18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü

Son Güncelleme:

18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü, göçmenlerin sorunlarını gündeme getirmek için vesile oluyor Dünya nüfusunun yüzde 3,2'sini göçmenler oluşturuyor Koç Üniversitesi Göç Çalışmaları Merkezi (Mirekoç) uzmanları Meriç Çağlar ve Deniz Karcı Kofralı: "Sıkı göçmen politikaları, içinde sığınmacı ve mültecilerin.

SELEN TONKUŞ - Uluslararası Göçmenler Günü kutlamaları, göçmenlerin ve yerinden edilmiş insanların sorunlarını gündeme taşıyor.


Birleşmiş Milletler'in Ekim 2013 tarihli göç verilerine göre, dünya nüfusunun 232 milyonu, yani yüzde 3,2'sini göçmenler oluşturuyor. 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü, her yıl göçmenlerin ve yerinden edilmiş insanların karşılaştıkları ekonomik, siyasi, psikolojik ve hukuksal sorunları masaya yatırmak için vesile oluyor.


BM Genel Kurulu'nun küresel göçmen hakları savunucularının verdiği uzun mücadelenin sonucu olarak 1990'da Uluslararası Göçmen İşçiler ve Ailelerinin Haklarını Koruma Konvansiyonu'nu imzaladığı gün olan 18 Aralık, ilk defa 1997'de Filipinli ve Asyalı göçmen organizasyonları tarafından Uluslararası Göçmen Dayanışma Günü olarak kutlanmaya başladı. 18 Aralık günü, BM tarafından resmi olarak 2000'de "Uluslararası Göçmenler Günü" olarak kabul edildi.


Son 10 yılda özellikle artan göçmenlerin sayısı, 1990'da 154 milyon iken, 2000'de 175 milyon, 2013'te ise 232 milyona ulaştı. Geleneksel olarak en çok göç, dünyanın güneyinden kuzeyine doğru oluyor.


Neden göç ediyorlar?


AA muhabirinin soruları yanıtlayan Koç Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi (Mirekoç) Meriç Çağlar ve Deniz Karcı Kofralı, göçün nedenlerine bakıldığında sosyo-ekonomik sebeplerin ağır bastığını söylüyor.


Uluslararası göçün 1970'lerde çok büyük bir oranını kalifiye olmayan işçi göçü ve aile birleşiminin oluşturduğunu belirten Çağlar ve Kofralı, son yıllarda kalifiye işçi göçü ve eğitim amaçlı göçün de arttığına dikkati çekiyor.


Mirekoç uzmanlarına göre, ülkelerindeki siyasi değişimler ve dengesizlikler, kabile savaşlarından iç savaşa birçok çeşitli silahlı çatışma, göçmenlerin zulümden kaçmasına neden olsa da sığınmacı ve mülteciler dünyadaki göçmenlerin küçük bir bölümünü oluşturuyor.


"2013 yılında mülteciler 15,7 milyon ile dünyadaki uluslararası göçün sadece yüzde 7'sini oluşturmuştur. Fakat unutmamak gerekir ki dünyanın birçok bölgesi için ekonomik zorluklar ve imkansızlıklarla zulüm tanımı altında değerlendirilebilecek koşullar arasında oldukça ince bir çizgi vardır" diye konuşan Çağlar, başka bir görece küçük göçmen grubunun ise doğal felaketler yüzünden yaşadığı yerden ayrılmak zorunda kalanlar olduğunu ifade ediyor.


Nereden nereye göç ediliyor?


Uluslararası göçte genel eğilim Asya, Latin Amerika ve Karayip kökenlilerin Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Almanya, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşik Krallık, Fransa, Kanada, Avustralya ve İspanya'ya gibi ülkelere göç etmesi yönünde. Mirekoç uzmanlarına göre, bu 10 ülke, dünya göçmen nüfusunun yarısını barındırıyor.


Mirekoç uzmanları Çağlar ve Kofralı ayrıca en çok göç alan bölgenin Avrupa olduğunu ve 2004, 2007 yıllarındaki Avrupa Birliği (AB) genişlemeleriyle Avrupa'da göçün yüzde 30 arttığını ve 2010, 2011 yıllarında dünya genelindeki göçün üçte birini oluşturduğunu dile getiriyor.


Avrupa'yı, 71 milyonla Asya takip ediyor. Kuzey Amerika'da 1990'lı yıllardan beri göçmen sayısı 25 milyon arttı. Her yıl yaklaşık 1 milyon göçmen Kuzey Amerika'ya göç ediyor.


Güneydeki göç, kuzeydekine eşitleniyor


Geleneksel göç algısı, yerini yavaş yavaş eş zamanlı göçe bırakıyor.


