Chp'li Loğoğlu: Hükümete Güvenmiyoruz
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu, Irak Tezkeresine parti olarak olumlu oy kullanacaklarını ifade ederken, "Suriye Tezkeresine savaş tezkeresi olduğu için karşı çıktık."
CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu, Irak Tezkeresine parti olarak olumlu oy kullanacaklarını ifade ederken, "Suriye Tezkeresine savaş tezkeresi olduğu için karşı çıktık. Irak tezkeresi ise savaş tezkeresi değildir. Hükümete güvenmiyoruz" dedi.
Irak Tezkeresine ilişkin Meclis Genel Kurulu'nda partisinin görüşlerini açıklayan Loğoğlu, AK Parti'nin terörle mücadelede çelişki içinde olduğunu söyledi. Loğoğlu, "Önümüzdeki tezkere metni geçen yıl kabul edilen tezkere metni ile aynıdır. PKK terör örgütü olarak gösterilirken tezkere metninde, örgüt ile hükümetin uzlaşı arayışı içinde olduğunu unutmayalım. Tezkerenin geçen yıl oylandığı koşullar ile bugünkü koşullar aynı değildir, sanki hükümet koşullar değişmemiş gibi aynı gerekçelerle aynı yetkiyi istemektedir. PKK'nın isteklerine boyun eğen AKP hükümeti değil midir? Soruları daha da uzatabiliriz ancak meramımız açıktır. AKP köklü reformlar yerine halkımızı ayrıntılarla oyalamaktadır" dedi. PKK'nın bölgede sürekli güçlendiğinin altını çizen Loğoğlu, tezkereye parti olarak destek vereceklerini belirterek şöyle devam etti:
"Terörle mücadelede başarılı olunsaydı Türkiye, bugün, daha huzurlu ve güvenli bir ortamda olmaz mıydı? AKP'nin Suriye politikası, komşudaki şiddet ve istikrarsızlığı derinleştirmek yerine, barışı teşvik eden, taraflara eşit mesafede duran bir çizgide olsaydı Suriye, bugün, bizim için bir tehdit ve terör eylemlerinin kaynağı olur muydu? Bağdat Hükûmeti ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi'yle ilişkilerde daha dengeli ve gerçekçi bir yaklaşım izlenseydi PKK hâlâ Kandil'de olabilir miydi?
Bunlar neden olmamıştır? Çünkü, Adalet ve Kalkınma Partisi, barıştan, uzlaşıdan ve istikrardan yana bir politika izlememiştir; tam aksine, mezhep eksenli, istikrar üretmeyen, askerî güç kullanılmasından yana olan bir söylem ve tutum sergilemiştir. Komşu ve çevre ülkelerin iç işlerine karışmış, bu ülkelerin liderlerine akıl hocalığı rolüne soyunmuş düzen kurucu Türkiye iddiası ve üstten bakan buyurgan bir üslupla tüm ilişkilerimizi gererek kopma noktasına getirmiştir. Başka bir ifadeyle, AKP Türkiye'yi yalnızlaştırmıştır ve neticede AKP, ülkemizi, cumhuriyet tarihinde hiç maruz kalmadığı kadar yeni tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya bırakmıştır. Bu tehdit ve tehlikeler sadece Irak ve Suriye'yle de ilgili değildir; İran, Rusya, Ermenistan, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle de sorun ve sıkıntılar yaşamaktayız. Kaldı ki, bu gelişmeler, ülkemizin sadece güvenliğiyle de sınırlı olmayıp ekonomik, ticari, kültürel ve toplumsal itibar ve çıkarlarımızı da olumsuz etkilemektedir. Yurt dışındaki firmalarımız ayrımcılığa uğramakta, dış ticaretimizde kara ve deniz nakliyatını aksatan engellerle karşılaşılmakta, o ülkelerde yaşayan ve görev yapan vatandaşlarımız saldırılara uğramakta, pilotlarımız kaçırılmakta, televizyon dizilerimiz gösteriden kaldırılmaktadır.
