DHA YURT ÖZEL GÜNDEM - TEKRAR

Son Güncelleme:

Kuyruk yağı kilosu etin fiyatına yaklaşınca kebapçılar isyan etti KEBABIN vazgeçilmezleri arasında bulunan kuyruk yağının kilosu etin kilosuna yaklaşınca İzmit'te kebapçılar isyan etti.

Kuyruk yağı kilosu etin fiyatına yaklaşınca kebapçılar isyan etti

KEBABIN vazgeçilmezleri arasında bulunan kuyruk yağının kilosu etin kilosuna yaklaşınca İzmit'te kebapçılar isyan etti. Kuyruk yağı kilosunun 55 ile 65 lira arasında satılmasının ardından bazı kebapçıların kuyruk yağı yerine daha ucuz olduğu için hayvanlardaki 'kavram' yağını kullanmaya başladı. 20 yıllık kebap ustası Saltuk Yeter, "Son dönemlerde kuyruk yağında müthiş bir artış var. Bu da bazı kebapçıların işine gelmiyor ve mecbur kaliteden kaçınarak kavram yağı kullanıyorlarö dedi.

Türk mutfağının sevilen lezzetlerinden biri olan kebapta kullanılan kuyruk yağının kilosu 55 ile 65 lira arasında satılınca bazı kebapçılar ucuz maliyetli olan 'kavram' yağı kullanmaya başladı. Bazı kebap ustaları ise kebapta 'kavram' yağı kullanmanın yanlış olduğunu belirtti. 25 yıllık kebap ustası Saltuk Yeter, "Orjinal bir kebap dana, kuzu ve kuyruk yağından yapılır. Son dönemlerde kuyruk yağında müthiş bir artış var. Bu da bazı kebapçıların işine gelmiyor ve mecbur kaliteden kaçınarak kavram yağı kullanıyorlar. Hayvanın iç yağı lezzeti etkiliyor. Daha çok dürümcüler yapıyor ve kebap için bu yağ uygun değil. Kebaba kavram yağı konulmaz. Kuyruk ise yağı et fiyatını solladı. Kuyruk yağı da yok piyasada. Kebap fiyatlarına biz yansıtmadık. Yapacağımız başka bir şey yok." dedi.

'TEK ELDEN YÖNETENLER FİYATLARI TAVAN YAPTIRDI'

Kebap dükkanı sahibi Bülent Karaca, "Kuyruk yağı fiyatları etin fiyatını geçti. Her sene Kurban Bayramı'ndan sonra kuyruk fiyatlarında yükselme olur. Büyük ihtimalle tek elden yönetenler fiyatların tavan yapmasını sağladılar. Bizim gibi kebapçıların olmazsa olmazları kuyruk yağıyla ilgili çok fazla talep olduğu için ve kesim de az olduğu için Kurban Bayramı'ndan sonra fiyatlar doğal olarak yükseliyor. Ama bu sene inanılmaz derecede yükselince inanılmaz sıkıntı yaşadık. Biz kilosunu 43-45 lire arasında alıyoruz, vatandaş 55-58 TL'ye kilosunu alıyor. Ne yazık ki biz kebaba zam yapamıyoruz gittiği yere kadar gidecek." diye konuştu.

'KUYRUK YAĞI ETTEN PAHALI OLABİLİR Mİ?'

Kebapçı dükkanı sahibi Can Okan ise şöyle konuştu:

"Kuyruk yağının et fiyatlarını geçmesinin sebeplerinden en büyük nedeni hayvan üreticilerinin piyasaya kuyruk yağını kısıtlayarak vermelerinden dolayıdır. Etten daha pahalı kuyruk yağı olabilir mi? Oldu işte denetim eksikliğinden dolayı, arada biz kalıyoruz ve ezilen biz oluyoruz. Satacağımız ürünlere de zam yapamıyoruz. Çalıştığı elemanın veya kirasını veremeyecek duruma gelenler oluyor. Bu denetim boşluğunu giderirsek çok iyi olur. Kuyruk yağı olmadan kebap olmaz. Kuyruk yağına bir anda zam geldi."

Kasap Mustafa Keskin kuyruk yağı fiyatının yükseldiğini, 55 liraya sattıklarını belirterek, "Kuyruk yağı fiyatları yükseldi. Şu anda fiyatları yaklaşık 55 lira, bazı yerlerde 65 liraya kilosu satılıyor.ö dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Kebapçılarla röp

-Kuyruk yağı ile kebap hazırlanması

-Kasaplarda bulunan et ve yağlardan detaylar

Haber-Kamera: Ergün AYAZ-Alişan KOYUNCU/İZMİT(Kocaeli),

Haber Kodu : 200212031

==============================

Deprem bölgesindeki çocuklara oyuncak yapıp, gönderdiler

AĞRI'nın Hamur ilçesinde, Başsavcı İhsan Eroğul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ile Mevlana İlkokulu öğrencileri, oyuncak atölyesinde elleriyle yaptıkları oyuncakları, depremden etkilenen Elazığ'daki Gazi Anaokulu öğrencilerine gönderdi.

Hamur'da, Başsavcı İhsan Eroğul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Mevlana İlkokulu öğrencileri ile öğretmenleri, 24 Ocak'ta saat 20.55'de Elazığ'da meydana gelen 6.8'lik depremden etkilenen çocukların yüzünü güldürmek için sosyal sorumluluk çalışması başlattı. Kaymakamlık ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'nün destek verdiği meslek liseli ve ilkokul öğrenciler atölyede oyuncak yaptı. Bir taraftan da halktan da oyuncak toplayan öğrenciler, kolilere yerleştirdi. Öğrencilerin hediye oyuncakları Elazığ Gazi Anaokulu'na gönderildi.

Hamur Başsavcı İhsan Eroğul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencisi Semiha Toptaş, "Depremden etkilenen ve mağdur olan küçük kardeşlerimize çeşitli oyuncaklar yapıp, göndererek yanlarında olduğumuzu göstermek istedik. Burada bize yardım eden öğretmen ve arkadaşlarımızın tümüne teşekkür ediyoruz. Umarım onlar bizim bu gönderdiğimiz hediyelerle birazda olsun mutlu olurlar. Hepsini çok seviyoruz ve her zaman onların yanındayız" dedi.

'DEPREM HERKESİ DERİNDEN ETKİLEDİ'

Ağrı İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Faruk Tekin, eğitim camiası olarak öğrencilerinin yanlarında olduklarını ifade ederek, "Bu deprem hepimizi derinden etkiledi. Özellikle bu depremden oradaki çocuklarımız olumsuz etkilendi. Buradaki öğrenci ve öğretmenlerimiz çok güzel bir çalışma yapmışlar. Birlikte yardım kampanyası düzenlemişler, kendilerini kutluyorum" diye konuştu.

'ÖĞRENCİLERİMİZ ORADAKİ ÖĞRENCİLERİ DÜŞÜNDÜ'

Öğrencilerle birlikte oyuncakları kolilere yerleştiren Hamur Kaymakamı Ömer Faruk Tuncer, öğrencilerin oradaki çocukları düşünerek böyle bir çalışma yaptıklarını belirterek, şunları söyledi:

"Meslek lisesi ve ilkokul öğrencilerimiz olaya biraz daha farklı bakıp oradaki çocukları daha çok düşündürler. Onlara karınca kararınca kendi yaptıkları ve topladıkları oyuncakları hediye ettiler. Tabi bu tarz afetlerde akla ilk gelen ihtiyaçlar barınma ihtiyaçlarıdır. Ama oradaki çocukları da düşünmek lazım. Oradaki insanların o telaş dolayısıyla bunu düşünmesini bekleyemeyiz. O yüzden buradaki arkadaşlarımız da böyle bir şey düşünmüşler. Bence çok güzel olmuş. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Umarım bu bir örnek olur ve bu tarz davranışların devamı gelir."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-Oyuncak atölyesi detay görüntüler

-Öğrenci semiha topbaş röportaj

-Detay görüntüler

-Kaymakam ömer faruk tncer röportaj

-Milli eğitim Müdürü Mehmet Faruk tekin röportaj

Haber-Kamera: Ramazan DEMİR/ AĞRI,

Haber Kodu : 200212017

==============================

2 bin 600 metrede tipi altında baz istasyonu arızasını giderdiler

AĞRI'da, baz istasyonunun arızalanması nedeniyle cep telefonlarıyla haberleşme yapılamadı. Bunun üzerine, ekipler harekete geçerek 2 bin 600 rakımda bulunan Batmış köyündeki baz istasyona ulaşıp, yoğun tipi altında arızayı giderdi.

Ağrı'da etkili olan fırtına ve tipi ulaşımın yanı sıra haberleşmeyi de etkiledi. Tipi nedeniyle merkeze 20 kilometre uzaklıktaki Batmış köyündeki baz istasyonu arızalandı. Baz istasyonundaki arıza nedeniyle cep telefonlarıyla görüşme yapılamayınca ekipler harekete geçti. 2 bin 600 rakımda bulunan baz istasyonundaki arızayı gidermek için belli bir noktaya kadar araçlarıyla gelen ekipler, daha sonra kar motorlarıyla yoluna devam etti. Hava sıcaklığının sıfırın altında 20 derece olduğu bölgeye ulaşan ekipler, tipi altında yaptıkları çalışmayla baz istasyonundaki arızayı giderdi.