BM'nin Ekonomik ve Sosyal İşler Bölümü'nün Eylül 2013 raporuna göre, güney ülkeleri arasındaki göç hareketleri güneyden kuzeye olan göç kadar fazla. 2013 yılında bir güney ülkesinde doğmuş ve yine güneyde başka bir ülkede yaşamakta olan göçmen sayısı 82,3 milyon iken bu sayı güney ülkelerinde doğup kuzey ülkelerinde yaşayanlar için 81,9 milyon olarak ortaya çıkıyor. Ancak hala dünya genelindeki göçmen sayılarına bakıldığında, göçmenlerin 136 milyonu kuzeydeki kalkınmış ülkelerde yaşarken, 96 milyonu güneyde ve gelişmekte olan ülkelerde yaşadığı görülüyor.


Göçmenler hangi sorunlarla karşılaşıyor?


Göçmenler göç süresince ve sonrasında çeşitli ekonomik, siyasi, hukuki ve psikolojik sorunlarla karşılaşıyor.


Mirekoç uzmanlarından Çağlar ve Kofralı'ya göre, başlıca sorun, göçmenlerin kişisel tercihlerinden çok, göç alan ülkelerin isteklerinin göç politikasını belirlemesinden kaynaklanıyor. Birçok gelişmiş ülke kalifiye işçi göçüne ağırlık verirken, gelişmekte olan ülkeler, örneğin petrol üreten Asya ülkeleri, kalifiye işçi kadar kalifiye olmayan işçi göçünü de teşvik ediyor.


Düzensiz işçi göçünde de durum farksız. Düzensiz göç, göç alan ülkelerce sadece sosyo-ekonomik değil, aynı zamanda milli güvenlik sorunu olarak da görüldüğü için devletler düzensiz göçün önlenmesi konusundaki politikaları sıkılaştırıyor.


Çağlar ve Kofralı'ya göre, sıkı göçmen politikaları, içinde sığınmacı ve mültecilerin de bulunduğu göçmenlerin göç deneyimlerini oldukça tehlikeli hale getiriyor ve göçmenlerin insan hakkı ihlalleriyle karşılaşmasına neden oluyor.


Göçmenler ayrıca hem sosyal hem ekonomik alanda yabancı karşıtlığı ve ırkçılık gibi ayrımcılıklara maruz kalıyor. Bu durum, kalacak yer ve iş bulmalarını zorlaştırırken, çoğu kalifiye olmayan göçmenler çok düşük maaşlarla sosyal güvenlik, sağlık, emeklilik gibi sosyal haklardan faydalanamadan yaşamaya razı oluyor.


Doğru göçmen politikası nasıl olmalı?


Ayrımcılık gibi sorunların önüne geçmek için öncelikle göç alan ülkelerin entegrasyon ve çok kültürlülük politikaları üretmeleri gerekiyor. Ayrıca ülkeler göç politikalarını oluştururken güvenlik kadar insan haklarını da göz önünde tutmalılar.


Merkezi Washington'da bulunan Göç Politikası Enstitüsü (Migration Policy Institute) uzmanlarından Michelle Mittelstadt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, göç alan ülkelerin artan sorunlarına dikkati çekti. "İnsan kaçakçılığı, göçmen işçilerin sömürülmesini önlemek, insani yükümlülükleri gözeterek sınır kontrolü sağlamak gibi meydan okumalarla karşı karşıyalar" diyen Mittelstadt, her ülkenin farklı ekonomik, sosyal ve siyasi düzene sahip olduğunu hatırlatarak, özgün göçmen politikaları geliştirmeleri gerektiğini vurguladı.


Türkiye'de durum nasıl?


Türkiye geleneksel olarak göç veren ülke olarak biliniyor. Ancak 1990'lardan beri Türkiye aynı zamanda göç alan ülke ve geçiş ülkesi haline geldi.


Mirekoç uzmanlar Çağlar ve Kofralı'ya göre Ortadoğu, Asya ve Avrupa arasındaki geostratejik konumu sayesinde Avrupa'ya giden göçmenler için bir geçiş ülkesi olan Türkiye, aynı zamanda gelişmekte olan bir ekonomi olarak özellikle komşu bölgelerden göç almaya başladı.


OECD'nin 2011 verilerine göre, Türkiye'de yaklaşık 220 bin düzenli, 43 bin düzensiz göçmen var. Aynı kurumun 2013 Uluslararası Göç Raporu'na göre ise 2011'de Suriye'deki krizle beraber 18 bin Suriyeli Türkiye'ye girdi, 2012'de Türkiye'deki toplam Suriyeli sayısı 140 bine yükseldi. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (BMYK) 2013 rakamlarına göre, Birleşmiş Milletler'e kayıtlı yaklaşık 540 bin Suriyeli göçmen bulunurken, resmi tahminlere göre Türkiye'deki Suriyeli göçmen nüfusunun yaklaşık 700 bin olduğu düşünülüyor.


Türkiye Cumhuriyeti, taraf olduğu 1951 Cenevre Anlaşması'na koyduğu çekince ile sadece Avrupa'dan gelen sığınmacılara mülteci statüsü veriyor. Bu nedenle Ortadoğu, Asya ve Afrika'dan gelen sığınmacılara sadece geçici olarak sığınmacı statüsü veriliyor. - Ankara

Kaynak: AA