Başbakan Erdoğan: AB'nin Sesini Ben Duymadığıma Göre Herhalde Dünya da Duymamıştır
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son 11 yılda yaptıkları reformlarla, ekonomide sağladıkları gelişmelerle Türkiye'nin kaçılan bir ülke değil, dönülen ya da gelinen bir ülke olduğunu belirterek, "12 Eylül döneminde ülkesini terk etmek zorunda kalan sanatçılarımız ve düşünürler artık tek tek ülkelerine dönüyorlar" diye konuştu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, son 11 yılda yaptıkları reformlarla, ekonomide sağladıkları gelişmelerle Türkiye'nin kaçılan bir ülke değil, dönülen ya da gelinen bir ülke olduğunu belirterek, "12 Eylül döneminde ülkesini terk etmek zorunda kalan sanatçılarımız ve düşünürler artık tek tek ülkelerine dönüyorlar" diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, Ankara Palas'ta düzenlenen, Türkiye -AB Arasında Vize Serbestisi Diyaloğu ve Geri Kabul Anlaşması'nın Ankara Palas'taki imza törenine katıldı.
Törende konuşan Erdoğan, "3-3,5 yıllık sürecin sonunda vizesiz Avrupa seyahati başlamış olacak. Bu yeni sürecin Türkiye ve AB için hayırlı olmasını diliyorum" dedi.
Erdoğan, "Türkiye ile AB ilişkilerinde gerçek anlamda bir milat" değerlendirmesinde bulunurken şunları kaydetti:
"Bugün 16 Aralık 2013. Türkiye ile AB ilişkilerinde gerçek anlamda bir milat oluşturuyor. AB ile ilişkilerimizde 3 Kasım 2002 tarihi bir milattı. Hükümetimizin iş başına gelmesiyle yeni bir süreç başlamıştı. 17 Aralık 2004, o da bizim için gerçekten çok çok anlamlıydı ve 3 Ekim 2005 tarih aynı şekilde çok önemli dönüm noktalarını teşkil etti. Bugün de tıpkı bu tarihler gibi hem bir milat özelliğini taşıyor hem de Türkiye-AB ilişkilerinde artık yeni bir süreç başlıyor.
Bugün AB ile attığımız karşılıklı imzalarla, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına artık vizesiz Avrupa'nın kapıları açılıyor. Tabi önümüzde belli bir süreç daha var. Uzun bir mücadelenin, kararlı bir mücadeke ve müzakere sürecinin ardından, Türkiye'nin hassasiyetlerini de dikkate alan bir yol haritası üzerinde mutabık kalındı. Türkiye daha önce verdiği söz gereğince Geri Kabul Anlaşmasını imzaladı. Üç, üç buçuk yıllık bir sürecin sonunda da artık vatandaşlarımıza tam anlamıyla vizesiz Avrupa seyahati başlamış olacak."
-"TÜRKİYE DÖNÜLEN BİR ÜLKE OLDU"-
Bu sürecin Türkiye ve AB için hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, İçişleri, AB ve Dışişleri Bakanlıkları ile sürece katkısı olanlara da teşekkür etti.
"AB'de sanki vizeler kalkarsa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Avrupa'ya akın edecekmiş gibi bir hava oluşturuluyor" diyen Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
"AB ülkelerine vize uygulaması 12 Eylül 1980 sonrasında darbe rejiminin, Türkiye'den çıkışları öncelemek amacıyla talep ettiği bir uygulamaydı. Özellikle ülkemizdeki aydın ve sanatçıların 12 Eylül'ün baskısından, hukuksuzluklarından kaçmasını önlemek için vize engeli konulmuştu. Bugün böyle bir kaçışı gerektirecek bir durum kalmadı. Bunlar artı bizim için tarih oldu. Son 11 yılda yaptığımız reformlarla, ekonomide sağladığımız gelişmelerle Türkiye kaçılan bir ülke değil, dönülen ya da gelinen bir ülke oldu. 12 Eylül döneminde ülkesini terk etmek zorunda kalan sanatçılarımız ve düşünürler artık tek tek ülkelerine dönüyorlar. 1990'lar ve 2000'li yıllarda maalesef gençlerimiz başörtüsü ya da katsayı engeli nedeniyle Türkiye'den gitmek istiyordu, artık bunu da ortadan kaldırmış olduk. Öğrencilerimiz artık kendi ülkelerinde hatta kendi şehirlerinde, özgürce okuyabiliyor. Artık üniversitesi olmayan şehrimiz yok. Hatta yurtdışında yabancı öğrenciler Türkiye
Üniversitesini tercih ediyorlar."
