Davutoğlu, BM Genel Kuruluna Hitap Etti

Son Güncelleme:

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, "Zalime merhamet göstermek, zulüm gören halklara yapılabilecek en büyük kötülüktür" dedi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Birleşmiş Milletler'in (BM) büyük sorun teşkil eden konularda hareket etmekte etkisiz kaldığını belirterek, "Zalime merhamet göstermek, zulüm gören halklara yapılabilecek en büyük kötülüktür" dedi.


Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM Genel Kurulu'na hitap etti. Filistin sorunu hakkında konuşan Davutoğlu, "Filistin sorununda iki devletli çözüm formülüne olan desteğimizi birçok defa kuvvetle vurguladık ve bu yönde sayısız karar kabul ettik. Ancak Filistin'in bu yüce kurulda eşit bir üye olarak yer alacağı günü halen ümit etmekteyiz" diye konuştu. Davutoğlu, Yukarı Karabağ sorunuyla ilgili, "Keza, Yukarı Karabağ sorununa Azerbaycan'ın toprak bütünlüğü içinde bir çözüm bulunması ihtiyacını her defasında dile getiriyoruz. Ancak, son 20 yıl içinde bu yönde atılmış somut tek bir adım bile bulunmamaktadır" ifadelerini kullandı. Kıbrıs sorunundan da bahseden Davutoğlu, "Aynı şekilde, Kıbrıs sorunu yarım yüzyıldır çözümsüz kalmaya devam etmektedir. Uluslararası toplumun tümü tarafından desteklenen 2004 tarihli BM Çözüm Planı'nın üzerinden dahi yaklaşık 10 yıl geçmiş bulunmaktadır. Ancak, Kıbrıs Türkleri halen uluslararası bir tecride tabi tutulmakta ve BM Çözüm Planı'na verdikleri desteğin bir karşılığıymış gibi, haksız ve yasadışı bir ambargoya maruz kalmaktadırlar" şeklinde konuştu.


Terörizm sorununa değinen Davutoğlu, "Teröristler acımasızca saldırmaya ve masum insanların canlarını almaya devam ediyorlar. Buna rağmen, terörizm melanetine karşı halen etkin bir uluslararası işbirliği ve dayanışma gösterilememektedir. Bugün aynı zamanda, bazı devletlerde, devlet terörü uygulamakta ve bizzat korumak zorunda oldukları masum vatandaşlarının hayatlarına kıymakta, ancak bunun cezasıyla yüzleşmemektedirler. İnsan hayatının kutsal olduğuna gönülden inanmaktayız. Kim olursa ve nerede olursa olsun, yaşam her insan için en değerli haktır. Ancak, milyonlarca kişi, halen yoksulluk içinde ve baskı altında yaşamaktadırlar. Temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılan bu insanlar, kimseye reva göremeyeceğimiz en zor şartlarda hayatlarını sürdürmektedirler. Ortak vicdanımızı rahatlatmak için, her sene bu insanların çektikleri acıların hafifletilmesine yardımcı olacağımızı vaat ediyoruz. Ancak, sözlerimizin arkasında etkin eylemlerle duramıyoruz. Neticede, ebedi bir umut dünyasında yaşama devam ediyoruz. Zira biz insanoğulları, umudun çocuklarıyız. Bizim için her günün ağarması, her güneşin doğması ve her baharın yeşermesi umudun başlangıcını simgelemektedir. Bir başka deyişle, barışı arzuluyor, barışı idealleştiriyoruz. Bu, doğamızın gereğidir. İnsanlık bizden, uluslarımızın liderleri olarak, halklarımızı gerçek bir barışa doğru taşımamızı bekliyor. Ancak biz, temsil ettiğimiz halkların beklentilerini karşılamaktan çok geri kalıyoruz" diye konuştu. Davutoğlu BM Genel Kurulu'na şu soruları yöneltti:


