
Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde, 32 yıl önce çekilen 'Yusuf ile Kenan' filmindeki rolüyle 'En İyi Çocuk Oyuncu' ödülünü alan Cem Davran, ödülünü atanamayan öğretmenlere adamıştı. Ödül gecesinde yaptığı konuşmadan sonra Milli Eğitim Bakanlığı'ndan davet alan Davran, 3 Kasım'da, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'le görüşmeye hazırlanıyor...
32 yıl önce oynadığınız filmle, 'En İyi Çocuk Oyuncu Ödülü'nü almak nasıl bir duygu?
O dönem üç film sansürlendi, biri benim filmimdi. Ben filmi daha yeni izledim ve çok heyecanlandım. Çünkü o benim için; hem benim, hem de toplumun masumiyetini simgeleyen bir filmdir. Başrolünü oynadığım ilk filme yapılanlar beni çok üzüyordu. Neden yayınlanmadığına anlam veremiyordum. Ama şimdi bu ödülü aldığım için onur duyuyorum.
"İCAT ÇIKARMA BABA"
Çocuklarınız nasıl karşıladı bu ödülü?
Büyüğü 19, küçüğü 14 yaşında iki oğlum var. Onlara biraz manasız geldi tabii. Önce güldüler, çok fazla kale almadılar. Hatta "Antalya'ya beraber mi gitsek?" dedim, "İcat çıkarma baba" falan dediler.
Ödülü, atanamayan öğretmenlere adamak nereden aklınıza geldi?
Bir süredir atanamayan pek çok öğretmen bir şekilde bana ulaşıyordu. Ben de dertlerini dinledim ve çok haklı olduklarını gördüm. Ayrıca hikayeleri de yüreğime dokundu doğrusu. Seslerini duyurmaları lazım. Belki de bu yüzden beni seçtiler. Ben de, yaşamın bana sunduğu şansı onlara armağan ettim.
Peki, bunun geri dönüşü nasıl oldu? Sesinizi duyurabildiniz mi?
Ertesi gün Milli Eğitim Bakanı Ömer Çelik aradı beni. Uçağa binecektim, çok az konuşabildik. Sonra İstanbul'a dönünce ben tekrar arayıp randevu talep ettim. Sağ olsun, kendileri de beni Ankara'ya davet etti. Öğretmen temsilcileriyle beraber 3 Kasım'da bakanla görüşeceğiz.
UZLAŞMAKTAN YANAYIM
Kendisinden talebiniz ne olacak?
Öncelikle şunu söyleyeyim; ben de şu an bir öğretmen temsilcisi kadar konuya, rakamlara hakimim. Kısa vadede yapacağımız şeyler var. Devletin en yetkili ağzı, "Ağustos ayında 55 bin atama yapacağım" diyorsa ve bunu gerçekleştirmiyorsa, burada bir sorun var demektir. Bunu öğrenmek istiyoruz. Ben mümkün olduğunca konuşup uzlaşmaktan yanayım. Bu insanlara yazık olmasın; sadece haklarını istiyorlar. Ama ben zarar görmesinler ve konu popülize olmasın diye mümkün olduğunca sesimi az çıkarmaya çalışıyorum.
Aydın ve örnek bir sanatçı olmanın sorumluluğunu hissediyor musunuz?
Demokrasinin, özgürlüklerin henüz tam oturmadığı yerlerde; sanatçıların, edebiyatçıların, aydınların cümle kurmasında fayda vardır. Ama ben kendimi aydın olarak görmüyorum, yarım aydın bile değilim. Aydın olmak kolay mı? Ben sanatçı da değilim; aktörüm. Benim sanatçı dediklerimin yanında ben heyecanlanırım. Ben sadece ülkesini, milletini seven, iki çocuk büyüten biriyim. Yaşanan olaylara duyarsız kalamıyorum. Bunun, sanatçı olmamla doğrudan bir ilgisi yok.
BENDEN SONRA SUNUCU ÇIKMADI!
Altın Portakal'ın sunuculuğunu da siz yaptınız. Sunuculuk konusunda size gelen yoğun talebi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genç bir tiyatro oyuncusuyken de hep beni seçerlerdi. Televizyondan sonra 10-12 sene sürekli sunuculuk yaptım. Sunuculuk, tiyatro alt yapısı gerektiren bir şey ama her tiyatrocudan da sunucu çıkmıyor. Hatta bunu söylemek istemezdim ama benden sonra gelen kuşakta da sunuculuk yapan kimse görmüyorum. Biz birçok ustanın ardından geliyoruz ama benim ardımdan, alt jenerasyondan kimse gelmiyor. Bu işin organizasyonunu yapan arkadaşlarım bile bana, "Bir-iki kişi belirle, onları yetiştir. Çünkü senin bir alt jenerasyonunda, 25-30 yaşlarında sunucu yok" diyor bana.
"BUNDAN SONRA ZOR İŞ BULURSUN" DEDİLER
Çoğu sanatçı tuttuğu takımı bile söyleyemiyorken siz siyasi görüşünüzü bile açıkça söyleyebiliyorsunuz. Çekinmiyor musunuz?
Ben öyle biri değilim, şeffaf bir adamım. Attığım oyu bile söyleyen biriyim. Ben dünya görüşü olarak sola yatkınım. Ama 50 yıl önce sol kesime olan bakış açısı hâlâ devam ediyor maalesef. Solcunun inançsız olduğu sanılıyor ama ben öyle biri değilim. Benim sonsuz Allah ve din inancım vardır. Muhafazakar bir insan değilim ama inanarak yaşamayı çok seviyorum.
O konuşmayı yaptıktan sonra nasıl tepkiler aldınız?
O konuşmadan sonra "Abi sen Türkiye'de artık zor iş bulursun" diyen insanlar oldu. Neden böyle bir şey yapsınlar? Ben kötü bir şey söylemiyorum ki! Bu topraklarda bir şey düzelsin diye konuşuyorum. Ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz daha önemli. Nezaketle, sakınarak söyledim. Karşıdaki insanı yok sayarak konuşmazsan, dikkate alınırsın. Benim yöntemim bu. Bunu da herkese öneriyorum.
SONUÇTA BENİM ETİM NE BUDUM NE!
Yaptığınız konuşma çok dikkat çekti. Önceden hazırlanmış bir konuşma mıydı bu?
Hayır, tamamen spontane gelişti. Bende bu durumun duygusu vardı ama cümleleri yoktu. Oraya çıkarken "Ben 32 yıl sonra bir ödül alıyorum, atanamayan 20'li yaşlarında bir sürü öğretmen var; umarım onlar da 32 yıl beklemez" dedim ve yüreğimi saldım oraya.
Atanamayan öğretmenlerin sesi oldunuz. Bundan sonra sorunu olan herkes size gelirse ne yapacaksınız?
Zaten oluyor ama ben öyle bir tip değilim. Keşke herkes için bir şeyler yapabilsem ama benim etim ne, budum ne! Sinek gibi ezerler beni. Ben büyük bir cesaretle inandığım şeyi söylüyorum. Sonuçta ben Telli Baba değilim, elimden geleni yapıyorum. Yaptığım işlerle de toplumun sesi olabileceğime inanıyorum
Sabah : http://www.sabah.com.tr
Son Dakika › Magazin › Aydını Bırakın Yarı Aydın Bile Değilim - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.