-"TÜRKİYE YURTDIŞINDAN GÖÇ ALIYOR"-
Türkiye'deki ekonomik büyümenin etkisiyle çok daha az insanın ekmek parası kazanmak için yurt dışına çıkmayı, gurbete gitmeyi bir seçenek olarak gördüğünü aktaran Erdoğan, "11 yılda, 7 milyona yakın kişiye istihdam ürettik. Küresel ekonomik krizde bazı Avrupa Birliği ülkeleri rekor seviyede işsizlik oranlarını görürken, 6 milyon kişi işsiz kalırken, biz rekor seviyede düşük işsizlik sayılarına ulaştık. Türkiye artık iş göçü veren değil yurtdışından bu anlamda göç alan bir ülke" dedi.
Türkiye'de son 11 yılda seyahat kültürünün çok yaygınlaştığına işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:
"2003 yılında 103 ülkeye uçan Türk Hava Yolları şu anda 236 noktaya uçuş yapabiliyor. 10 yılda, 10 milyondan fazla vatandaşımız ilk kez uçağa bindi. 2003'de 34 buçuk milyon kişi olan toplam yolcu sayısı, 2012 sonunda 131 milyona ulaştı, bu yılın sonunda da 152 milyonu aşması bekleniyor. Bu sayının yarısı, yani 75 milyon kişilik kısmı yurt dışı uçuş yapanlardan oluşuyor.
Şunu memnuniyetle ve gururla ifade etmeliyim ki, Türkiye'den yurtdışına gidenler eskisi gibi baskılardan kaçmak veya iş bulabilmek, yasaklardan kurtulup, üniversitelerde okumak için değil, iş kurmak, yatırım yapmak, dünya üzerinde mazlum halklar varsa onlara yardım için koşuşturuyor. Biz de bu süreçleri kolaylaştırmak, işadamlarımızın, yatırımcı ve ihracatçılarımızın, yardım kuruluşlarımızın yurt dışına daha kolay gidebilmelerini sağlayabilmek için her seviyede yol açıcı bir politika izliyoruz.
2002'de vatandaşlarımız 42 ülkeye vizesiz seyahat ediyordu, biz bu sayıyı 69'a çıkardık. İşte en son Rusya ile vizeleri kaldırdık. Hiçbir sorun yaşamadık ve yaşamıyoruz. AB ile vizeler kalktığında kimsenin endişesi olmasın. Ne Türkiye ne AB üyesi ülkeler bundan en küçük bir sorun yaşamayacaklardır. Tam tersine vizeler katlığında İş adamlarımız, sanatçılarımız, sporcularımız, STK'larımız daha rahat seyahat edecekler, bu da AB'ye çok önemli katkılar sağlayacaktır, AB'den de gerekenleri yapmasını bekliyoruz."
-"3,5 YIL ÇOK FAZLA"-
Başbakan Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye yük olmayacağını vurgularken "Benim her zaman bir ifadem var; yük olmaya değil, yük almaya geliyoruz. Türkiye ile AB arasındaki vize engeli çok daha önce kaldırılmış olmalıydı. Türkiye diğer adaylar gibi bu imkandan yararlandırılmalıydı. Bu konudaki görüşlerimizi bütün AB temaslarında dile getirdik. Türkiye'deki bütün olumlu gelişmelere rağmen bugüne kadar vizelerin kalkmamış olması açıkçası Türkiye'den çok, AB'ye zarar veren, maliyet yükleyen bir süreç olmuştur. Biz üç buçuk yılın da çok fazla olduğuna inanıyoruz. Bu sürecin de kısaltılmasından yanayız. Biz üzerimize düşeni bu süreçte yoğun bir çalışmayla yapacağız. Öyle tahmin ediyorum ki; vize diyalogu sürecinin imkanlar ölçüsünde daha kısa zamanda tamamlanması için bu adımları atmamızda çok büyük faydalar var. Hükümet olarak endişeniz olmasın biz üzerimize düşeni yapacağız" ifadelerini kullandı.