Yoğun tipi altında görev yaptıklarını söyleyen Yakup Özbeyli, her türlü hava şartına rağmen halkın sağlıklı haberleşme yapabilmesi için çalıştıklarını ifade etti.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Kar motorları ile arıza alanına geliş

-Baz istasyonunda çalıma ve arıza giderilmesi

Haber-Kamera: AĞRI,

Haber Kodu : 200212016

=============================

Bakan Yardımcısı Sayan: İnternet yasalarının değişime ayak uydurması lazım

ULAŞTIRMA ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan, "Programların, telefonların, bilgisayarların, tabletlerin her ay güncellendiği bir ortamda internet ile ilgili yasaların da bu değişime ayak uyduruyor olması lazım. Gerçek hayatta suç olan internet üzerinde de suçtur. Bunun uygulamasıyla ilgili önümüzdeki dönemde de çalışıyor olacağız" dedi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan, internette medya haber siteleri ve özellikle sosyal medyada yer alan yalan haberlerle ilgili mevcut yasal düzenlemelerin de güncellenmesi gerektiğini belirtti. Demirören Haber Ajansı'na konuşan Sayan, '5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu'nun, internet ortamındaki değişime uyum sağlamak amacıyla çok hızlı bir şekilde değişmesi gerektiğini kaydetti. Sayan, "Son zamanlarda özellikle yalan haber, dolandırıcılık gibi konularda internetin çok fazla ön plana çıktığı adeta 'karakter suikastı' denilebilecek işlerin yapıldığı ve siber zorbalık sonucunda çok farklı neticelere ulaşıldığını gözlemlemekteyiz. Biz de bunlarla ilgili sürekli değişen ve gelişen mecrada tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi özellikle sosyal medya kuruluşlarının bir yetkili ataması, Türkiye'de ofis açmaları; bunların yapılmadığı takdirde nasıl uygulamaların olacağı ile ilgili çalışmalarımız ve tasarımlarımız mevcut durumdadır. İnşallah önümüzdeki süreçte yasalaşması akabinde bunları uygulamaya koyuyor olacağız" dedi.

'YALAN VE MANİPÜLASYONA YÖNELİK KAYGIMIZ VAR'

Sayan, internetin geneli ile ilgili olarak yasal bir çerçevenin var olduğunu hatırlatarak, "İnternet ortamı öyle bir ortam ki, düşünün telefonlarınız ya da işletim sistemleriniz bunlar neredeyse her ay kendini güncelliyorlar. Programların, telefonların, bilgisayarların, tabletlerin her ay güncellendiği bir ortamda internet ile ilgili yasaların da bu değişime ayak uyduruyor olması lazım. Bu değişime göre vatandaşların korunmasının mümkün hale gelmesi lazım. Vatandaşların korunması, siber zorbalığın önlenmesi, yalan ve manipülasyona yönelik hareketlerin düzgün mecrada çözülmesi gerekir. Gerçek hayatta suç olan internet üzerinde de suçtur. Bunun uygulamasıyla ilgili önümüzdeki dönemde de çalışıyor olacağız. Biz vatandaşın verisine sahip çıkmak ve internet ortamında bu verilerin güvenliğini sağlamak, yalan haber ve manipülasyona karşı bir anlamda mücadelemizi devam ettireceğiz" ifadelerini kullandı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan röp.

-Detay

Haber-Kamera: Gizem KARADAĞ-Haluk KARAASLAN/ANKARA,

Haber Kodu : 200212098

============================

20 metrekarede 100 yıllık lezzet

TOKAT'ın Zile ilçesinde, Şükrü Selen (55), yaklaşık 100 yıllık dede mesleğini, 20 metrekare büyüklüğündeki dükkanında sürdürüyor. Orijinal halini bozmadan hizmet veren dükkan müşterileri memnun ediyor.

Zile'de tarihi uzun çarşıda hizmet veren asırlık köftecinin iş yeri sahibi Şükrü Selen (55), dedesi Vehbi Selen ve babası Salih Selen'den devraldığı mesleğini 20 metrekarelik otantik mekanda devam ettiriyor. Şehir dışından yoğun ilginin olduğu mekan 100 yıl öncesi gibi hizmetine devam etmesi ve köftelerin lezzeti ile dikkat çekiyor. Müşterileri bu halinden memnun olduğu için iş yerine yıllardır çivi bile çakmadan olduğu gibi işleten Selen, geleneği sürdürüyor.

Tarihi mekanda yıllara meydan okuduklarını belirten Şükrü Selen, "Bu işi aile mesleği olarak 100 yıldır yapıyoruz. Dedem ve babamdan sonra şimdi de ben devam ediyorum. Kendim de 30 yıldır bu işi yapmaktayım. Zile'ye gelenler tarihi Uzun Çarşı'yı gezer. Bizim de yerimiz nostaljik olduğu için dışarıdan gelenler burada köfte yer. Bu iş yerimi değiştirmeyi düşünmüyorum. Çünkü gelenler bu hali ile sevdiklerini söylüyor. Zamanında babasıyla gelmiş, dedesiyle gelmiş burada köfte yemiş insanlar tekrar geliyor. Eski günleri anımsadıklarını ve nostaljiyi yaşadıklarını söylüyorlar. Köftelerimizi kendimiz yapmaktayız. Çalışmaya ilkokulda başladım. İlkokul, ortaokul ve lise çağlarım bu dükkanda geçti. Babamdan sonra ben devam ettim. 30 yıldır bu iş yerini çalıştırmaktayım" diye konuştu.

Köftecinin sadık müşterileri ise mekanın mevcut halini çok sevdiklerini, burada eski günleri hatırladıklarını ve memnun olduklarını dile getirdi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Dükkandan görüntüler

-Ustanın görüntüsü ve köfte pişirmesi

-Konuşmaları

-Müşterilerin konuşması

Haber-Kamera:  Yaşar Erkan İÇEN/ZİLE(Tokat),

Haber Kodu : 200212056

===============================

Jandarma ekipleri, Van Gölü'nde göçmen kaçakçılarına göz açtırmıyor

Behçet DALMAZ- Orhan AŞAN/VAN, -VAN'da, göçmen kaçaklığına karşı mücadeleye devam eden İl Jandarma Asayiş Bot Tim Komutanlığı ekipleri, karayolunda güvenlik noktalarına yakalanmamak için rota değiştirip Van Gölü'nü kullanmaya başlayan insan tacirlerine de göz açtırmıyor. Bitlis'in Adilcevaz ilçesinde 7 kişinin öldüğü tekne faciasının ardından denetimlerini artıran ekipler, son bir yılda radar sistemiyle göl üzerinde tespit edilen teknelerde 240 kaçak göçmen yakaladı.

?İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, sınır bölgesi olması nedeniyle, yasa dışı yollarla ülkeye sokulan ve kenti güzergah olarak kullanan göçmen kaçakçılarına yönelik hem karada hem de Van Gölü üzerinde sıkı denetimler yapıyor. Van'da, geçen yıl Nisan ayından bu yana yurda yasa dışı yollarla sokulan 83 bin 160 kaçak göçmen hakkında işlem yapıldı. Bunların 44 bin 883'ü il, ilçe ve mahallelerde yakalanıp, İl Göç İdaresi'ne teslim edildi. 38 bin 277'si ise sınır bölgelerinde jandarma ekiplerince yakalanıp, geri gönderildi. Son bir yıl içinde göçmen kaçakçılığı yapan 597 organizatör yakalandı. Yakalananların büyük kısmı tutuklandı. 3 bin 713 kilometrelik alanda bulunan Van Gölü'nün 1838 kilometrelik alanı İl Jandarma Komutanlığı sorumluluk bölgesinde yer alıyor.

GÖÇMEN KAÇAKÇILARI, VAN GÖLÜ'NÜ KULLANMAYA BAŞLADI

Son zamanlarda jandarma ve polis kontrol noktalarına yakalanmamak için göçmen kaçakçıları, rota değiştirip özellikle Van Gölü kıyı şeridini kullanmaya başladı. İnsan tacirleri, balıkçı teknesine doldurdukları kaçak göçmenleri Van Gölü'ndeki kıyı şeridinden alıp, Bitlis'in Adilcevaz ilçesine götürüyor. Son olarak Adilcevaz ilçesinde, 26 Aralık'ta, 7 kişinin hayatını kaybettiği, 64 kişinin kurtulduğu tekne faciasının ardından jandarma hem karada hem de Van Gölü'nde denetimlerini artırdı. Edremit Sahil Bot ekipleri de sorumluluk alanlarında 1100 kilometrelik alan ve 129 kilometrelik kıyı şeridinde göçmen kaçakçılarına 7/24 esasına göre denetimler yapıyor. 15 Nisan- 15 Temmuz tarihleri arasında avlanması yasak olan ve dünyada sadece Van Gölü'nde bulunan İnci kefali balığının neslini korunması için de sıkı denetimler yapan ekipler, hava sıcaklığının geceleri sıfırın altında eksi 20 dereceye kadar düştüğü göl üzerinde, radar sistemi ile tespit edilen balıkçı teknelerini durdurup, kaçak göçmen olup olmadığını kontrol ediyor. Ekipler, balıkçıların avladığı balıkların boylarını da ölçüm cihazıyla ölçüyor.