"Eğer bir mülteci kampında veya dünyanın bazı yerlerinde olduğu gibi açık cezaevlerinde yaşayan çocuklara gelecek için bir umut ve huzur sunamayacaksak, gerçek barışa ulaşma şansımız nedir? Bir çocuk, bir mülteci kampında, sokaklarda veya mahallesinde aşırı yoksulluk ve zulümle dolu bir dünyaya gözlerini açtığında; bir anne-baba geride yıkılmış yuvalar, gözleri yaşlı yetimler ve dullar bıraktığında, bu insanların umutsuzluk ve karamsarlığa düşmesini nasıl önleyebiliriz? Suriye'de, Somali'de, Filistin'de, Afganistan'da, Myanmar'da ve başka bir çok yerde yaşayan insanların haklarını kendimizinkiyle eşit görmediğimiz takdirde, nasıl özgürlük ve adaletten bahsedebiliriz? Eğer temel insan hakları, siyasi güç hesapları için kurban ediliyor, hatta BM Güvenlik Konseyi'ndeki bazı ülkeler arasında pazarlık konusu yapılıyor ve feragat dahi edilebiliyorsa, evrensel insan hakları ve güvenlik nasıl sağlanabilir? BM'nin kurucularının bu örgütü oluştururken ortaya koydukları evrensel ilkeleri korumak için harekete geçmekte yetersiz kalıyorsak, BM bayrağının umudu temsil ettiğini ve insanlığın kaderinin koruyucusu olduğunu insanlara nasıl anlatabiliriz? Eğer, kuvvet kullanımı sınırsız bir araç olarak kabul edilirse; eğer, ayrım gözetmeden gerçekleştirilen saldırılar ve kolektif cezalandırma, Suriye'de her gün ve her gece olduğu gibi, gaddar rejimlerin elinde, kendi vatandaşlarına karşı kullandıkları bir silah haline gelirse; eğer, nerede olurlarsa olsunlar, masum insanların feryatlarını duymaz ve gereken adımları atmazsak ve eğer, bu zalim rejimleri adalete ve hukukun üstünlüğüne teslim olmaya zorlayamıyorsak, uluslararası barış ve güvenliği nasıl sürdürebiliriz?"


"Bu sınamaların üstesinde gelmek için yürüttüğümüz çalışmalarda etkisiz kalmaya devam ettiğimiz sürece, Birleşmiş Milletler'in kurucularının hayal ettikleri barış dolu bir dünya fikri hayata geçirilemeyecektir" diye devam eden Davutoğlu, Birleşmiş Milletler'in büyük sorun teşkil eden konularda hareket etmekte etkisiz kaldığını belirterek, "Unutmayalım ki, harekete geçmekteki aczimiz, şehirlerini, köylerini yıkmaya, vatandaşlarını katletmeye, medeni dünyayla ve Birleşmiş Milletlerle alay etmeye devam eden diktatörlerin ve yıkıcı rejimlerin elinde bir alete dönüşmektedir. İnsani bir krize çare bulmaktaki başarısızlığımız, ortak vicdanımızı zedeler. Ancak daha kötüsü, bu konudaki hareketsizliğimiz, neticede, diktatörleri ve saldırgan rejimleri kuvvetlendirir ve insanlığa karşı suçların işlendiği şer ittifaklarının oluşmasına yol açar" ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:


"Şu hususta hataya düşmeyelim; zalime merhamet göstermek, zulüm gören halklara yapılabilecek en büyük kötülüktür. Şimdi değilse, ne zaman birlik ve beraberlik içinde hareket edeceğiz? Birleşmiş Milletler değilse, kim bize önderlik edecek? Şayet biz değilsek, masum sivilleri koruma sorumluluğunu kim üstlenecek? ve biran için kendimizi bu insanların yerine koysak, gerçek bir geleceği nasıl hayal dahi edebiliriz?"


Davutoğlu, gelinen noktada, daha güçlü, daha aktif ve daha güvenilir bir BM'ye ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek, "Saygıdeğer delegeler; geldiğimiz noktada, güçlü, etkin ve güvenilebilir bir BM'ye ihtiyacımız olduğuna şüphe yoktur. Bu amaçla, uzun süredir ihmal edilen BM reformu konusuna artık el atmalı ve bu örgütü amacına uygun bir hale getirmeliyiz. BM'nin çalışma usulleri ve yapıları dünyanın bugünkü gerçekleriyle uyumlu değildir. Öncelikle, uluslararası barış ve güvenliğin muhafazasından sorumlu BM Güvenlik Konseyi'nin daha işlevsel ve temsil gücü yüksek bir niteliğe kavuşturulması gerekmektedir. Konsey, dünyanın gerçek ihtiyaçlarına cevap vermelidir. Güvenlik Konseyi'nin, önümüzdeki muazzam sınamalar karşısında etkin durabilmesinin tek yolu budur. Bu konuda vicdanlarınıza bu kadar açık bir şekilde seslenebiliyorum. Zira Türkiye'nin; Afganistan'dan Somali'ye, Suriye'den Yemen'e, Libya'dan Bosna'ya, EAGÜ'lerle işbirliğinden Medeniyetler İttifakı ve Barış için Arabuluculuk girişimlerine kadar, birçok konuda başarılı bir sicili bulunmaktadır" dedi. - NEWYORK

Kaynak: İHA