Trump'ın NATO Eleştirileri ve Avrupa'nın Durumu - Son Dakika
Son Dakika Logo

Trump'ın NATO Eleştirileri ve Avrupa'nın Durumu

02.04.2026 12:08

Trump, NATO'yu hedef alarak Avrupalı müttefikleri köşeye sıkıştırırken, savunma harcamalarını artırmaya zorluyor.

SETA Vakfı savunma araştırmacısı Rıfat Öncel, ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO ittifakına yönelik eleştirilerini ve ABD- İsrail ile İran arasındaki savaşta Avrupa ülkelerinin konumunu AA Analiz için kaleme aldı.

***

ABD'nin İsrail ile birlikte İran'a karşı başlattığı savaş sürerken, ABD Başkanı Donald Trump, NATO'yu gündeme getirerek Avrupalı müttefiklere yönelik yeniden sert bir söylem benimsedi. Göreve geldiği Ocak 2025'ten bu yana Avrupa'yı sistematik biçimde köşeye sıkıştırmayı amaçlayan Trump, geçtiğimiz günlerde kıtayı "korkaklar" olarak nitelendirdi. Takip eden günlerde bu baskısını sürdüren Trump, ABD'nin olmadığı durumda NATO'nun bir "kağıttan kaplan" olduğunu söyledi. Bunun sebebi, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması amacıyla talep edilen askeri güç katkısının Avrupa ülkeleri tarafından reddedilmesiydi.

Avrupa savunmasını kendi çıkarlarından bağımsız biçimde finanse ettiğini, Avrupa'nın ise Amerikan çıkarlarına yeterince ortak olmadığını savunan ABD için bu durum transatlantik ayrışmayı yeniden tetikledi. Bu gelişmelerin ardından Trump, NATO'dan ayrılmayı değerlendirebileceğini, böyle bir karar alması halinde Kongre'nin de buna engel olamayacağını dile getirdi.

Derinleşen ayrışma

Avrupa'ya yönelik taahhütlerini azaltmak ve belki de sona erdirmek isteyen Trump, seçim kampanyası döneminde Avrupa ülkelerinin savunma harcamaları yetersizliğini gerekçe göstererek Rusya'nın bu ülkelere "istediği gibi davranabileceğini" ima eden açıklamalar yapmıştı. Göreve geldikten sonra da Avrupa'nın savunma harcamalarını hızla artırması için yoğun baskı uyguladı. Geçtiğimiz yılki NATO Zirvesi'nde, savunma harcamaları için gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYH) yüzde beşi düzeyinde son derece iddialı bir hedefi Avrupa'ya kabul ettirdi. Bu süreçte stratejik özerklik tartışmaları ve F-35 sistemleri üzerindeki güvenilirlik kaygılarına (kill-switch vb.) karşın kıtaya yönelik Amerikan silah satışları artış gösterdi.

Benzer biçimde, daha göreve gelmeden Ukrayna'ya ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'e karşı mesafeli ve sert bir tutum benimseyen Trump, Ukrayna-Rusya barış görüşmelerinin tıkanmasından çoğunlukla Vladimir Putin'i değil Zelenskiy'i sorumlu tuttu. Bu süreçte ABD, Ukrayna Savunma Temas Grubunun başkanlığını Avrupalılara devretti. Ukrayna'ya yönelik doğrudan yardımları askıya aldı ve dış finansmanla karşılanması koşuluna bağladı. ABD menşeli silahların Ukrayna'ya tedariki, bu çerçevede Avrupa finansmanıyla sürdürülmeye başlandı. İran'ın Rusya'ya ihraç ettiği dron savaşı doktrinine karşı Ukrayna'nın dört yılda kazandığı derin tecrübe nedeniyle, destek önerisiyle gelen Zelenskiy ise Trump tarafından "yardım isteyeceğim son kişi" olarak reddedildi.

