Yatırım Getirmek Kadar Elde Tutmak da Önemli!
HT Gazete otomotiv editörü Hakan Özenen'in bu haftaki köşe yazısı.
Tartışma programlarında yüksek perdeden atıp tutuluyor, 'Türkiye'nin sanayisi mi var?' diye. Bursa'daki otomobil fabrikalarında çalışan babalar, vardiya sonunda işlerinden çıkıp, evlerine, ailelerine gidebiliyorlarsa, benim için vardır.
Geçtiğimiz aylarda hatırlarsınız Almanya'ya Türk göçünün 50. yılı 'kutlandı'. Bu göçün mağdurlarından biri olduğum için kutlandı kelimesini tırnak içine aldım. Türk işçileri 1960'lardan başlayarak BMW'de, Mercedes'de, Ford'da, Audi'di, Volkswagen'de, Opel'de kısaca Alman otomotiv sanayinin dünyaca ünlü bütün markalarında çalıştılar. Vardiya çıkışında evleri, aileleri yerine kendileri için yapılmış olan 'yurt'lara gittiler. Ülkelerinden uzakta, Alman otomotiv endüstrisinin en önemli katkı sağlayıcıları oldular. Hatta belki de savaş sonrasında özellikle otomotiv endüstrisinin katkısıyla bir 'ekonomiki mucize' gerçekleştiren Almanya'nın en önemli avantajı oldular.
Bugün başka bir dünyada yaşıyoruz. Gelişmiş ülkelerde üretim yapmak eskisi kadar karlı değil. Almanların premium markaları dışarıda tutulduğunda dünyanın önde gelen bütün markaları üretimlerini kendi ülkelerinin dışına taşıyor.
OTOMOTİV SANAYİ GÖÇMEN KUŞ GİBİ
Türkiye'de 'sanayi mi var' diye sorarak, 100 bin kişinin doğrudan, milyona varan kişinin de dolaylı ekmek yediği bir sektörü görmezden gelmek için sahiden kör olmak gerekiyor.
Peki, Türkiye'de otomotiv sektörünün nasıl bir geleceği olacak? Öyle anlaşılıyor ki, giderek daha pahalı hale gelen büyük markalar üretimlerinin bir kısmı ülkelerinden kaçarken, Türkiye'ye de uğrayacak. Ama bu üretimler bizde ne kadar kalacaklar işte bu meçhul.
Geçen hafta Mitsubishi markası, Hollanda'daki üretim tesisini kapatacağını açıkladı. Bugün 1 Euro'ya satışa çıkarılan, 1500 kişinin çalıştığı bu fabrikanın bir zamanlar yıllık 350 bin adetlik bir kapasitesi vardı. Bu fabrika Mitsubishi, bugün Çinlilere ait olan İsveçli Volvo ve Hollanda hükümetinin ortaklığıyla 1991 yılında kurulmuş, aradan 10 yıl geçtikten sonra Japon üretici fabrikanın tamamını devralmıştı.
Otomotiv sektörüyle ilgili hayaller kurarken, özellikle büyük sermayenin bugün cazip bulduğu ülkeleri, yarın arkasına bakmadan terk edeceğini de hesaba katmak gerekiyor.
Bando mızıkayla karşılanan Türk işçileri sonra nasıl gönderilmek istendiyse, bugün cazip olduğu için yatırım ülkesi olabileceği ilan edilen Türkiye, yarın bu cazibesini yitirebilir.
Ülkesi dışında seveni pek olmayan Sarkozy bugün kendi markalarını Fransa'da tutmayı başaramıyor, düşünün.
Farkına varılıyor mu bilmiyorum ama, ülkemizin büyük yan sanayicileri de pahalı bulmaya başladıkları Türkiye'den sessiz sedasız daha ucuz olduğunu düşündükleri üçüncü dünya ülkelerine doğru yatırımlarını kaydırmaya başladılar. Türkiye'nin en büyük gücü, dünyanın önde gelen ve kaliteli tedarikçilere sahip olması.
Eldeki bir kuşu, daldaki iki kuş uğruna yuvadan kaçırmamak gerekir.