Bu Bir Hagi Yazısıdır
Galatasaray'ın bu sezonki durumu, ligdeki yeri, oynadığı futbol, kadrosu, yönetimin tutumu vs.
Galatasaray'ın bu sezonki durumu, ligdeki yeri, oynadığı futbol, kadrosu, yönetimin tutumu vs. her konu hakkında bir sürü şey yazıldı söylendi. Daha Kasım ayında biten bir sezonda taraftarlar da artık olgunca gerçeği kabullendi. Türk Telekom Arena'ya gidilecek yıl olmasına rağmen Galatasaray için bu yıl ölü bir yıl olduğu konusunda artık herkes hemfikir…
Bu yüzden Kasımpaşa maçında nasıl oynandığı, Pino'nun gerekli gereksiz şut çektiği, Kewell'in güzel golle döndüğü vs. gibi şeyleri yazmayacağım. Bugün size Hagi'yi yazacağım. Galatasaray'a futbolcu olarak gelmesinden bugüne, hissettirdikleri ve bu büyük 10 numaradan beklentilerim hakkında fikirlerimi paylaşacağım…
1996 yılı… Milli takımda kendini ispat etmiş Fatih Terim'i Galatasaray'a getiren yönetim taraftarı heycanlandırmıştı ki, sıcak bir yaz günü Hagi haberi duyuldu. Galatasaray Hagi'yi alıyordu. Hagi'nin adını ilk bu transferden 7 sene önce duymuştum. Avrupa'da fırtına gibi esen Galatasaray, Neuchatel ve Monaco'yu elemiş Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine imza atmıştı. Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı finaldeydi ve rakip Steaua Bükreş'ti…Çavuşesku döneminin makine intizamında oynayan bu takımın lideri de henüz 24 yaşında olan Gheorge Hagi'ydi… Bükreş'teki ilk maçta attığı penaltı golüyle kalbimizi kırarak girmişti hayatımıza Hagi… Ama top hakimiyeti, oynadığı futbol gerçekten çok farklıydı. Zaten farkını belli edince Real Madrid'in yolunu tuttu. Yılda 5-6 tane Avrupa maçının canlı yayınlandığı yıllardı ve mor-beyazlı forma altında Hagi'yi gördüğümüz akşamlar çok özeldi…
Rumen virtüözün adını bir sonraki duyuşum 1994 Dünya Kupası oldu. Kolombiya'ya attığı harika gol, çiftetelli oynayarak yaptığı gol sevinci hala gözümün önünde… Takımını da taşıdı ve o kupada iyi bir Romanya izletti tüm dünyaya, bu onu yine La Liga'ya, Barcelona'ya taşıdı…
İşte biz böyle ara ara izleyip, kısıtlı kaynaklardan takip ederken Hagi'yi birden Ergun Gürsoy'un yanında imza atarken gördük. Söylentiler ve karalamalar hemen başladı. Hagi çok yaşlıydı (31!!), gittiği büyük takımlarda başarılı olamamıştı, problemliydi, şuydu, buydu… En başta tüm Galatasaraylılar sonra da yönetim ve en önemlisi Fatih Terim kulaklarını tıkadı bu laflara… İlk lig maçında Van deplasmanında 2 gol, Ali Sami Yen'deki ilk lig maçında o çok ünlü frikiklerinden biriyle kazandırdığı maçla “Merhaba” dedi Hagi Galatasaray'a… Bu merhabanın arkası da yıllarca sürdü, Galatasaray'a ve Türk futboluna tarihinin en büyük başarısı olan UEFA Kupası'nı aldırana kadar…
O dönemki maçlarından hatırladıklarımı yazsam yazı dizisi olacak ama ilk aklıma gelenleri de paylaşmasam olmaz. Herkesin, hatta yanımdaki arkadaşlarımın bile maç bitti dedikleri sırada hala tek başıma bağırırken Athletic Bilbao'ya attığı golle hayatımın en büyük gol sevincini yaşattı bana (Sanırım 7-8 sıra öne uçmuştum). Dortmund'da golü atıp UEFA kıvılcımını yaktığında benim bulunduğum tribüne koşup önümde sevindi. Monaco'ya Ali Sami Yen'de attığı fizik kurallarını altüst eden golde Kapalı'dan topun gidiş açısını aynı açıdan izledik. Rapid Wien'e attığı golde Ercan Taner her Hagi diyişinde biz de ayağa kalkıp bir adım daha attık. Karabuk'e attığı muhteşem aşırma golü, Antalya'ya orta sahadan attığı gol, saymaya kalksam iyice uzayacak… Kopenhag Parken Stadı'nda kale arkasında “Dağ Başını Duman Almış”ı söylemekten sesimiz kısılmışken Hagi'nin kırmızı kart görüp atılmasında kızarken bile Hagi'ye olan sevgimizde bir azalma olmuyordu…