Eylem düzeyinde de Trump yönetimi hareketsiz kalmadı ancak Kongre fren işlevi gördü. Geçtiğimiz yıl Avrupa'daki Amerikan asker sayısı azaltıldı, tatbikatlara katılan personel ve platform katkısı daraltıldı. Napoli, Norfolk ve Brunssum'daki Müttefik Müşterek Kuvvet Komutanlıklarının liderliği sırasıyla İtalya, Birleşik Krallık ve Almanya-Polonya ikilisine bırakıldı. Bunun yanı sıra, NATO'nun kurulduğu günden bu yana kesintisiz biçimde bir Amerikan generale emanet edilen Avrupa Müttefik Kuvvetler Yüksek Komutanı (SACEUR) pozisyonunun Avrupalı bir komutana devredilmesi tartışmaya açıldı. Aralık 2025'te Kongre bu girişimi ve Avrupa'da konuşlu Amerikan askeri sayısının 76 binin altına düşmesini, Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'na hükümler koyarak engelledi.

ABD/İsrail-İran Savaşı'nın farklı denklemi

ABD ile Avrupa arasındaki geleneksel yük paylaşımı tartışmasında Avrupa'nın eli tarihsel olarak zayıf oldu. Kıtada konuşlanmış yaklaşık 100 bin askeri ve genişletilmiş nükleer caydırıcılık kapasitesiyle ABD, Avrupa güvenliği için kısa ve orta vadede vazgeçilmez bir konumda bulunmayı sürdürüyor. Ancak bu denklem İran Savaşı'nda aynı durumda değil. Bu savaşta ABD'nin lojistik ve operasyonel sürdürülebilirliği Avrupa müttefiklerine önemli bir bağımlılık gösteriyor ve müttefikler bu katkıyı iç kamuoylarındaki çeşitli tepkilere rağmen sürdürüyor.

Savaşın başından bu yana, kimi stratejik kimi sembolik ağırlıkta somut gelişmeler yaşanması bu durumu doğrular niteliktedir. Örneğin, savaş sırasında yaralanan 19 Amerikan askeri, Suudi Arabistan ve Umman üzerinden Almanya'daki Ramstein Hava Üssü yakınında yer alan Landstuhl sağlık tesisine nakledildi. ABD'nin kendi toprakları dışındaki en donanımlı tıbbi merkezi olarak bilinen bu tesis, savaş öncesinde seferber edilmişti. Muharip operasyonlara izin vermeyen Almanya'nın aksine, Birleşik Krallık RAF Fairford Üssü'nü ABD'nin İran saldırıları için kullanıma açtı. Bu üsten kalkan Amerikan B-1 ve B-52 bombardıman uçaklarının İran askeri tesislerini ve fırlatma rampalarını vurması, Londra tarafından bölgedeki Britanya vatandaşlarının korunmasına yönelik "savunma amaçlı" bir eylem olarak tanımlanmak durumunda kaldı. İtalya'nın Sicilya adasında bulunan Sigonella Deniz Hava Üssü'nden havalanan uzun menzilli MQ-4C insansız hava araçları, Hark Adası ve Buşehr'e uzanan coğrafyada istihbarat toplama görevleri icra etti. İran operasyonlarında kullanılan temel platformlardan biri olan USS Gerald Ford uçak gemisi ise hem operasyonlar öncesinde hem de gemide çıkan yangının ardından bakım ve onarım için Girit'teki Souda Körfezi donanma üssüne yanaştı.

RAF Fairford hariç söz konusu üslerin tamamı, Soğuk Savaş'ın ilk yıllarında coğrafi konumlarının sağladığı avantaj ve iklim koşulları gözetilerek inşa edilmiş, temel işlevleri ABD/NATO operasyonlarına destek olarak tasarlanmıştı. Fairford ise daha erken bir dönemde, İkinci Dünya Savaşı'na müdahil olan ABD kuvvetlerinin kıtaya intikalini kolaylaştırmak amacıyla kuruldu ve sonrasında muhtemel ABD ofansif operasyonları için bir ileri üslenme oluşturdu.