'SADECE İNSAN KAÇAKÇILIĞI DEĞİL, YASA DIŞI AVLANMA VE BİRÇOK GÖREVİMİZ VAR'

Edremit Asayiş Bot Tim Komutanı Jandarma Kıdemli Başçavuş Durmuş Çeküç, Van Gölü'nün 3 bin 713 kilometre karelik bir alana sahip olduğunu belirterek, "Bunun 1838 kilometre ile 274 kilometrelik kıyı şeridinin Van Jandarma Komutanlığı sorumluluk alanında bulunuyor. Buralarda Edremit ve Erciş Asayiş Bot Timleri görev yapmaktadır. Van Gölü üzerinde 117 balıkçı teknesiyle birlikte toplam 175 deniz aracı bulunmaktadır. Sorumluluk bölgemizde kaçak göçmen kaçakçılığı ile mücadele, yasa dışı avlanmanın yanı sıra, arama-kurtarma, kültür ve tabiat varlıklarının korunması ile kaçakçılıkla mücadele konularında da görev yapmaktadır. Van'ın simgesi olan ve sadece Van Gölü'nde yaşayan inci kefalinin neslinin korunması yönünde çalışmalarımız da aralıksız devam etmektedir" dedi.

'GÖÇMEN KAÇAKÇILARINA GÖZ AÇTIRMIYORUZ'

Kıdemli Başçavuş Çeküç, Edremit Jandarma Asayiş Bot Tim Komutanlığı'nca yapılan önleyici faaliyetlerde Van Gölü üzerinde ve kıyısında son bir yılda 240 kaçak göçmenin yakalanıp ilgili kolluk kuvvetlerine teslim edildiğini ifade ederek, "Bu konuda organizatörlük yapan 2 kişi yakalandı ve bir balıkçı teknesine de mahkeme kararıyla el konuldu. Bu faaliyetlerimizi yerine getirirken, Jandarma Genel Komutanlığı tarafından Jandarma Asayiş Bot Tim Komutanlığı'na temin edilen seyir sistemlerinden radar sistemiyle etkin bir şekilde istifade edilerek, sorumluluk sahamızdaki kıyı şeridi ve Van Gölü üzerindeki trafik 7/ 24 esasına göre kontrol edilmektedir. Kanun ve yönetmenliklerin bize verdiği yetkiyle, sıralı komutanlarımızın verdiği emirler doğrultusunda Van Gölü üzerinde her türlü kaçakçılığı önlemek, emniyet ve asayişi daha etkin hale getirmek için devriye faaliyetlerimiz aralıksız devam etmektedir" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Jandarma ekiplerinin sahil güvenlik botuna binmesi

-Jandarma ekiplerinin Van Gölü'nde detaylar

-Jandarma ekiplerinin Van Gölü üzerinde denetimler yapması

-Jandarma ve Van Gölü'nden detaylar

-Muhabir Anonsu

-Teknelerin denetlenmesi

-Drone ile jandarma ekiplerinin denetimleri

-Jandarmanın teknede denetim yapması

-Drone ile detaylar

-Muhabir anonsu

-Detaylar

-Muhabir anonsu

-Jandarma timlerinin Van Gölü üzerinde balıkçı teknelerini denetlemesi

-Jandarma timleriniden detaylar

-Edremit Asayiş Bot Tim Komutanı Jandarma Kıdemli Başçavuş Durmuş Çeküç ile röportaj

-Detaylar

Haber-Kamera: Behçet DALMAZ- Orhan AŞAN/VAN,

Haber Kodu : 200212018

===========================

Kardeş kıskançlığı şampiyonluklar getirdi

İSTANBUL'da oturan Büyük ailesinin kızı Ecrin Efsa (13), ilkokulda seçmeli derste tercih ettiği satrançla iki kardeşine örnek oldu. Birbirlerinin başarısını kıskanarak satranca daha yoğunlaşan Ecrin ve kardeşleri Elvin Esma (11) ile Eymen Eren (9), milli takım formasıyla uluslararası çok sayıda şampiyonada Türkiye'ye madalyalar kazandırdı.

Sabiha ile Faruk Büyük çiftinin büyük kızı Ecrin Efsa, ilkokulda seçmeli derste satrancı tercih etti. O dönem ana okulunda eğitim alan Elvin Esma da ablasını kıskanarak santranca ilgi duydu. Birlikte satranç oynamaya başlayan kardeşlerden Elvin, 4 ay sonra katıldığı İstanbul il birinciliği turnuvasında altın madalya kazandı. Daha sonra katıldığı Türkiye şampiyonasında 7 yaş kategorisinde birincilik elde eden Elvin, aynı yıl Avrupa Okullar Şampiyonası'nda dördüncü, Dünya Okullar Şampiyonası'nda ikinci oldu.

Kardeşinin başarısını kıskanan Ecrin Efsa daha hırsla çalışıp, şampiyonalara katıldı. Avrupa Okullar Satranç Şampiyonası'na mücadele eden Ecrin, 1 yıllık eğitimin ardından 2016'da 5'incilik kazandı. Geçen yıl Türkiye şampiyonluğu kazanan Ecrin, milli takıma seçilerek 12 yaş kategorisinde Avrupa Yaş Grupları'nda üçüncülük madalyası aldı. Ecrin ile Elvin kardeşler ikili olarak 12 yaş kız takımında Avrupa Genç Takımlar Satranç Şampiyonası'nda ikincilik kazandı.

EN KÜÇÜK KARDEŞ DE ÖĞRENDİ

En küçük kardeş Eymen de ablalarından satranç oynamayı öğrendi. Ecrin'in satranç eğitimi verdiği Eymen, 7 yaşında Türkiye ikinciliği, ardından Avrupa Okullar Şampiyonası'nda altın madalya kazandı. Eymen, Dünya Okullar Şampiyonası'nda da üçüncülük elde etti. Birbirlerinin başarısını kıskanıp, daha fazla hırslanan kardeşler, satranç milli takımında ulusal ve uluslararası başarılara adını yazdırdı. Son olarak Antalya'da yapılan Türkiye Küçükler, Yıldızlar, Emektarlar Satranç Şampiyonaları'nda 13 yaş kategorisinde Ecrin, 11 yaş kategorisinde de Elvin birinci oldu. Şampiyonada derece elde edemeyen Eymen, milli takım formasıyla uluslararası şampiyonalara katılmaya hak kazandı.

Sabiha Büyük, eşinin, satranç yerine farklı kurslarda gelişim göstermelerini istemesine rağmen kendisinin Ecrin, Elvin ve Eymen'in başarısına inandığını anlattı. Satranç oynamasını kıskanan kardeşlerinin bu sporu öğrenip başarılar kazandığını anlatan Ecrin ise dünya şampiyonu olmayı hedeflediğini söyledi. Elvin de milli takımla önemli şampiyonluklar kazanıp, ilerleyen yıllarda büyük yaş gruplarında altın madalya kazanmayı hedeflediğini ifade etti. Ablalarının başarısını kıskanıp satranç öğrendiğini anlatan Eymen ise uluslararası şampiyonluklar kazanmak istediğini belirtti.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

--------------------------------

Kardeşlerin birlikte görütüsü

RÖP 1: Ecrin Efsa Büyük

RÖP 2: Elvin Esma Büyük

RÖP 3: Eymen Eren Büyük

HABER: Tolga YILDIRIM- KAMERA: Mehmet KILIÇASLAN/ANTALYA,

Haber Kodu : 200212101

=================================

Selimiye Camii, 500 yılda bir gerçekleşebilecek depreme dayanıklı

EDİRNE'de Mimar Sinan'ın 'ustalık eserim' diyerek inşa ettiği tarihi Selimiye Camii'nde uzmanlar tarafından statik modelleme ile yapılan çalışmada caminin daha önce meydana gelen büyük depremlerden etkilenmediği ve olası büyük depremlere karşı da dayanıklı olduğu belirlendi. Vakıflar Edirne Bölge Müdürü Osman Güneren,  yapılan testin sonucuna göre, Selimiye Camii'nin 500 yılda bir gerçekleşme ihtimali olan bir depremi atlatabilecek statik donanıma sahip olduğunu söyledi.