-"BEN SÜRECİ HER ZAMAN CEBİMDE TAŞIYORUM"-
Türkiye-AB ilişkilerinin bir süredir ivme kaybına uğradığına dikkat çeken Erdoğan, bu ivme kaybının Türkiye tarafından kaynaklanmadığının iyi bilindiğini belirtti. Son dönemde 22. faslın müzakereye açılmasının ve bugün atılan imzaların müzakere sürecine yeni bir heyecan getirdiğini söyleyen Erdoğan, "Şimdi Ocak ayındaki bir temasla AB sürecimize daha fazla ivme ve heyecan kazandıracağız. Her Bakanlar Kurulu toplantımızın değişmez bir maddesi vardır; AB süreciyle alakalıdır. 15 gün içinde ne yaptınız, gelecek 15 gün ne yapacaksınız. Ben süreci her zaman cebimde taşıyorum. Şu ana kadar neler halloldu, hangileri görüşülmekte, hangileri hallolmuyor, yanımda taşıyorum. Bunu bir an önce halletmemiz gerekiyor. 22 Ocak'ta Brüksel'e resmi ziyaret gerçekleştiriyoruz, önemli görüşmelerimiz olacak. 27-28 Ocak tarihlerinde de Fransa Cumhurbaşkanı Türkiye'ye bir ziyarette bulunacak. İnanıyorum ki bu trafik yeni ziyaret ve temaslarla devam edecek ve 2014 yılı Türkiye-AB ilişkileri açısından inşallah farklı bir yıl olacak" dedi.
-"AB SUSKUN YA DA ETKİSİZ KALMAYI TERCİH ETMEMELİYDİ"-
Erdoğan, Türkiye çevresinde yaşanan özellikle siyasi ve ekonomik krizlerin Türkiye'nin bölgesel ve küresel önemini teyit ettiğinin altını çizerken, "Küresel finans krizinde Türkiye'nin ekonomisi son derece sağlam, dayanıklı, dirençli bir duruş sergiledi. Türkiye ekonomisinin ilk 9 aylık büyüme ortalaması yüzde 4 olarak gerçekleşti ki bunun AB ortalaması üzerinde olduğunu hatırlatmak isterim. Türkiye'nin IMF'e borcu yok, şimdi 5 milyar dolar borç verecek durumdayız" diye konuştu.
"Öte yandan bölgemizdeki siyasi çalkantılar karşısında da son derece net, ilkeli bir tavır belirliyoruz. Mısır'da çok güçlü bir şekilde demokrasiyi savunduk" diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Sandık yoluyla gelmiş bir yönetimin, ancak ve ancak sandık yoluyla gidebileceğini vurguladık ve askeri darbeyi şiddetle kınadık, eleştirdik. Suriye meselesine aynı şekilde tamamen insani nazarla bakıyoruz. 150 binden fazla masum insanın hayatını kaybettiği Suriye'de şuanda her gün onar onar çocuklar ölüyor. Bazen bu sayı yüzleri buluyor. Üstelik çocuklar artık kurşunlardan değil, açlık ve soğuktan dolayı hayatını kaybediyor. Filistin'de, Gazze'de insani dram her geçen gün farklı bir boyut kazanıyor. İdam cezasının olmadığı AB'nin özellikle Bangladeş'teki idam uygulamasına karşı sesini çok daha yükseltmesini beklerdik. Ama maalesef sesini ben duymadığıma göre herhalde dünya da duymamıştır. Bu konudaki hassasiyet de çok çok önemliydi.
Ambargo altında zor günler geçiren Gazze bir de sel baskınlarına karşı ayakta durma mücadelesi veriyor. Her ülkede, her coğrafyada Türkiye olarak sadece hakkı, hukuku, adaleti ve vicdanı savunuyoruz. AB bu saydığım meselelerde suskun ya da etkisiz kalmayı tercih etmemeliydi. Türkiye bu meselelerde evrensel insani değerleri en güçlü şekilde savunuyor ve savunmaya devam edecek.
Sadece son dönemde yaşanan olaylar AB'nin Türkiye'ye olan ihtiyacını ne şekilde ispat etmiştir. Türkiye'nin AB'nin ekonomisine, birlikte yaşama kültürüne, siyasetine özellikle de dış politikasına çok çok önemli katkılar sağlayacak bir ülkedir. Yaşanan acı hadiselerden ders çıkararak AB'nin içinde Türkiye hakkında tartışmaların, özelikle de ön yargıların, engellemelerin tekrar gözden geçirilmesi en büyük arzumuzdur. AB'nin içindeki tüm dostlarımızdan bu çabayı bekliyoruz."