Dolayısıyla Trump'ın NATO sorgusu ve ayrılma ihtimaline yönelik açıklamaları, bu savunma mimarisinin ve Avrupa'nın ABD'ye sağladığı operasyonel değerin de sona erme riskini beraberinde getiriyor. İran Savaşı, NATO açısından açık biçimde alan dışı bir nitelik taşıdığından, NATO misyonları için inşa edilmiş bu üslerin bu amaçla kullanılması oldukça problemli bir durum teşkil ediyor. Bu nedenle bu üslere ev sahipliği yapan ülkelerde, istenmeyen bir savaşa sürüklenme ya da taraf olma kaygısı kaçınılmaz olarak gündeme geldi. Bu durum, siyasi iktidarlara baskı yaratan bir unsura dönüştü. Ayrıca, bu gelişmeler söz konusu ülkelerin İran ile olan ikili ilişkilerinin doğal olarak yıpranmasına sebep oldu.

ABD'nin gerçekten ittifaktan çekildiği bir senaryoda, Amerikan güvenlik garantisinin ortadan kalkmasıyla birlikte bu üslerin kapanması ya da önemli ölçüde küçülmeleri beklenecektir. Daha da önemlisi, tehdit algılamadıkları ülkelere karşı kendi topraklarının saldırı platformu olarak kullanılmasına razı olmaları mevcut koşullarda bile güç olan ülkelerin bu tutumu, NATO'suz bir ortamda sürdürmeleri pek mümkün değildir.

Sonuç olarak NATO'nun aslında, ABD'nin İsrail ile birlikte İran'a karşı başlattığı saldırıyla bir alakası bulunmuyor. Bahsedilen üslerin kullanımına verilen izinler de NATO kapsamında değil, ilgili ülkelerin egemen kararlarından doğdu. Kısacası Trump, NATO'dan çıkma tehdidinde bulunurken aslında ittifak sayesinde inşa edilen ve varlığını sürdüren kritik üs ve tesislerden savaşın lojistiğini gerçekleştirdiğini görmezden geliyor.

Trump NATO'yu neden hedef alıyor?

Bu hususlara rağmen Trump tarafında bitmeyen NATO eleştirisinin mantığı sorgulanabilir. Burada "ABD, Avrupa desteği olmaksızın yalnızca Körfez'deki üs altyapısı ve uçak gemilerine dayanarak mevcut saldırılarını sürdürebilir miydi?" sorusu akıllara geliyor. İki husus bunun ne derecede zor olduğunu gösteriyor. Birincisi, ABD tarafından bölgede kullanılan birçok üssün İran saldırılarına karşı çok daha korunmasız olmasıdır. Bu durumun getirdiği zayıflık, İran'ın karşı saldırıları sonucunda ABD'ye ait THAAD hava savunma sistemi, E-3 Sentry erken uyarı ve kontrol uçağı ile KC-135 tanker uçakları gibi kritik silah sistemlerini vurabilmesinde görülmüştür. Bu tarz sistemlerin kaybı hem ofansif hem savunma kabiliyetleri bakımından ciddi ölçekte bir zarar anlamına gelmektedir. İkincisi, ABD silahlı kuvvetlerinin lojistik ihtiyacının karşılanabilmesi için Avrupa yerini korumaktadır. Diğer taraftan Türkiye'nin NATO içerisinde artan ağırlığı da dikkat çekicidir.

Dolayısıyla, Trump'ın giderek sertleşen NATO eleştirileri belki de ittifaktan ayrılmaktan ziyade onun yasal temeli olan 1949 tarihli Kuzey Atlantik Antlaşmasını değiştirmek ve ittifakı ABD'nin ikili ilişkileri bağlamında yeniden şekillendirme arayışında yatmaktadır. Son günlerde medyaya yansıyan ve yeterli savunma harcaması yapmayan ülkelerin NATO karar alma mekanizmalarından dışlanacağı yönündeki iddialar bu doğrultuda atılabilecek ilk adımlardan birinin sinyalini vermiştir.

[Rıfat Öncel, SETA Vakfı'nda savunma araştırmacısı ve ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktora adayıdır.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Kaynak: AA

Son Dakika Güncel Trump'ın NATO Eleştirileri ve Avrupa'nın Durumu - Son Dakika

Sizin düşünceleriniz neler ?

    SonDakika.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve sondakika.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.

Advertisement