Edirne'de Mimar Sinan'ın 'Ustalık eserim' diyerek 1574 yılında yaptığı ve UNESCO Dünya Mirasları Listesi'nde bulunan tarihi Selimiye Camii'nde yapılan incelemede, geçmiş dönemlerdeki depremlerden hiçbir zarar görmediği, önümüzdeki olası büyük depremlere de dayanıklı olduğu tespit edildi. Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü, önümüzdeki dönemde restorasyona almaya hazırlığında tarihi Selimiye Camii'nde nasıl bir çalışma yapılacağını belirlemek için, konularında uzman bilim insanlarından oluşan 5 kişilik bilim kurulu ile tarihi camide inceleme yaptırdı. Camide statik yönden modelleme çalışmasında, taşları, temelleri, taşıyıcı unsurları büyük bir titizlikle incelendi. İncelemede, belli periyotlarda oluşan depremlere karşı nasıl tepki vereceği de kapsamlı şekilde araştırıldı. Çalışmada, caminin daha önce tarihlerde yaşanan büyük depremlerden hiç etkilenmediği ve önümüzdeki 500 yıl içinde yaşanabilecek büyük depremlerden de etkilenmeyeceği ve statik yönden hiçbir sıkıntısının bulunmadığı saptandı. Mimar Sinan'ın yüz yıllar önce meydana gelecek olası depremleri düşünerek inşa ettiği tarihi Selimiye Cami'nin büyük depremlere de dayanıklı olduğu yapılan bilimsel çalışmada belirlendi.

Vakıflar Edirne Bölge Müdürü Osman Güneren, Selimiye Camii'nin temelinde statik modelleme ile yapılan çalışmalarda 500 yıl içinde meydana gelecek şiddetli depreme dayanıklı olduğu tespit edildiğini belirterek, şöyle dedi:

"Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak Selimiye Camii'nin rövöle, restorasyon ve restitüsyon  projelerini temin ettik. Bu projeleri ilgili koruma kurulu tarafından da onaylandı. Daha sonra olası restorasyona başlamadan evvel bir bilim heyeti kurduk. Bilim heyetinin içerisinde statik uzmanı olan hocalarımız da bulunmaktaydı. Hocalarımızla birlikte statik modelleme yapıldı Selimiye Camii'nde. Bu statik modellemenin amacı şu; her şeyden önce müdahale edeceksen nerelere edeceksin ve şu anda bir müdahaleye bir ihtiyaç var mı? Tabii ülkemiz bir deprem ülkesi, son dönemde de sıkça deprem olmakta. Bu tür tabii afetler kaçınılmaz ama bu tabii afetlere karşı da tedbirli olmamız gerekiyor. Selimiye Camii'nde gerçekleştirilen statik modellemede 475 ve 2 bin 475 yılda bir gerçekleşen depremlere ilişkin yükler yüklendi, caminin mimari ve statik yapısına. Biz bunu 500 ve 2 bin 500 diye ifade edebiliriz. Şöyle sevindirici bir netice var elimizde açıkçası 500 yılda bir gerçekleşme ihtimali olan bir depreme karşı, Selimiye Camii'nin şu anda statik yönünden iyi ayakta sıkıntısız bir şekilde. Allah göstermesin tabi ki böyle bir deprem olmasın ama olursa da bu depremi atlatabilecek statik donanıma sahip olduğunu bilimsel olarak şu anda tespit etmiş durumdayız."

'STATİK MODELLEME İLE TEST YAPILDI'

Hesaplamaların şiddeti yıllara göre hesaplandığına vurgu yapan Güneren, "Bu hesaplama şu şekilde yapılıyor; her bölgede 50 yılda 100 yılda, 500 yılda, 2 bin 500 yılda hangi sıklıklarda hangi büyüklükte deprem olduğu malum biliniyor, az çok. 500 yılda bir olan depremin yükü farklı, 50 yılda bir gerçekleşen depremin yükü farklı. 500 yılda bir gerçekleşecek düzeydeki yüksek bir depreme karşı dahi Selimiye Camii'nin statik açıdan sıkıntısının olmadığının bilimsel olarak tespit etmek durumdayız. Bu çalışmalarda statik modelleme yapılıyor, statik modellemede caminin şu andaki taşıyıcı unsurlarına çeşitli deprem yükleri yükleniyor. Bu deprem yüklerine karşı yapının verdiği tepki ölçülüyor. Dediğim gibi 500 yılda bir olacak depremlere karşı, 500 yılda bir gerçekleşecek olan deprem yüküne karşı Selimiye Camii'nde bir uygulama yapıldığında caminin bu depremi sıkıntısız bir şekilde atlatacağına dair statik hesaplar ve modellemeler yapılmış vaziyette" diye konuştu.

'SİNAN'IN ÇOK CİDDİ STATİK HESAPLAMA YAPTIĞINI GÖRMEKTEYİZ'

Vakıflar Edirne Bölge Müdürü Osman Güneren, Mimar Sinan'ın Selimiye Camii'ni yapmadan önce çok ciddi bir statik plan yaptığını ve yapıyı çok şiddetli depremlere  dayanıklı yaptığını gördüklerini söyledi. Güneren, "Mimar Koca Sinan çok önemli bir mimar, yaptığı eserleri ile de bunu bugün net bir şekilde görmekteyiz. Sinan mimarı vasıflarının yanında açıkçası çok ciddi statik hesaplama yaptığını da şu anda görmekteyiz. Şöyle ki; Selimiye Camii'nde biz jeoradar (yer altı radarı) yöntemiyle temelin nasıl olduğuna yönelik birtakım değerlendirmeler yaptık. ve temelin çok ciddi bir şekilde inşa edildiğini, kademeli bir şekilde ampatmanların bulunduğunu tespit ettik. Ayrıca Sinan'ın eserleriyle ilgili yazılmış eserlerde ve Sinan'ın kendi kitabında Selimiye Camii yapılmazdan önce, caminin yapılacağı alana özelikle temelde kullanılacak taşların getirildiği, uzunca makul bir sürede taşların bu alanda tutulup temelde ki oturmaların yapıya başlanmadan önce sağlandığı bilinmekte" dedi.

'MİLİM KAYMA YOK'

Tarihi Selimiye Cami'nin temellerinde geçirdiği sayısız depreme karşı millim kayma olmadığına dikkat çeken Güneren, "1574 yılında ibadete açılmış bir camii, şu anda temelinde her hangi bir sıkıntı yok. Milimetrik hesaplarla zaten projeler temin edildi, gerçekleştirilen milli metrik hesaplamalarda dahi herhangi bir kayma, yıkılma, bir tarafa doğru çökme olmadığını görmüş olduk. Buradan zaten çok ciddi bir temel yapısına sahip olduğunu görüyoruz. Ana taşıyıcılar fil ayakları beden duvarları temel hiçbir sorun yok açıkçası. Tek sorun olabilecek zayıf halka olarak nitelendirilebilecek bölüm malumunuz minareler. Minareler ortalama 85 metre yüksekliğinde ve 3 şerefelidir. Kendi büyüklüklerine göre hem yüksek hem de incedir. Burada tabi minareler yağmur oluyor, fırtına oluyor, yıldırım düşüyor, bunlardan fazlasıyla etkilenmiş ama yine de Selimiye Camii'nin minareleri de dahil olmak üzere, statik yönden aradan geçen bunca yüz yıla rağmen son derece sağlam olduğunu modelleme çalışmalarında tespit etmiş vaziyetteyiz" şeklinde konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------------------

-Selimiye Camii'nin drone ile havadan detaylar

-Camiden detay

-Osman Güneren ile röp.

-Caminin fil ayakları

-Cami kubbesi

-Muhabir Ali Can Zeray'ın anonsu

-Caminin farklı açılardan detaylar

Haber-Kamera: Ali Can ZERAY-Resul ORUÇOĞLU/EDİRNE,

Haber Kodu : 200212019

=============================

Alanya'ya en çok Rus gelin geldi

Engin ANAK/ALANYA (Antalya), - ANTALYA'nın Alanya ilçesinde 2019 yılında 47 ülkeden 312 yabancı kadın Türk erkekleriyle evlendi. Yabancı evlilik sayısında 77 Rus gelin ilk sırada yer alırken, ilçedeki eski gelinlerin çoğu İngiliz ve Almanlardan oluştu. İlçenin ilk İngiliz gelinlerinden Amanda Jane Özsoy ve Karen Giden ile Rus Anastasia Petrova Çetinkaya, buraya geliş hikayelerini ve nasıl evlendiklerini anlattı.

Alanya'da, 2019 yılında, 312 yabancı kadın Türk erkeklerle evlendi. İlçede yerleşik yaşayan yabancılar kadar, tatil yapmaya gelen kadınlar da Türk erkekleriyle evlenerek yuva kurdu. Alanya'da geçen yıl evlenen yabancı kadınlar arasında Ruslar ilk sırada yer aldı. 2019'da ilçede 77 evliliğin yapıldığı Rusya, en çok gelin alınan ülke olurken, Almanya 37 gelinle ikinci, Ukrayna ise 33 gelinle üçüncü, Kazakistan 32 gelinle dördüncü sırada yer aldı. Türk erkekleriyle evlenen yabancı gelinler Rus, Alman ve Ukraynalı kadınlarla sınırlı kalmadı. Kazakistan'dan İran'a, Finlandiya'dan Tunus'a, Norveç'ten İngiltere'ye kadar 47 ülke vatandaşı Türk erkeklerle hayatını birleştirdi. Rus kadınların Türk erkeklerle yaptığı evliliklerin artmasının, özellikle Antalya ve çevresinde çok fazla yerleşik Rus'un yaşamasından kaynaklandığı belirtildi. Son 6 yıllık evliliklerde de Rus gelinler ilk sırayı çekerken eski yıllarda Alanya'da Almanlar, Finliler ve İngilizler üst sıralarda yer alıyordu. Son yıllarda İran, Polonya, İsveçli gelinlerin sayısı da arttı.