Bağdat Yönetimi'nin, olumsuz bir müdahale olarak algıladığı AKP politikalarının faturasını iş adamlarımız ve dolayısıyla halkımız ödemektedir; ekonomik ve ticari çıkarlarımız zarar görmektedir. Bağdat'ın önümüzdeki yıllarda yapmayı planladığı yarım trilyon dolar tutarındaki altyapı projelerinden eğer Türk firmaları dışlanacak olursa bunun müsebbibi ve sorumlusu AKP olmayacaksa kim olacaktır? Benzeri mülahazalar Suriye, Mısır ve Libya için de geçerlidir. Türk firmaları kaybettikçe Türkiye kaybetmektedir. Arap ülkeleri Türkiye'de yatırım yapmaktan vazgeçmektedirler. Bu itibarla, Hükûmetin bu tür tezkerelerle karşımıza çıkması, yaptığı yanlışlara yüce Meclisi ortak kılmaktan başka bir amaç gütmemektedir ve bu tezkereler dış politika bakımından mutlaka düzeltilmesi gereken köklü yanlışlar ve eksikliklerin varlığına işaret etmektedir. Tezkereler, tükenmiş bir AKP'nin imdat çağrılarıdır.
Tezkerenin gerekçesine baktığımızda tespit ettiğimiz çarpıcı ana gerçek ise şudur: AKP Hükûmeti, terörle mücadele gibi çok sağlıklı okunması gereken hayati bir konuda dahi derin kaygı verici bir çelişki içinde olup niyet ve hedefleri bakımından bize güven vermemektedir. Önümüzdeki tezkere metni geçen yıl kabul edilen tezkere metniyle aynıdır. Zira, tezkerenin gerekçesinde PKK bir terör örgütü olarak, mücadele edilmesi gereken bir oluşum olarak gösterilirken, Hükûmetin aynı örgütle şu anda dahi müzakere masasında uzlaşı aramakta olduğunu da unutmayalım.
Diğer bir deyişle, geçtiğimiz yıl içinde AKP'nin PKK terör örgütüyle ilişkilerinin köklü bir dönüşüme uğradığı gerçeği tezkerede yok sayılmaktadır, tezkerede bundan bahis yoktur. Oysa, bugünkü koşullar ile tezkerenin geçen yıl oylandığı ortamda geçerli olan koşullar arasında hiçbir benzerlik kalmamıştır. Köprülerin altından çok sular akmış, buna rağmen Hükûmet sanki koşullar hiç değişmemiş gibi aynı gerekçelerle aynı yetkiyi istemektedir.
Şimdi, soruyoruz: Son bir yıldır PKK'yla pazarlık ve müzakereler yürüten AKP değil midir? Yabancı ülkeler bile PKK'yı terör örgütü olarak tanımlamaya devam ederlerken PKK'ya geri dönülmez biçimde meşruiyet kazandıran AKP değil midir? Türkiye'nin geleceğinin yüce Meclis'te belirlenmesi gerekirken bütün uyarılarımıza rağmen bunu İmralı ve Kandil'de ana muhatap olarak aldıkları PKK unsurlarıyla kapalı kapılar ardında tasarlamaya çalışan AKP iktidarı değil midir? Halkın önemli kesimlerinin rahatsızlık ve itirazlarına rağmen içeriği paylaşılmayan görüşmelerde PKK'nın isteklerine boyun eğen AKP Hükûmeti değil midir? AKP tarafından yerine getirilmeyen vaatlerle defalarca aldatılan Kürt yurttaşlarımıza bu büyük bir haksızlık değil midir?"
