapısal değişim, dönüşümle örtüşecek şekilde yürümesi lazım. Enerjimizi kendi içimizde harcamak, kısır tartışmalar yerine derinlemesine gelecek yüzyılın gençlerini yetiştirmemiz lazım. Yüzeysel doğu-batı denklemleri içine sıkışmayan, çatışmalar ve dikotomik yaklaşımların yerine insanlık birikiminin bütününü kapsayan bir tavır benimsemek durumundayız. "
Zihniyetlerin artık birbirinden kopuk gelişmediğini, etkileşim içinde olduğunu bildiren Davutoğlu, "Kendi zihniyetinden emin olamayanlar kendi tarihi birikiminden veya kültürel coğrafyasının getirdiği derin kültürden habersiz olanlar, nesneleşiyor bu zihniyetişim ilişkisinde" diye konuştu.
Dünya şehirlerini medeniyet bağlamında incelediği Medeniyet ve şehir diye bir kitap hazırladığını belirten Başbakan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Türkiye Cumhuriyeti Devleti nevzuhur bir devlet değildir. Kültürel, siyaset bilinci, devlet ahlakı olarak nevzuhur değildir. Yani biz konjonktürel şartlarda, isim vermeyeyim ama, 2. Dünya Savaşı sonrasında çıkmış, sömürge karşıtı devrimlerle birden ortaya çıkabilmiş, haritalarını başkalarının çizdiği bir toplum, devlet değiliz. Arkamızda böyle bir kadim geçmiş var. Her bir şehrimiz bizim, Avrupa'daki ya da diğer yerdeki en köklü devletlerden daha eskidir. Şehirler önemlidir ve şehirler o kültürleriyle yaşar."
Sahaftaki kitap kokusu
Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinin ardından her bilginin buraya akması için Hristiyan nüfusun buradan göçünü durdurduğunu, ticari erbabı orada tuttuğunu ve büyük alimleri şehre getirdiğini ifade eden Davutoğlu, "Bizim üniversite reformu içinde uluslararasılaşmamız, üniversite reformu içinde, hem öğrenciler hem öğretim üyeleri anlamında uluslararasılaşmamızdır. Her beyin Türkiye'ye doğru gelmeyi bir hedef olarak gördüğü zaman Türkiye bir kültür canlanmasına zemin teşkil eder. Ama beyinler Türkiye'den kaçmaya başlarsa işte o zaman gelecekten ümidinizi kesiniz. Bizim üniversitelerime biçtiğimiz misyon bunun sağlanmasıdır" ifadelerini kullandı.
Bilgiye artık herkesin sanal yollarla kolayca ulaşabildiğine dikkati çeken Davutoğlu, bu nedenle kitabın kıymetinin bilinmediğini söyledi. "Zihne en iyi şifa gelen ne derseniz, ben sahaftaki kitap kokusu derim. Onu tatmamış olan zihin ne öğrenci olabilir ne öğretim üyesi olabilir" diyen Davutoğlu, kitaptan kopuk olanların bilgisayarlar üzerinden ilim adamı olamayacağını ifade etti. Bunların yanı sıra bilgisayar kullanmanın da önemli olduğunu kaydeden Başbakan Davutoğlu, bir ilim adamının her an öğrenci olduğunun bilincinde olması gerektiğini de vurguladı.
Bölgede yaşananlar
Devlet yapılarının değiştiğini, Türkiye'nin çevresindeki ülkelerde ciddi sarsıntıların yaşandığını bildiren Davutoğlu, şöyle devam etti:
" Suriye, Irak'ta yaşananları sadece her gün gelen mülteci sayısıyla bakıp da ne tedbir alacağız diye değerlendirmiyorum. Onu yapmak benim devlet adamı olarak görevim. Ama aynı zamanda bu sosyolojik değişim nereye gidiyor diye anlamaya çalışıyorum. Bunun için geçmişte yaptığımız uyarılar, 'Aman etnik ve mezhebi temelli yapılar yer etmesin' diye Irak ve Suriyeli liderlere neredeyse yalvarırcasına yaptığımız uyarıların karşılığını görememiş olmaktan ne kadar muzdarip olduğumu anlamanızı isterim. 2011'de daha Suriye'de çatışmalar bu kadar yayılmamışken, Beşşar Esad'a 7 saat, bir ramazan günü hiçbir şey yemeden tam 7 saat bunu anlatmaya çalışmıştım. 'Ne olur ordunuzla ki siz seviliyorsunuz, size de destek vereceğiz, ordunuzla halkı karşı karşıya getirmeyin. Ordunuzun yapısını siz biliyorsunuz. Bu coğrafyada ordu ve halk karşı karşıya gelir ve ulusal ordu kavramı bir kere yıkılırsa etnik ve mezhebi çatışma diye' keşke o konuşma hani mahremiyet olmamış olsaydı, kayda alınsaydı da bugün bütün dünya televizyonlarında dinlenseydi. Mezhepler tarihi veya bir siyasi tarih şeyi vermeye çalıştım oturup saatlerce. Üniversitelerimizin bu tehlikeyi görmesi lazım. Yeni Türkiye ve küresel özlü olmaya doğru giderken etrafımızdaki topluluklar parçalanıyor. Irak'ta, Suriye'de, Ukrayna'da yaşananların çok yakından takip etmemiz lazım."
- Ankara