EVLİLİK HİKAYELERİNİ ANLATTILAR

İlçenin ilk İngiliz gelinlerinden Amanda Jane Özsoy ve Karen Giden ile 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri'nde Alanya Belediye başkan adayı da olan Rus Anastasia Petrova Çetinkaya buraya geliş hikayelerini ve nasıl evlendiklerini Demirören Haber Ajansı'na anlattı.

'TATİL İÇİN GELDİM, GİDEMEDİM'

Bir otelde müdürlük yapan İngiliz asıllı Amanda Jane Özsoy (50), evlenme kararını tatile geldiği Türkiye'yi sevmesi ve Alanya'da yaşamayı seçtikten sonra aldığını belirterek, Alanya'da ilk evliliğini bir Türk ile yaptığını, eşini trafik kazasında kaybetmesinden birkaç yıl sonra tekrar bir Türk erkeğiyle hayatını birleştirdiğini söyledi. Özsoy, "1990 senesinde tatil için Alanya'ya geldim ve buradan gidemedim. Sonrasında eşimle evlendim. Bir 10 sene kadar evli kaldım, sonrasında eşimi bir trafik kazasında kaybettim. O zamanlarda bir otelde çalışmaya başlamıştım. 8 sene yalnızdım sonra tekrar Türk eşimle evlendim. 13 senedir ikinci eşimle evliyim" dedi.

'TÜRK MİSAFİRPERVERLİĞİ İNANILMAZ'

Türk geleneklerini ve yaşam tarzını çok sevdiğini belirten Özsoy, "Ben şanslıyım, dili biraz hızlı öğrendim. Tabii ki kültür zorlukları olmuştur ama onu harmanlayarak hayatımızı sürdürdük. İlk yıllarda disiplin eksikliklerinden çok zorlandım. Bir süre sonra zaten alışıyorsun. Daha fazla Türk oldum. Bence her şeyi harmanlayıp, yaşadığın zaman her şeyini kabul etmek zorunda değilsin ama uyarabilirsiniz. Uyguladığınız zaman daha güzel oluyor. Aynı kültürlerde olan insanlarda da sorunlar çıkar. Türkler, Alanya ve İç Anadolu'daki insanlar sevgi dolu, yalan olmayan, yardımsever, misafirperverliği inanılmaz. Birçok yabancı insanı da misafirperverlik cezbediyor" diye konuştu.

'BURAYI İNGİLTERE'DEN DAHA ÇOK SEVİYORUM'

Bir diğer yabancı gelin İngiliz asıllı Karen Giden (63), 30 yıl önce Alanya'ya tatile geldiğini ve buraya geldiğinde şimdiki eşi Davut Giden ile tanışıp, aşık olduğunu sonrasında evlendiklerini söyledi. Burayı çok sevdiğini hatta Alanya'nın İngiltere'den daha güzel olduğunu anlatan Giden, burada yaşamaktan mutluluk duyduğunu kaydetti. Giden, "Tatile geldim, eşimle tanıştım. O bir yerde garsonluk yapıyordu, ben 8 kez tatile geldim. O benimle evlenmek istedi ve evlendik. Buraya geldim çünkü Alanya çok süper ve tabii ki eşim süper. Akrabaları bana çok sıcak davrandı. Ben kültürünü çok sevdim. Beraber yaşıyoruz, herkes aileyi düşünüyor. Tamam zor, iki kültür evleniyor biraz zor ama aşık oldum. 30 senedir birlikteyiz. Mutluyum. Oğlum var, burada yaşıyor o da. Burası çok güvenli, sevdiğim bir yer. Burada 26 sene bir otelde çalıştım. İlk zamanlar doğal olarak zorluklar yaşadım. Günlük yaşam, kıyafetler falan farklıydı ancak Türkiye'deki yardımseverlik sayesinde bunları aştım. Örneğin bir arkadaşımın alışveriş yaptığımda yolda gördüğü zaman bana yardım etmesi küçük ama güzel bir davranış. Eşimle de karşılıklı anlayış göstererek uyum içinde yaşıyoruz. Ben burayı çok sevdim. İngiltere'den daha iyi, özür dilerim İngiltere'den ama burayı çok seviyorum" dedi.

BELEDİYE BAŞKAN ADAYI RUS GELİN

Yaklaşık 10 yıldır Türkiye'de yaşayan ve 7 yıldır Türk eşi Ayhan Çetinkaya ile evli olan Rus gelin Anastasia Petrova Çetinkaya ise 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri'nde Alanya'dan belediye başkan adayı oldu. Burada olmaktan dolayı çok mutlu olduğunu ve eşiyle evlendiklerinde hiç sorun yaşamadıklarını aktaran Çetinkaya, sadece Türkçe öğrenirken bazı kelimeleri telaffuz etmekte sıkıntı yaşadığını söyledi. Çetinkaya, şöyle konuştu:

"Türkiye maceram 2010 yılında başladı. Rusya'da doğdum, orada ve Norveç'te okudum. Türkiye'ye Antalya'da bir inşaat ve emlak firmasına iş geliştirme müdürü olarak geldim. Türkiye maceram böyle başladı. Türkiye'ye turist olarak değil, aslında bir girişimci olarak geldim ve bunun için çok memnunum. 10 yıldır Türkiye'de yaşıyorum ve yaşamaya devam edeceğim. Türkiye beni çağırdı ve geldim, aynı anda Ayhan ile tanıştım. Tanıştıktan bir süre sonra ben anladım ki bu adam benim evleneceğim adam. Bunu anlatmak da zor, sen olayın içindeyken anlıyorsun. Sonra Ayhan teklif etti ve biz evlendik. Tabii ki başka kültür ama en önemli insan olmak. Tanıştığımızdan beri hiçbir sıkıntı yok. Sadece dil, benim Türkçem çok iyi değildi, Ayhan'ın Rusçası yok ona rağmen biz çok sıkıntı yaşamadık yaşamayacağız. Türkiye'de ben her şeyi seviyorum. Mümkün olmadığını söylüyorlar ama mümkün çünkü atmosfer farklı ve ben burada kendimi çok mutlu hissediyorum. Bu aslında bir insan için çok önemli bir şey. Alanya, uluslararası bir şehir. Yurt dışından gelen ya da burada yaşayan bir insan için Alanya'nın potansiyelini görmemek de mümkün değil. Bu potansiyeli görünce ve kendi potansiyelimi de bilince bir karar değil aslında bu. Biz 4 sene önce düşündük. Bu bir gün kalkıp, 'Ya ben belediye başkan olacağım' gibi bir şey değil. Ben bunun için çok çalıştım, gezdim, uluslararası ve yerli insanlarla konuştum. Alanya'nın potansiyelini görünce ve daha güzel bir Alanya için karar verdim. Sadece ben değil, bunu uzmanlarla, halkla birlikte bu işi yapabilirim. Bunu açık söylüyorum, belediye başkanı tek başına hiçbir şey yapamaz, her şeyi bilemez. Bu konuda potansiyel ve vizyon önemli. Sadece ben değil burada yaşayan insanlar da, biz de ülkemizde her şey var, daha iyi yaşam şartları için kullanabiliriz."