Futbolu seven Dünya Kupası, Avrupa Kupası, Şampiyonlar Ligi Finali gibi çok büyük organizasyonları yerinde izlemiş biri olarak bile hala en büyük şansımın Hagi gibi bir futbolcuyu tuttuğum takımda çıplak gözle izlemiş olmak olduğunu düşünürüm…
Bu büyük usta futbolu bıraktıktan sonra teknik direktör olarak döndü Galatasaray'a… Zaman zaman sancılı bir sezon olsa da mücadele eden, savaşan bir takımla kupayı kazanmayı bildi, hem de ezeli rakibini farklı yenerek… Evet futbolculuğu kadar etkilemedi bizi o sezonda belki ama o “Hagi”ydi, sonsuz kredisi vardı. Kayseri'de taraftarlarla girdiği anlamsız polemik ve yönetimin kararıyla gitti Hagi…
ve bu sene, Galatasaray tarihinin en kötü dönemlerinden birini yaşarken korkmadan geri geldi. Evet onun da Galatasaray'a ihtiyacı vardı ama yine de bu karar için biraz cesur olmak şarttı. Takım sıfırı tüketmiş ve taraftarın sabrı taşmış durumdaydı.
Gelir gelmez de iyi bir maçla başladı. Kadıköy'de 10 yıl sonra gelen puan, Pino'yu ilk defa forvet oynatan değişik bir oyun planı; yanına Tugay'ı da almış olan Hagi için güzel bir “hoş geldin” oldu… ama o maçtan sonra işler iyiye gitmedi. Öncelikle taraftar sonrasında yönetim, hiç kimse Hagi'ye zaten suç bulmayacakken; Hagi enkaz edebiyatı yapmaya başladı. Galatasaray'ın kadrosu kendi standartları için kötüydü, ama 6 maçın 5ini kazanamayacak kadar mı kötüydü? Fenerbahçe maçında yapılan sürpriz taktiği başta Şenol Güneş, herkes görmüşken Trabzon maçına ekstra hiç bir değişiklik yapılmadan mı çıkılmalıydı? Bu takımın oyuncularının gücü Manisa'yı Ali Sami Yen'de yenemeyecek düzeyde miydi? Sami Yen'deki son derbide sahaya çıkan oyuncuları seçen de çalıştıran da değiştiren de Hagi iken, o maçta böyle boyun mu eğilmeliydi?
Bu satırları işler kötü giderken, mağlubiyetler alınırken özellikle yazmadım. Alınacak galibiyeti bekledim. Bu sene için zaten artık hiçbir Galatasaraylının beklentisi yok. Takımın kalitesi ve yönetimin durumunu herkes biliyor. Yani alınacak sonuçlarda en son fatura Hagi'nin olacak. Üstüne üstlük yazının en başında yazdığım uzun girişin anlattığı gibi, Hagi'ye inanılmaz bir sevgi var ve taraftar da Gheorge Hagi'nin kredisinin hakkını veriyor…
Hagi'den beklenen de kişilikli bir futbolla taraftarın acısını hafifletmesi. Elindeki iyi olmayan ama kesinlikle 10. olacak seviyede olmayan kadroyu iyi kullanması. Artık gelmesinden bu yana 2 ay geçmişken farklı çözümler üretmesi. Futbolcuları kaybetmek yerine kazanmaya çalışması ve ara transferde mantıklı transferle takımı güçlendirmesi… Kimse O'nun üzerine gelmiyorken artık korkusuzca ve yakınmadan takımını toparlaması… Egosuna mağlup olmaması…
Muhtaç olduğu kudret Galatasaray Tarihi'nde ve taraftarın gönlünde var Hagi'nin… Yeter ki onun hakkını versin…