AK Parti İstanbul İl Danışma Meclisi Toplantısı
Başbakan Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarına ilişkin, "Eğer biraz sorumluluk sahibi olunsaydı, şayet biraz basiret sahibi olunsaydı, koltuğu korumak adına böyle seviyesiz bir üsluba yönelmezlerdi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarına ilişkin, "Eğer biraz sorumluluk sahibi olunsaydı, şayet biraz basiret sahibi olunsaydı, koltuğu korumak adına böyle seviyesiz bir üsluba yönelmezlerdi. Gördüğünüz gibi onlar kendi kongrelerinde sadece itham ve hakaretle konuşurken, bizim teşkilatımız bu günlerde, gelecek aydınlık günlerin çağrısında bulunuyor" dedi.
Davutoğlu, partisinin Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen İstanbul İl Danışma Meclisi Toplantısı'nda, bu hesapların siyasetin dilini kirletmek pahasına yapılan tenezzül edilemeyecek seviyedeki küçük hesaplar olduğunu söyledi.
"Eğer biraz sorumluluk sahibi olunsaydı, şayet biraz basiret sahibi olunsaydı, koltuğu korumak adına böyle seviyesiz bir üsluba yönelmezlerdi. Gördüğünüz gibi onlar kendi kongrelerinde sadece itham ve hakaretle konuşurken, bizim teşkilatımız bu günlerde gelecek aydınlık günlerin çağrısında bulunuyor" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Sayın Kılıçdardoğlu'nun derdi Türkiye'yi daha iyiye taşımak olsaydı, kongresinde önce bir öz eleştiri yapar, sonra da Türkiye için iktidar olma perspektifini ortaya koyardı, partisine bir vizyon çizerdi. Türkiye'yi ve partisini geleceğe taşıyacak, ideallerden bahsederdi. Bunlardan bahsedemediği için hakaret yolunu seçerek, yoluna devam etmek istiyor. 7 Haziran'da, 1 Kasım'da ve daha önce girmiş olduğu seçimlerde başarısız olan bir genel başkanın, Sayın Kılıçdaroğlu'nun başarısızlığını örtme girişimi, kendisi açısından böyle yollara tevessül etmesine yol açabilir ama kendisine tavsiyem bu yollar hiçbir hayra onu ulaştırmaz. Partisinin kongresinde, bu ülkenin en yüce makamına Cumhurbaşkanlığı makamına hakaret etmek ona hiçbir şey kazandırmaz."
"Millet kendisini seveni, hizmet edeni, kendisine güveneni biliyor"
Başbakan Davutoğlu, partililerin kendisine yoğun tezahüratta bulunması üzerine, bir Başbakan, bir genel başkan için en büyük gücün ve desteğin böyle bir teşkilata sahip olmak olduğunu söyledi.
Bu teşkilatın şimdiden 2019'un müjdesini haber verdiğini dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:
"2019'da ilk seçimi de zaferle kazanmaya hazır mıyız? Cumhurbaşkanlığı seçimi, genel seçimler ve mahalli seçimler üçününü birden kazanmak için 2019'a kadar 4 yıl gece-gündüz çalışmaya var mısınız? Maşallah, heyecanı hiç bitmeyen teşkilatımız için Allah'a hamd ediyorum. Bir tarafta girdiği her seçimi kaybeden Kılıçdaroğlu, diğer tarafta 1994'den bu yana girdiği her seçimi kazanan Cumhurbaşkanımız ve Cumhurbaşkanımızın sığındığı tek merci milli irade. Güvendiği tek adres aziz milletimiz. Bugün ona diktatör benzetmesi yapan zihniyet, şiir okuduğu için hapse attırdı, o millete gitti. 