RUS GELİN TUZLU KAHVE İÇİRDİ

İlçede yerel gazete sahibi Anastasia Petrova Çetinkaya'nın eşi Ayhan Çetinkaya da farklı bir kültürden, farklı bir ülkeden birisiyle evlenmenin zorluklarını anlattı. Çetinkaya, "Anastasia ile ilçe emniyet müdürlüğünün yaptığı bir yardımda bir araya geldik ve tanıştık. Sonra evlilik kararı aldık, evlendik. İlk süreçte onun Türkçesi çok az benim Rusçam hiç yok ve benim İngilizcem yeterli değil. Merak ettiği şeyleri daha çok tarif ederek, 'Tarzanca' anlattım. Mesela 'almak', İngilizce 'buy' ama o an o buy aklına gelmiyor, göstererek, böyle çizerek falan anlattığım zamanlar oldu. Ama kültür olarak derseniz, mesela biz Anastasia ile evlilik kararı aldığımızda, Türk kültürünü okumuş dedi ki 'Beni istemeye geleceksiniz.' Gittik, bana tuzlu kahve yapıldı. Anadolu'da nasıl gelişiyorsa evlilik öncesi aynen öyle gelişti. Baktım ki Anastasia'nın Türk kültürüne ilginç bir ilgisi var. Evlendikten sonra zaten daha çok köy gezileri, Anadolu'daki farklı şehirleri gezerek Türk kültürünü tanımaya çalıştık birlikte. Ne kadar bu ülkede doğmuş büyümüş olsak da bizim de her şehrin kültürünü birebir bilmemiz zaten mümkün değil. O konuda ben çok şanslıyım, hem kültür olarak hem ülke olarak buraya bağlı bir insan. Zorlukları aslında olmadı. Sadece yemek yaparken, biz her yemekte salça kullanıyoruz, yağ kullanıyoruz, o 'Neden bu şekilde?' diye sordu. İşte mutfak kültürüyle alakalı biraz sorunlarımız oldu. Diğer tarafları hep eğlenceliydi bundan sonra da eğlenceli olacağını düşünüyorum" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

Yabancı evliliklerinden arşiv görüntüleri

Amanda Jane Özsoy röportaj

Karen Giden röportaj

Anastasia Çetinkaya röportaj

Ayhan Çetinkaya röportaj

HABER- KAMERA: Engin ANAK/ALANYA (Antalya),

Haber Kodu : 200212021

==============================

Artık onların iki annesi var

MALATYA ve Antalya'da yaşayan Hasan Uzunpınar (55) ile Süleyman Karaaslan (55), çapraz nakille, annelerinin böbrekleriyle yaşama tutundu. Artık iki anneleri olduğunu ve bundan sonra birbirlerini kardeş olarak kabul ettiklerini belirten Uzunpınar ile Karaaslan, kontrol için geldikleri hastanede birbirlerinin annelerini görüntülü arayarak bir kez daha teşekkür etti.

ANNELER GÖNÜLLÜ VERİCİ OLDU

Malatya'da doğuştan sol böbreği olmadan dünyaya gelen Hasan Uzunpınar'ın tek böbreğinin de işlevini yitirmesi üzerine doktorlar, nakil kararı aldı. Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Organ Nakli Merkezi'ne başvuran Uzunpınar'a annesi Ayşe Uzunpınar (77) böbrek vermek istedi, ancak böbreğin uyumlu olmaması üzerine çapraz nakle karar verildi.

Antalya'nın Alanya ilçesinde de 2008 yılından bu yana böbrek hastası olan Süleyman Karaaslan da benzer bir durumla karşılaştı. Anne Nazlı Karaaslan'ın (72) verici olmak istediği böbreğin uygun olmaması üzerine çapraz nakil için başvura bulunuldu.

ÇARPRAK NAKİL İLE SAĞLIĞINA KAVUŞTULAR

Yapılan tetkikler sonunda Nazlı Karaaslan ile Ayşe Uzunpınar'ın çapraz nakil için uygun olduğu belirlendi. Nazlı Karaaslan'ın böbreği Hasan Uzunpınar'a, Ayşe Uzunpınar'ın böbreği ise Süleyman Karaaslan'a başarıyla nakledildi. Her iki hasta da kısa sürede sağlığına kavuştu.

'ARTIK İKİ ANNEMİZ VAR'

Ameliyatlarını gerçekleştiren Prof. Dr. Alper Demirbaş ve ekibine teşekkür eden Hasan Uzunpınar, "Nasip işte. Süleyman beyin annesi bana böbrek verdi, benim annem de ona böbrek verdi. Artık bizim iki annemiz var. Biz de artık kardeş olduk. Allah herkesten razı olsun" diye konuştu.

'8 KARDEŞTİK, ŞİMDİ 9 KARDEŞ OLDUK'

Süleyman Karaaslan ise ikinci kez çapraz nakil olduğunu söyledi. İlk böbrek naklinin 11 yıl önce yapıldığını aktaran Karaaslan, çapraz nakille eşi Ayşe Karaaslan'ın (45) verici olduğunu belirtti. Eşi sayesinde hayata bağlandığını kaydeden Karaaslan, hastalığının nüksetmesi üzerine bu kez de annesi Nazlı Karaaslan'ın böbrek vermek istediğini ifade etti. Karaaslan, "Annemin böbreği uygun olmayınca yine bir çapraz nakil yapıldı. Sağlığıma kavuştum. Çok mutluyum" dedi.

KAHRAMAN ANNELER

Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Organ Nakli Merkezi'nden Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Asuman Yavuz, her iki annenin kahraman olduklarını belirtti. "Yaşlarına rağmen anneler oğulları için adeta koşarak böbreklerini bağışladı" diyen Prof. Dr. Yavuz, "Şimdi oğulları da anneleri de mutlu şekilde hayatlarına devam ediyor. İnşallah da böyle devam eder" ifadelerini kullandı.

ANNELERİNİ GÖRÜNTÜLÜ ARADILAR

Annelerinin bağışladığı böbreklerle sağlıklarına kavuşan Uzunpınar ile Karaaslan, kontrol için geldikleri hastanede birbirlerinin anneleriyle görüntülü konuşarak bir kez daha teşekkür etti. Oğlunu çapraz nakille hayata bağlayan Nazlı Karaaslan, "Allah ikinize de sağlık versin" dedi. Kendisine böbrek veren Nazlı Karaaslan'a "Anne" diye hitap eden Hasan Uzunpınar ise "Allah razı olsun anne. Ellerinden öperim" dedi. Hasan Uzunpınar'ın annesi Ayşe Uzunpınar da görüntülü konuşmada böbreğini verdiği Süleyman Karaaslan'a sağlık diledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

-İki böbrek hastasının hastanede birlikte görüntüleri

-Prof. Dr. Asuman Yavuz röp

-Hasan Uzunpınar ile röp

-Süleyman Karaaslan ile röp

-İki böbrek hastasının kendilerine böbrek veren anneleriyle whatsapp konuşmaları

-Annelerin whatsapp'ta söyledikleri

-İki böbrek hastasının eşleriyle birlikte görüntüleri

-Hastanede birlikte detay görüntüler

HABER: Selma KUNAR- KAMERA: Mehmet KILIÇASLAN/ANTALYA,

Haber Kodu : 200212103

====================================

Motosikletli kuryeler ölüm tehlikesi altında çalışıyor

İZMİR Motosikletli Kuryeler Derneği Başkanı Burhan Akgül, Türkiye genelinde ölümlü trafik kazalarının yüzde 34'ünde motosikletlerin bulunduğunu ve her gün ölüm tehlikesi altında çalıştıklarını söyledi. Sürücülerin kendilerine karşı daha saygılı davranmalarını isteyen Akgül, "Bazı iş yerleri prim sistemi getirdi. O zaman kuryeler hız yapmak durumunda kalıyor ve kazalar da artıyor. Prim kazanç sağlarken bedel de ödetiyor. Hemen hemen her gün bir motosikletli kurye arkadaş vefat ediyor" dedi.

Türkiye'de sayıları gittikçe artan motosikletli kuryeler, her gün bir yerden bir yere sipariş yetiştirmeye çalışırken trafikte bazı engellerle karşılaşıyor. Resmi olmayan rakamlara göre ülke genelinde sayıları 982 bine yaklaşan motorlu kuryeler, insanlara hizmet ederken ölüm riski de yaşıyor. Ölümlü trafik kazalarının yüzde 34'ünü motosikletli kazaların oluşturduğunu anlatan İzmir Motosikletli Kuryeler Derneği Burhan Akgül, bazı firmaların siparişi yetiştirirken kuryeye hız limiti koyduğunu söyleyerek 30 dakikayı geciktirmeleri halinde sorun yaşadıklarını ifade etti. Akgül, "Süre konulması bizi strese sokuyor. Motosiklet iki tekerleklidir. Zamanla yarışırsak kazalar kaçınılmaz. Bazı iş yerleri prim sistemi getirdi. O zaman kuryeler hız yapmak durumunda kalıyor ve kazalar artıyor. Prim kazanç sağlarken bedel de ödetiyor. Hemen hemen her gün 1 motosikletli kurye arkadaş vefat ediyor" dedi.

'YAPTIĞIMIZ İŞ AZ TEHLİKELİ SINIFINDAN YÜKSEK TEHLİKELİ SINIFINA GELMELİ'

İzmir'de 4 dernek kurulduğunu ve federasyon çatısı altında birleşeceklerini kaydeden Akgül, motorlu kuryeler olarak çok sorun yaşadıklarını ifade etti. A'dan Z'ye her şeyi taşıdıklarını belirten Akgül, şöyle konuştu:

"Motosiklet olmadığı zaman hayat duracak duruma geldi. Çünkü insanlar ayaklarına hizmet istiyor. Ancak ne yazık ki bizi taşıt olarak görmüyorlar. Biz de vergi ödüyor, motosikletin benzinini alıyoruz. Tek şeritli yolda bile bize sağa çek diyorlar. Motosikletli kuryelerin de artık yollarda olduğunu görmelerini istiyoruz. Meclise dilekçe verdik. Yaptığımız işin az tehlikeli sınıfından yüksek tehlikeli iş sınıfına gelmesini istiyoruz. Yaptığı işin tehlikesine karşın asgari ücretle geçinen kuryeler var. Haklarımızın arttırılmasını talep ediyoruz."

