
Rus-Türk İşadamları Birliği'nin (RTİB) düzenlendiği ve Nazım Hikmet Vakfı'nın desteklediği anma törenine Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi Aydın Sezgin, gazeteci-yazar Hıfzı Topuz, şair Ataol Behramoğlu ve ses sanatçısı Musa Eroğlu ile birlikte Moskova'da iş yapan ve yaşayan çok sayıda Türk vatandaşı katıldı.
Törenin açılış konuşmasını yapan Büyükelçi Sezgin, Nazım Hikmet'in mezarı başında ölümünün 48. yılında usta şairi hüzünle andıklarını belirterek, "İç burukluğum ömrüm boyunca, yurdumuzun, insanımızın ve Türkçemizin sevdalısı olmuş ölümsüz yapıtlarında bunları işlemiş Nazım Hikmet gibi dünya çapında bir şairimize reva gördüklerimizden kaynaklanıyor" dedi.
Tarihimizin o döneminde büyük hata işlendiğini ve tarihin bir anlamda hatalar yığını olduğunu söyleyen sezgin şöyle devam etti:
"Şimdi tarih önünde ve onun manevi huzurunda 'keşke bu hatalara düşmeyebilseydik' diyebiliyoruz. Biliyoruz ki onu mahpus edenler aslında kendilerini mahpus ettiler. Onu sürgüne zorlayanlar kendilerini sürgün etmiş oldular. O biraz önce de söylendiği gibi ülkesine hasret içinde öldü. Oysa bu kaderi hiç de hak etmemişti. Çünkü büyük bir hümanist olduğu kadar büyük bir yurtseverdi. Şiirleri bunun ret edilmez kanıtlarıdır. Neydi ona atfedilen suç? Bir ideolojiye bağlanmak, o ideolojiyi yeni bir toplum düzeni arayan Türkiye için benimsemek ve bu anlayışını ifade etmek. Oysa bağımsızlık mücadelemizin Cumhuriyetimizin kurucusu Ankara hükümeti o ideolojiyi yürürlüğe koyan Sovyetler Birliği ile bir dostluk ve işbirliği anlaşması Moskova anlaşmasınız imzalamıştı.
Tarihimizde çok önemli metinlerinden biri olan bu antlaşmanın 90. yıldönümünü geçtiğimiz 16 Mart günü Sayın Başbakanımızın da (Recep Tayyip Erdoğan) Moskova'yı ziyareti sırasında kutladık. İşte O antlaşmayı imzalayanlar arasında Nazım Hikmet'in dayısı Ali Fuat Paşa da bulunmaktaydı. Ali Fuat Cebesoy daha sonra Moskova'da sefir olarak ülkemizi temsil etti. Yeğeni Nazım Hikmet ise Moskova'da hakim olan anlayışı benimsediği için Çankırı da, Bursa'da mahpustu. Yıllar boyunca mahkemeden mahkemeye, ceza evinden ceza evine gönderdiğimiz sürgün hayatına zorladığımız büyük şairin vatandaşlıktan çıkarılma kararı 2009'da geri alındı. Ona ve tarihe karşı hatamızın bilincine vardığımızın böyle bir kararla ortaya konmuş olması bir nebze bizler için tesellidir. "
Nazım Hikmet'in eserlerinin bir zamanlar yasak olduğunu da belirten Sezgin, "Şimdi onun yazdıklarıyla övünüyoruz" dedi. Başka büyük şairlerimize ilk adlarıyla hitap etmediğimizi, genelde şairlerimizi ad ve soyadları ile birlikte söylediğimizin altını çizen Büyükelçi Sezgin "Oysa Nazım Hikmet Ran bizlere uzak bırakıldığı için, o denli yakındır ki, dili o kadar samimidir ki, o bizim için Nazım Hikmet'ten ziyade Nazım'dır" açıklamasını yaptı.
Büyükelçi Sezgin'den sonra kürsüye gelen Hıfzı Topuz da konuşmasında Nazım Hikmet ile Havana dönüşünde Paris'te yaptığı son görüşmesini anlatarak, o günden 50 yıl sonra bugün Nazım'ın mezarı başında çok sayıda kişi tarafından anılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Nazımın şiirlerinin yasak olduğu dönemde Büyükelçi Aydın Sezgin'in babası Mukadder Sezgin'in o dönem de Nazım Hikmeti ezbere okuduğunu ve buluştuklarında ondan nazımı dinlediklerini söyledi.
Behramoğlu da yaptığı konuşmada, Nazım Hikmet'in 62 yaşında hayata veda ettiğini ancak fotoğraflarına bakıldığında, özellikle de son yıllarında çok daha yaşlı bir insan görüntüsü ile karşılaşıldığını dile getirerek, "61-62 yaş genç bir yaş sayılır. Bunun sebebi tutuklanarak cezaevine konulmuş. Orada kalp hastası olmuş. Sonra 12 yıl tutuklanmadan sonra serbest bırakılmış. Daha sonra takip edilmiş öldürülme korkusu, askere alınma tehditleri şu bu 50 yaşında bir adam ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış. Sonra 10 yıl bir göçmen kuş gibi ülkeden ülkeye göçmüş. Memleket hasreti ile kavrulmuş bir adam. Yaşlı görünmesinin ve erken ölmesinin sebebi budur" dedi. Behramoğlu Atatürk şayet o dönem yaşasaydı Nazım Hikmet'in hapis edilmeyeceğini de söyleyerek, Atatürk'ün ölümünden sonra sayısız yazar ve aydının zulüm gördüğünü dile getirdi. Behramoğlu'nun "günümüzde de aynı baskılar devam ediyor. Türkiye henüz tamamlanmamış heykellerin yıkıldığı, yayımlanmamış kitapların bilgisayarlardan alınarak yazarlarının hapsedildiği bir ülkedir" sözlerine törende bulunanlar alkışlarıyla destek verdi.
Törenin kapanış konuşmasını gerçekleştiren RTİB Yönetim Kurulu üyesi Naki Karaaslan da, "Bu mezarlığa girdiğinizde kapıda mezarlıkta yatan 193 ünlü arasında Rus olmayan 2 kişinin de adı bulunuyor. Bu iki kişiden biri Nazım Hikmet'tir" dedi. Konuşmaların ardından mezarlığa kafesler içinde getirilen güvercinler uçurularak Nazım'ın mezarına karanfiller bırakıldı.
Son Dakika › Güncel › Nazım Hikmet 48. Ölüm Yıldönümünde Moskova'da Anıldı - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.