367 garabeti yaşandığında Sayın Cumhurbaşkanımız hiçbir hesap kitap gözetmedi, 'Buyurun millete gidelim' dedi. 2010 referandumunda darbe yasalarının değiştirilmesine izin vermeyenlere karşı, 'Buyurun halka gidelim' dedi. Gezi ve 17-25 Aralık kumpaslarından sonra 'Eğer haklıysanız buyurun milletin huzuruna çıkalım' dedi. AK Parti kadroları hep milletin huzurunda, millete hesap verdi, başka hiçbir merciye hesap vermedi. 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tüm siyasi partiler, lobiler paralel çeteler, medya grupları birleştiler, çatı aday çıkardılar. AK Parti kadroları Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte sadece millete gitti. biz 'Allah'a güveniyoruz ve son sözü millete bırakıyoruz' dedik ve yüzde 52 oyla da Sayın Cumhurbaşkanımız doğrudan halk oyuyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı olma unvanını kazandı. Siyasi hayatının tamamında ve yaşanan her krizde 'Buyurun milletin huzuruna çıkalım, demokrasi sandıktır, yani millet iradesidir' diyen bir siyasi lidere diktatör demek sadece ve sadece kendini aldatmaktır. Çünkü halk hiçbir zaman aldanmadı, halk hiçbir zaman aldatılamadı. Sayın Kılıçdaroğlu işte bunun için sürekli kaybediyorsunuz ve kaybedeceksiniz. Çünkü bu millet kendisini seveni, kendisine hizmet edeni, kendisine güveneni biliyor ve emaneti kendisine güvenenlere teslim ediyor. Bu tablo Türk siyasetine katkı sağlayacak bir tablo değildir. Bir siyasetçiye yakışan yine kendisi gibi halk oyuyla seçilmiş olanlara ağır hakaretlerde bulunmak olmamalıdır."
Davutoğlu, hep beraber gerekirse bu ülke, millet için ölmeye hazır olduklarını ama milleti, halkı, mazlum milletleri, insanlığı yaşatmaya geldiklerini ifade etti.
Milletin siyasi partilerden hizmet, vizyon, ülke meselelerine sahip çıkmalarını, yapıcı bir gayret içinde olmalarını beklediğini dile getiren Davutoğlu, buradan bir kez daha bu dava, bu millet için yola çıkan AK Parti kadroları adına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı selamladığını söyledi.
Davutoğlu, son birkaç gün içinde bir kere daha terörün vahşi yüzüyle karşılaşılan acı olaylar yaşandığını vurgulayarak, "Önce Sultanahmet'te, İstanbulumuzda bir canlı bomba aralarında Alman turistlerin ağırlıkta olduğu yabancı misafirlerimize yönelik alçakça bir saldırı gerçekleştirdi. Ardından Çınar'daki lojmanlara yapılan terörist saldırıda aralarında bir yaşındaki Ecrin ve 3 yaşındaki İrem'in, bebeklerin de bulunduğu masum insanlarımızı, evlatlarımızı, canlarımızı kaybettik. İrem'i babasıyla birlikte kaybettik. İnşallah onlar cennette en yüce makamdalar. Allah bize onların şefaatini nasip eylesin. Bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum" dedi.