'SÜRÜCÜLER, TRAFİKTE MOTORU TANISIN'

İzmir'de 10 yıldır motorlu kurye olarak çalıştığını belirten İhsan Akgül, 2014 yılında geçirdiği bir kaza nedeniyle sakatlandığını söyleyerek "Karşıdan gelen araç tersten geliyordu. Buna karşın hemen yolunu değiştirip kaçabildi. Ben freni sıkınca kaydım, ayağım kırıldı. Ayağımda yaklaşık 20 cm uzunlukta çivi ve platin var. 11 tane de vida takıldı. İşimiz basit gibi görülüyor. Ama çok zor bir iş yapıyoruz. Trafikteki sürücüler motorları tanısınlar. Motor zarar görürse, hasar bedelini şirket bizden kesiyor" dedi.

'YAYALAR DAHİ SAYGI DUYMUYOR'

Hava şartlarının yanı sıra trafikteki sürücülerin de kendilerini zorladığını anlatan kurye Şehmuz Karataş (32) ise şunları söyledi:

"Trafikte yayalar dahi bize saygı duymuyorlar. Motorla da bir can taşıyoruz. Ben 2 çocuk babasıyım. Her yaştan kurye var. Her gün evimize sakat gitme korkusu yaşıyoruz. Bismillah deyip marşa basıyoruz ama kimse bizim farkımızda değil. İçimizde kötü motor kullanan kuryeler de var ama bir kişiye uyarlayarak hepimizi aynı kefeye koyuyorlar. Biz yere düşünce bir motorlunun dışında kimse yardıma gelmiyor. Elimizde başka bir meslek olmadığı için yapabileceğimiz tek iş bu. Motor kullanmayı da seviyoruz. Şahsi motorlarımız da var. Motosikletli kuryeler olarak işimizi korkarak yapıyoruz."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

Motosikletli kuryeden detay görüntü,

Trafikte kurye görüntüsü,

Dernek Başkanı Burhan Akgül ile röp,

Kuryelerle röp,

Kuryelerin olduğu kaza görüntüsü

Haber: Nevra UÇKAÇ - Kamera: Mücahit BEKTAŞ/ İZMİR,

Haber Kodu : 200212027

================================

CHP'li Baratalı: Saldırganların kim olduklarını bilmiyoruz

İZMİR'in Urla ilçesinde CHP'den 3 dönem belediye başkanlığı ve Meclis'te 2 dönem milletvekilliği yapan Bülent Baratalı, oğluna ait otomobilin ve iş yerlerinin kurşunlanmasıyla ilgili konuştu. Saldırgan ya da saldırganların kim olduğunu bilmediklerini belirten Baratalı, "Biz devletimize güveniyoruz; eski milletvekilini koruyacaktır, diye düşünüyoruz" dedi.

CHP'den 22'nci ve 23'üncü dönem milletvekilliği görevini yürüten, Urla'da 3 dönem belediye başkanlığı yapan Bülent Baratalı'nın oğlu avukat Yiğit Baratalı'nın otomobiline, 28 Ocak gecesi susturucu takılı tabancayla ateş açıldı. Yiğit Baratalı ile kardeşi Yusuf Baratalı'nın avukatlık ofisine ise 3 Şubat'ta ateş açıldı. Kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin açtığı ateş sonucu mermilerin 2'si, ofisin cephelerine isabet etti. Olayın ardından ihbar üzerine gelen polis ekipleri, saldırgan ya da saldırganları bulmak için çalışma başlattı. Bülent Baratalı ile 2 oğlu, polis koruması talebinde bulundu. Başlatılan soruşturmada polis, mobese kayıtları ile bulvar üzerindeki iş yerlerinin güvenlik kamerası görüntülerini incelemeye aldı. Ekipler, olayın meydana geldiği saatlerde, plakası henüz tespit edilemeyen bir otomobilin bulvar üzerinde bulunduğunu belirledi.

'KİM OLDUKLARINI VE NEDEN YAPTIKLARINI BİLMİYORUZ'

Saldırılarla ilgili DHA muhabirine açıklama yapan Bülent Baratalı, "Biz devletimize güveniyoruz, eski milletvekilini koruyacaktır, diye düşünüyoruz. Bizim hakkımızda usulsüz hareketlerde bulunanların kim olduklarını ve neden yaptıklarını bilmiyoruz, böyle şeylerle işimiz de olmaz. Valimiz başta olmak üzere, birçok emniyet müdürümüz, bakan yardımcılarımız, istihbaratımız konuyu araştırıyorlar. Şu anda araştırma safhasında. Ben hukukçuyum, araştırma safhasında kamu gülerinin işlerini zorlaştıracak şeyler söylemek istemiyorum. Biz, uzak bir bölgeden Karaman'a gelen, Karaman'dan da bu taraflara gelen Aydınoğulları Beyliği zamanından beri Urla'dayız. Burada rahatız, mutluyuz ve huzurluyuz. Urla çok güzeldir. Urla'nın huzurunun bozulmasını istemeyiz. Devlet de bunun için gayret ediyor. Bizimle ilgilenenler kimse, onlarla bizim bir işimiz olamaz. Onları tanımıyoruz. Yanlış bir kararla ya da yanlış bir araştırmayla ofisimizi ve otomobillerimizi kurşunladıklarını düşünüyoruz. Bu yanlıştan da döneceklerini umuyoruz" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-Bülent Baratalı ile röportaj

-Kurşunlanan işyerinden görüntü

-Genel ve detay görüntü

Haber: Davut CAN - Kamera Melis KARAKUZULU/ İZMİR,

Haber Kodu : 200212025

================================

Kedi 'Yeşim'den sonra şimdi köpek 'Nazike'

MANİSA'daki kasap dükkanına her gün gelip, etini alan ve sosyal medyada paylaşılan görüntülerle kısa sürede sevilen 'Yeşim' adlı kedinin ölümünden sonra bu kez iş yerine 'Nazike' isimli sokak köpeği gelmeye başladı. 'Nazike' hem iş yeri sahibi  İkram Korkmazer'in (49) hem de mahallelinin sevgisini kazandı.

Turgutlu'da her gün, İkram Korkmazer'in işlettiği kasap dükkanına gelip et reyonunun önünde bekleyen 'Yeşim' adlı kedi, sosyal medya üzerinden paylaşılan görüntülerin ardından çok sevilmiş ve konuşulmuştu. 'Yeşim'in 2019'da ölümünün ardından iş yeri sahibi Korkmazer de büyük üzüntü yaşarken, bu sırada 'Nazike' adlı sokak köpeği kasap dükkanına gelmeye başladı. 'Nazike' de sokak kedisi Yeşim gibi her sabah kasap dükkanı açılır açılmaz kapının önünde Korkmazer'in vereceği eti bekliyor.

'ONLARA SAHİP ÇIKMAYA DEVAM EDECEĞİM'

Birçok sokak hayvanını beslediğini belirten Kasap İkram Korkmazer, "Maşallah, hepsinin karnı tok. Mutlular, onlara iyi bakıyoruz. Allah bu soğuklarda dışarıda kalan hayvanlara yardım etsin. Turgutlumuz bu konuda bilinçlendi. Onlara hep birlikte sahip çıkacağız. 'Nazike' ile beraber dükkanımıza her gün gelen 3 ayrı sokak köpeği daha var. Onlara da daha önce hayatını kaybeden Yeşim adlı kedimiz gibi sahip çıkıyoruz. Onlar da her gün gelip burada nasiplerini bekliyor. Yeşim'e sahip çıktığım gibi onlara da sahip çıkmaya devam edeceğim" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-------------------------------

Kasap İkram Korkmazer'in sokak hayvanlarını beslemesi

Kasap İkram Korkmazer'in açıklamaları

Haber- Kamera; Tuncel YILMAZ/ TURGUTLU (Manisa),

Haber Kodu : 200212034

===============================

Sevgililer günü piyasayı hareketlendirdi, kuyumcular uyardı; 'Dolandırıcıya dikkat'

14 ŞUBAT Sevgililer Günü'nün yaklaşmasıyla hareketlenen kuyumculuk sektöründe, yoğunluğun zirve yapması hedefleniyor. Sevgilisi ya da eşine mücevher satın alıp bu anlamlı günü kutlamak isteyenler dükkanların yolunu tutarken, kuyumcular da bugünlerde artan dolandırıcılığa karşı uyarılarda bulundu.

Yükselen altın fiyatları nedeniyle bir süredir durgunluk yaşayan kuyumcu esnafında, 14 Şubat Sevgililer Günü'nün yaklaşmasıyla hareketlilik başladı. Kuyumcu esnafı, halkın daha çok ilgisini çekebilmek için Sevgililer Günü'ne özel indirimler başlattı. Tektaştan beştaşa, kalpli kolyelerden Osmanlı takılarına, pırlantalı ve incili ürünlere kadar çok sayıda ürünün satışa sunulduğu dükkanlarda, kişiye özel tasarımlar ilgi görüyor. Ayrıca kuyumcu esnafı, bugünlerde artan dolandırıcılığa karşı da halkı uyarıyor.