-"BİZİM DERDİMİZ TÜRKİYE'DİR"-
Bu konuda partisinin derdinin AK Parti olmadığının altını çizen Loğoğlu, "Bizim derdimiz Türkiye'dir, halkımızdır, ülkemiz ve halkımızın esenliğidir. CHP olarak, çözüm sürecinin bilinmeyen, kaygı uyandıran yönlerine karşın yine de halkımızın içine sindirebileceği bir sonuca ulaşması hâlinde ülkemizin bu süreçten kazançlı çıkacağını değerlendiriyoruz" diyerek sözlerine şöyle devam etti:
"Kan akışının durmasını memnuniyetle karşılıyoruz; bunun kalıcı hâle gelmesini istiyoruz. Çözüm sürecinin şeffaf ve samimi olması hâlinde daha verimli ve sağlıklı olacağını düşünüyoruz ancak AKP'nin, Meclisi ve kamuoyunu dışlamasını, bilgi vermekten kaçınmasını, sadece PKK'yı muhatap almasını, sürecin, Kürt yurttaşlarımızla birlikte toplumun değil, PKK'nın belirlediği yol ve yöntemlerle sürdürülmesini de doğru bulmuyoruz. Kürt yurttaşlarımızın görüşleri bilindiği hâlde AKP niçin hâlâ sadece PKK'yla görüşmektedir. Bugün geldiğimiz aşamada AKP'yle PKK arasında ciddi sıkıntılar yaşanmakta olduğu izlenimini edinmekteyiz. PKK ve AKP birbirlerini, karşılıklı taahhütlerini yerine getirmemekle itham etmekte ve suçlamaktadırlar. Kandil, öteden beri Hükûmete yönelttiği tehditlerini şimdi daha yüksek perdeden dillendirmektedir ancak bu tehditler karşısında AKP hep sessiz kalmakta, çözüm kararlılığını sürdüreceği havasını vermeye çalışmaktadır ancak bugün AKP'nin çelişkileri artık gizlenemeyecek çıplaklıkla gözler önündedir.
PKK hiçbir zaman terör ve şiddetten vazgeçtiğini ilan etmemiştir. PKK silah bırakacağını açıklamamıştır. Tam tersine, AKP'nin izlediği politikalar ve sağladığı kolaylıklar sayesinde PKK bugün Kandil'de daha güçlü hâle gelmiştir. Hükûmete yeni buyruklar yağdırırken PKK bir yandan da dinlenme ve yeni stratejiler geliştirme fırsatını bulmuş, saflarına yeni unsurlar katma faaliyetine aralıksız devam etmiştir. PKK uluslararası kamuoyunda da sanki barış için çalışan, meşruiyet sahibi bir örgüt olduğu izlenimini yaratma peşindedir.
PKK bugün silahlı gücüyle, AKP'nin bahşettiği meşruiyet kılıfıyla ve çözüm sürecindeki sözde tıkanıklıklar nedeniyle kendini daha güçlü, etkili ve belirleyici bir konumda görmektedir. PKK terör tehdidi objektif anlamda azalmamış, bilakis artmıştır. Grubumuz bu temel gerçeğin farkındadır, AKP'li arkadaşlar dinlerse onlar da farkına varırlar. Öte yandan, çözüm sürecinin gerçek mahiyetini hâlâ bilmiyoruz. AKP ile PKK arasındaki pazarlıkları ve bunları hayata geçirilme takvim ve yöntemleri hakkında bilgi sahibi değiliz. Mevcut karşılıklı duruşların yani AKP ile PKK'nın karşılıklı duruşlarının bir danışıklı dövüş olup olmadığını, AKP ile PKK arasında mutabık kalınmış bir senaryonun parçası olup olmadığını da bilmiyoruz, bunları da saklı tutuyoruz. Kürt yurttaşlarımızın sorunlarının demokratik ölçüler içinde çözülmesini, haklı beklentilerinin karşılanmasını ve toplumun tüm unsurları arasında dayanışma ve huzurun güçlenmesinin sağlanması, Cumhuriyet Halk Partisinin en temel hedeflerindendir.