Çınar'da şehit olan Mehmet Şenol Çiftçi'nin babası Ali İhsan Çiftçi'yi taziyelerini iletmek için telefonla aradığını anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Dün şehidimizin babası, yani o olayda hem oğlunu hem torununu kaybeden, gelini hastanede olan yiğit bir insanı, Ali İhsan Bey'i telefonla aradım, taziyelerimi ilettim. Zannedersiniz ki ve o beklentiyle telefonu açtım, sesinde titreme olacak, ağlayan bir baba olarak, dede, kayınpeder olarak ağlayan bir ses duyacağım. Hayır. Telefonun karşısında İhsan Bey, yiğitçe, gür bir sesle şunu söyledi, 'Sayın Başbakanımız, biz size inanıyoruz, bu hainlerin üstüne gidiniz. Bu vatan için, millet için, oğlumu, torunumu şehit verdim ama her türlü fedakarlığa hazırız' dedi. Ben buradan Ali İhsan Bey'i ve bütün şehit babalarını, şehit analarını en yüce dualarla, şükranlarla anıyorum, hepsini selamlıyorum. Yine hain saldırıda şehit verdiğimiz Yalçın Yamaner'in eşi Hacer Hanım'la görüştük. Zannedersiniz ki eşini toprağa vermiş o olan bu Hacer Hanım, bu yiğit Anadolu kadını, ürkek bir sesle konuşacak. Aynı yiğit sesi, bu sefer bir Anadolu kadınının dilinden dökülen o yiğit, gür sesi emin olun bütün milletim adına yüreğim titreyerek dinledim. O da aynı şeyi söylüyordu. 'Biz bu millet için, bu ülke için her türlü fedakarlığı yapmaya hazırız'. Bütün şehit eşlerini, bütün şehit çocuklarını AK Parti kadroları ve aziz milletimiz adına selamlıyorum. İnanın şehitlerimizin yakınlığında gördüğüm vakar, gurur, bir şehit ailesi olmasının bilinciyle kullandıkları cümleleri burada tarif etmem, o anda hissettiklerimi size anlatabilmem mümkün değil. Hepsinin ağzından tek bir cümle dökülüyordu, 'Vatan sağ olsun'."
"Vatan, vatandaşlarıyla var olacak"
Davutoğlu, buradan söz verdiğini, AK Parti kadroları olarak onların yaptığı fedakarlıkları hiç unutmayacaklarını, vatan için ne fedakarlık yapmak gerekiyorsa, bir an dahi tereddüt etmeden bütün varlıklarıyla bu vatana hizmet için canlarını ortaya koyacaklarını belirterek, "Vatan sağ olsun ama inşallah bu operasyonlar neticesinde vatan, vatandaşlarıyla polisi, askeri, kadını, erkeği, genci, yaşlısıyla sağ olacak. Türkü, Kürdü, Alevisi, Sünnisi, Arabı, Zazası tüm vatandaşlarıyla var olacak" ifadelerini kullandı.
Başbakan Davutoğlu, "Daha önce de söyledim, toprağa düşen her can bizim içimizi yakıyor. Keşke diyorum o barikatların arkasında kandırılmış, eline silah tutuşturulmuş o gençler de bu hain hesapların içinde yer almaktansa üniversite amfilerinde olsalar. Keşke biz de oralarda onlara hocalık yapsak. Keşke gelseler ve vatanın bütün köşelerinde özgürce fikirlerini ifade edebilseler. İnşallah o günler de gelecek" diyerek, şöyle devam etti:
"Bu aziz ülkede bugüne kadar nasıl el ele, gönül gönüle yaşadıysak yine öyle devam edeceğiz. Türkiye uzun yıllardır, terörle mücadele eden bir ülke. Yıllardır terör gerçeğiyle beraber yaşıyoruz ve terörizmin insanlığa nasıl bir maliyet çıkardığının da bilincinde olan bir toplumuz. İnsanlarımız terör sebebiyle çok ağır bedeller ödedi, çok acılar çekti. Dolayısıyla terörün nasıl bir bela olduğunu, nelere yol açtığını biz gayet iyi biliyoruz. Bu ağır tecrübelerden geçtiğimiz için biz terörün her türlüsünün insanlık suçu olduğunu, insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu her zaman, her zeminde ifade ettik, ediyoruz. Sadece son bir yıl içerisinde dünyada yaşanan saldırıların bile terörün iyisinin, kötüsünün olmayacağını bütün insanlığa öğretmiş olması gerekir. Düne kadar terörün kanlı yüzüyle çok sık karşılaşmayan yönetimler bu konuda maalesef yeterli, kararlı bilinci gösteremiyorlar. Londra, Madrid ve Paris saldırılarından sonra özellikle batı kamuoylarında da teröre karşı bir bilinç oluşmaya başladı. Ancak ne yazık ki teröre bütüncül ve net bir bakış açısı geliştirilebilmiş değil. Hala 'Senin teröristin iyi, benim teröristim kötü' zihniyeti tam olarak ortadan kalkmış değil."
(Sürecek)