İzmir Kuyumcular Odası Başkanı Turgay Baransel, "Bu dolandırıcılıklar vatandaşın anlayabileceği bir şey değil. Bunu kuyumcular anlayabiliyor. Güvenilir kuyumculardan alışveriş yapmak gerekiyor. Aynı zamanda vatandaşlar ürünü hangi kuyumcudan kaç grama, hangi fiyata aldığını kart üzerine yazdırsınlar. Dolandırıcılığın önüne geçmek için Ege Bölgesi'nde şimdiye kadar olmayan bir uygulamayı hayata geçiriyoruz. Oda bünyesinde mücevher sertifikasının sahte olup olmadığının tespit edileceği bir gemoloji laboratuvarı kuracağız" diye konuştu.

'OSMANLI TAKILARI İLGİ GÖRÜYOR'

Sevgililer Günü yoğunluğunun başladığını söyleyen ve İzmir Tarihi Kemeraltı Çarşısı'nda 15 yıldır kuyumculuk yapan Şerif Sayhan, "14 Şubat Sevgililer Günü'nü sabırla bekliyoruz ve satışlarımızın giderek artacağını umuyoruz. Bugüne özel genelde kalpli kolye ürünlerinden getirttik ve hazırlığımızı yaptık. Bu hafta sonuna doğru satışların hızlanacağını tahmin ediyoruz. Vatandaşlar çok fazla araştırıp hediye alıyor. Bu sezon baget ürünler tekrar revaçta. Bunun haricinde eski ürünlere büyük bir talep var. Gençler de artık Osmanlı tarzı elmasları, gül küpeleri tercih ediyor. Büyük bir geriye dönüş var. Anneanne ve babaannelerimizin kullandığı zincirleri tekrar hayata geçirdik. Sosyal medyanın da bizim sektörümüze bir yansıması oldu. Vatandaşlar Özellikle TV ve internette gördükleri modelleri talep ediyor. Şu anda bir tektaşın fiyatı minimum bin TL'den başlıyor ancak üst rakamın bir sınırı yok" dedi.

BEKLENTİ BÜYÜK

İzmir Tarihi Kemeraltı Çarşısı'nda kuyumculuk yapan bir diğer esnaf Nihat Ağlat, "Bu özel güne yönelik büyük bir beklentimiz var. Daha önceki yıllarda büyük bir yoğunluk yaşanıyordu. Hatta eskiden altın alınması için özel bir gün olmasına bile gerek yoktu ancak şimdi şartlar değişti. 14 Şubat dolayısıyla daha çok kuyumculuk tabiriyle 'çıtır' ürünler tercih ediliyor. Bunlar daha uygun fiyatlı ürünler olduğu için hem gönül alıyor hem de bütçeyi zorlamıyor. Takılarda da eskiye dönüş gündemde. Özellikle reklamlar bu modanın hızla yayılmasını arttırıyor" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

Kuyumcu dükkanlarından görüntüler

Kuyumcu esnafıyla röportaj

İzmir Kuyumcular Odası Başkanı Turgay Baransel ile röportaj

Alışveriş yapan vatandaşlardan görüntü

Haber: Hande NAYMAN - Kamera: Melis KARAKUZULU/ İZMİR,

Haber Kodu : 200212030

================================

Yüksekova'da buz tutan derede Eskimo usulu balık avlıyorlar

HAKKARİ'nin Yüksekova ilçesindeki vatandaşlar, buzla kaplanan Nehil Çayı'nda, soğuk havaya aldırmadan Eskimo usulü balık avlayıp, geçimlerini sağlıyor. Eksi 18 derecede, akşamları buz tutan dereye ağlarını bırakan balıkçılar, sabah saatlerinde de ağa takılan balıkları toplamaya gidiyor.

Yüksekova ilçe merkezine 10 kilometre uzaklıktaki Köprücük köyünde bulunan Nehil Çayı da bölgedeki birçok akarsu, dere ve göl gibi soğuk hava nedeniyle buzla kaplandı. Yaz aylarında olduğu gibi kış aylarında da çevredekilerin geçimini sağladığı çayda bu mevsimde de balık avlanmaya devam ediyor. Zorlu geçen kış şartlarına rağmen eksi 18 derecede akşamları buz tutan dereye ağlarını bırakan balıkçılar, sabah saatlerinde takılan balıkları toplamaya gidiyor. Nehil Çayı'nda kilolarca balık avlayan balıkçılar, bunları satıp, ailelerini geçindiriyor.

'KIŞ AYLARINDA BALIK AVLAMAK DAHA GÜZEL'

Nehil Çayı ve sazlığında avladığı balıklarla geçimini sağlayan Ertan Taşkın (36), bazen 150- 200 kilograma yakın balık avladıklarını belirterek, "Tuttuğumuz balıkların kilosunu 10 TL'den satıyoruz. Geçimimi bununla sağlamaya çalışıyorum. Yıllardır kış aylarında bu şekilde çalışıyoruz. Bazen hiç balık yakalayamıyoruz, bazen de çok yakalıyoruz. Kış aylarında balık avcılığı daha güzel oluyor. Üşüyoruz ama işimiz bu. Karlı havada çok soğuk oluyor, ama böyle günlerde balıklar suda dolaştığı için ağlara daha çabuk takılıyor" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Balata ve kürekle buzun kırılması

-Buzların altına ağların yerleştirilmesi

-Kırılan buzların içindeki ağların çıkartılması

-Balıkların ağa takılması

-Ağlara takılan balıkların toplanması

-Balıkların bidonlara bırakılması

-Buz tutan Nehil deresinden detaylar

-Ertan Taşkın ile röportaj

-Çevreden genel detaylar

Haber: Yaşar KAPLAN/ YÜKSEKOVA(Hakkari),

Haber Kodu : 200212022

==============================

Şalgamcı Abla ve ekibinden kadın eli değmiş şalgam

ADANA'da, çocukluk yıllarından bu yana şalgam üretip, satarak geçimini sağlayan Nesrin Hitay (47), kadının eli değen şalgamın tadının bir başka olduğunu ve Adanalıların şalgamını çok sevdiğini söyledi.

Babasının merkez Seyhan ilçesi Çakmak Caddesi'ndeki iş yerinde 35 yıldır, şalgam üretip, satışını yapan Nesrin Hitay, işletmesinde tamamen kadın çalıştırıyor. Hitay, 'Şalgamcı Abla' olarak da tanınıyor. Kadınların aktif bir şekilde ev ekonomisine katkı sunması gerektiğini dile getiren Hitay, mütevazi bir şekilde üretim ve satış yapmaya devam ettiklerini belirtti. Şalgamın özellikle Adana için önemli bir tat olduğunu hatırlatan Hitay, "Ekip olarak 15 günde bir toplanıyoruz, hem eğlenip hem de çalışıyoruz. Havuçlarımızı temizleyip el yapımı şalgamımız için ilk adımları attıktan sonra, maya, tuz ve su ile birleştirerek katkı maddesi koymadan şalgamımızı üretiyoruz. Burada bir kadın dayanışması da var. Kadınların elinin değdiği yerde lezzet ve temizlik de olur" dedi.

Yaklaşık 7 yıldır Hitay'a yardım ettiğini söyleyen Seyhan Kurucu (32) ise şalgam üretmeyi severek yaptığını ve kadın eli değen şalgamın tadının daha güzel olduğunu belirtti.

KIŞ AYLARININ VAZGEÇİLMEZİ

Ürettiği şalgama talebin iyi olduğunu söyleyen Hitay, özellikle kış aylarında şalgam satışlarında artış olduğunu kaydetti. Şalgamın birçok faydası olduğunu aktaran Hitay, Adanalıların gripten korunmak için şalgam içtiğini dile getirdi. Hitay, "Adanalı beni tanıyor ve seviyor. El yapımı şalgam yaptığımı bildikleri için talepleri de yoğun oluyor. Şalgamın bardağını 1,5 TL'den satıyoruz ve Türkiye'nin her yerine de kargoyla gönderiyoruz" diye konuştu.

Hamile olduğunu ve sürekli şalgam aşerdiğini anlatan Şeval Bilgiç (26) ise haftada en 3 kez Hitay'ın iş yerine gelip şalgam içtiğini söyledi.

Haftada en az bir gün Hitay'ın iş yerine gelerek şalgam içtiğini söyleyen lise öğrencisi Nazife Kaplan (17) ise çok doğal bir şalgam olduğu için tercihlerinin Şalgamcı Abla olduğunu kaydetti.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

------------------------------

-Şalgam üretimhanesinden genel görüntüler

-Kadınların havuç temizlemesi

-Şalgamların muhafaza edildiği tanklardan görüntüler

-Nesrin Hitay ile röportaj

-Seyhan Kurucu ile röportaj

-Nesrin Hitay'ın şalgam doldurması

-Müşterilerin şalgam içmesi

-Şevval Bilgiç ile röportaj

Haber: Can ÇELİK - Kamera: Rüşan Anıl ATAR/ ADANA,

Haber Kodu : 200212020


Kaynak: DHA