Bu itibarla, AKP'nin bir yandan PKK'yla müzakere masasına oturup pazarlıklar yaparak Kürt yurttaşlarımızı umutlandırmasında fakat aynı anda PKK'yı terör örgütü olarak gösterip tezkereyle yetki istemesindeki çelişki ve tutarsızlığı kaygı verici buluyoruz. Biz AKP'den samimi olmasını, şeffaf olmasını, Kürt yurttaşlarımız ve tüm halkımıza karşı dürüst davranmasını istiyoruz. Kürt yurttaşlarımız da bilsinler ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak onların hak ve beklentilerini, evrensel değer ve standartlar sayesinde daima samimiyet ve ciddiyet içinde savunmayı sürdüreceğiz.
Ve onları ne AKP'ye ne PKK'ya mahkûm edeceğiz. Dolayısıyla, biz çözümün adresinin hep yüce Meclisimiz olduğunu savunuyoruz. Önerilerimiz ortadadır. Kardeşliğin, birlikteliğin, dayanışmanın yerinin Meclis olduğunu, toplumsal sözleşme imzasının İmralı'da değil, yüce Mecliste atılması gerektiğini söylüyoruz. CHP olarak ayrıca Kuzey Irak'taki PKK varlığının tezkereler ve operasyonlar yoluyla değil, Irak Hükûmeti ve Bölgesel Kürt Yönetimiyle iş birliği içinde sona erdirilmesinin daha sağlıklı bir yol olacağına inanıyoruz ve Hükûmete bu yola ağırlık vermesi için çağrıda bulunuyoruz.
Unutmayalım, bu yetkiyi elinde bulunduran Hükûmet daha önce ne yapmıştır? Terörle mücadele adına Uludere'de kendi vatandaşlarımızın canına kıymıştır. Uludere hâlâ kanayan, vicdanlarımızı sızlatan bir yaradır. Bunun hesabını verememiş olan bir Hükûmete nasıl inanır, nasıl güven duyabiliriz?
Terör saldırılarına karşı operasyonlar bir mücadele yöntemidir ama çözüm süreci değildir, çözüme yardımcı olan bir katkısı da ayrıca sorgulanabilir. PKK bu operasyonlardan, bu başarısızlıktan besleniyor, nemalanıyor, tehditlerini sürdürüyor. Faturayı kim ödüyor? Kürt yurttaşlarımız ve halkımız ödüyor. Bu adil değildir, doğru değildir.
Cumhuriyet Halk Partisi ilke partisidir. Suriye tezkeresine bir savaş tezkeresi olduğu için karşı çıktık. Ülkemizi gerektiğinde bir Suriye saldırısına karşı savunmak için tezkereye ihtiyaç olmadığına işaret ettik.
Irak tezkeresi ise ülkenin kuzeyinde yuvalanan ve Türkiye için ciddi tehdit oluşturmaya devam eden terör tehlikesine karşı sınır ötesinde mücadele için bir yetki talebidir, bir savaş tezkeresi değildir. Zamanı geldiğinde ve gerektiğinde terörle mücadele edilebilmesi için gerekli yetkiyi Hükûmete veren bir tezkeredir. Hükûmete güvenmiyoruz, bu yetkinin amaca uygun olarak kullanılacağı hususundaki ciddi kuşkularımız da devam etmektedir ancak Cumhuriyet Halk Partisi olarak Irak'ın kuzeyindeki PKK varlığını ülkemiz için hâlâ ciddi bir tehdit kaynağı olarak görmekteyiz. Terörle mücadeleyi destekliyoruz ve desteklemeye devam edeceğiz. Bu düşüncelerle tezkereye olumlu oy kullanacağız. Oyumuz, Silahlı Kuvvetlerimizin terörle mücadelede Anayasa gereklerine uygun olarak kullanılması ilkesine bağlılığımızı ifade etmektedir."