Barolar Teröre Karşı Tek Ses Oldu
TBB Başkanı Sağkan, terörün sona ermesi için demokrasi ve hukukun önemine vurgu yaptı.
BAROLAR KONUŞTU
TBB Başkanı Ramiz Erinç Sağkan, terörün Türkiye'nin gündeminden çıkartılması ve toplumsal barışın sağlanması için özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanında atılacak adımların önemli olduğunu belirtti. Sağkan, "Türkiye Barolar Birliği olarak milli birlik ve beraberliğin pekiştirilmesinin ön koşulunun anayasanın içerdiği asgari teminatların sağlanması olduğunu düşünüyoruz. Yürürlükteki anayasaya saygı gösterilmedikçe herhangi bir sorunun çözülmesi mümkün değildir. Anayasaya saygı konusunda ise özellikle yargı kararlarındaki saptamalara göre bir yol haritası sunmayı anlamlı buluyoruz. Çatışma çözümleri konusunda ise temkinli ve tedbirli yaklaşımın benimsenmesi gerektiği inancındayız. Bu yaklaşıma göre; yıllara yayılmış derin sorunların çözümü aniden köklü adımların atılmasıyla değil öncelikle karşılıklı güvenin inşası ile mümkündür" ifadelerini kullandı.
'BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞE TAM RİAYET ÖN KOŞULDUR'
Keyfi tutuklamalar, ifade hürriyeti önündeki engellerin kaldırılması, bazı yargı kararlarının uygulanması ile kayyım uygulamasının ortadan kaldırılması gerektiğini ifade eden Ramiz Erinç Sağkan, yargı bağımsızlığının sağlanması gerektiğini söyledi. Sağkan, "Terör örgütü ve üyelerinin tüm silah ve mühimmatını tamamen teslim etmesi, yeni bir isimle yeniden kurulmayacağını temin etmesi, Türkiye'nin bölünmez bütünlüğüne tam riayet etmeyi taahhüt etmesi tüm bu sürecin sağlıklı yürümesinin ön koşuludur. Yürütme açısından ise ön koşul, anayasaya tam riayetin sağlanmasıdır. Zira toplumun ciddi bir kesiminin yürütülmekte olan bu sürece ihtiyatla yaklaşmasının temel sebebi; bir yanda Meclis çatısı altında toplumsal bütünleşmenin gerçekleşmesi için özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanında çalışmalar yapmak hedeflenirken, diğer yanda ise hukuka aykırı yargı uygulamaları ile idari tasarruflar, bu hedefin tam aksine işlemektedir. Milli birliğin ve beraberliğin pekiştirilmesi hedefine yönelik çalışmalar yürütülürken hukuka aykırı gözaltı ve tutuklama kararları, bazı Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmaması gibi yargısal faaliyetler ile kayyım uygulamaları, diploma iptali ve Atatürkçü subayların Türk Silahlı Kuvvetleri'nden (TSK) tasfiyesi gibi idari uygulamalar taban tabana zıt bir süreci işaret etmekte, kamuoyunun vicdanını derinden yaralamaktadır" diye konuştu.
Ramiz Erinç Sağkan ayrıca af niteliği taşıyan örtülü af girişimlerin sağlıklı olmayacağını ekledi.
'HUKUK DEVLETİ VE ANAYASAL DÜZENİN GÜCÜNÜN GÖSTERGESİ'
Ankara 2 No'lu Baro Başkanı Avukat Gökhan Ağdemir de 'Terörsüz Türkiye' sürecinin güçlü bir siyasi iradeyle başladığını vurgulayarak, "Sayın Bahçeli'nin 22 Ekim 2024 tarihinde yaptığı açıklama; cesur bir vizyonun ifadesi olmuştur. Terörün tamamen bittiğinin, TBMM kürsüsünden ilan edilmesi halinde umut hakkına ilişkin düzenlemelerin gündeme gelebileceğini ifade etmesi, hukuku merkeze alıp milletimizin vicdanına dayanan bir bakış açısını oluşturmuştur. Bu sürecin ilerlemesinde Sayın Cumhurbaşkanımızın kararlılığı belirleyici olmuştur. Devletin en üst makamının ortaya koyduğu irade, diğer partilerin olumlu yaklaşımı ve milletimizin desteğiyle birlikte örgüt silah bırakma noktasına gelmiş ve fesih kararını açıklamıştır. Bu yalnızca siyasi bir başarı değil, aynı zamanda hukuk devletinin ve anayasal düzenin gücünün bir göstergesidir. Şiddet ve terörünün olmadığı bir zeminde; siyasi, sosyal, ekonomik sorunların yüksek demokratik standartlara erişilmesi gayesiyle konuşulması makul bir zemin oluşturmuştur" dedi.
'EŞİT VATANDAŞLIK VE YURTTAŞLIK GÜVENCE ALTINA ALINMALI'
Bingöl Barosu Başkanı Avukat Yusuf Ketenalp, sürecin Türkiye'nin birlik, beraberlik, barış ve kardeşliği için atılmış bir adım olduğunu aktararak, "Kuşkusuz atılan bu büyük adımda; temel hak ve hürriyetler ile komisyonun isminde yer alan demokrasi en temel kısımları oluşturmaktadır. Zira Kürt meselesi aynı zamanda bir demokratikleşme meselesidir. Sürecin nihayete ermesi sonucunda sağlanacak barış ile aslında demokrasinin önündeki engellerin de kalkmış olacağını hep birlikte görmüş olacağız. Temel hak ve hürriyetlerin önemini kurgulayarak bu sürecin ihtiyacı olan şey, köklü ve demokratik adımların toplum tabanından başlayarak tüm kesimlere yansıması ve her bireyin bunu gündelik yaşamında hissetmesidir. Bu bağlamda anayasada eşit vatandaşlık ve yurttaşlık güvence altına alınmalı, buna halel getirecek uygulamalar sona erdirilmelidir. Kürtçeye, Zazacaya ve bu topraklarda konuşulan diğer tüm diller üzerindeki baskının kaldırılarak kamusal alanda kullanılması için teşvik edilmesi, dillerimizin yaşatılması için buna yönelik çalışmalar yapılması gerekir" değerlendirmesinde bulundu.
'KOMİSYON TOPLUMSAL KESİMLERİ BİR ARAYA GETİRMELİ'
Diyarbakır Baro Başkanı Avukat Abdulkadir Güleç ise 'Terörsüz Türkiye' süreci içerisinde komisyonun etkin bir rol alması gerektiğini belirterek şöyle devam etti:
"1 Ekim 2024'te başlayan 11 Temmuz 2025'te Irak Kürt Federe Bölgesi'nin Süleymaniye kentinde PKK'nın üst düzey yöneticileri ve üyelerinin silahları yakmasıyla süreç, önemli bir dönüm noktasına ulaşmıştır. Düzenlenen silah bırakma töreni, Kürt meselesinin şiddet yoluyla çözümü anlayışının en önemli göstergesi olmakla birlikte kalıcı barışın kapısını aralamaktadır. Bu gelişme cezaevlerinde tutulan binlerce kişiyle, Avrupa'da yurdundan uzakta adeta sürgün hayatı yaşayan yurttaşların toplumsal ve siyasal yaşama yeniden katılması için özel bir yasanın çıkarılmasını zorunlu kılmaktadır. Toplumsal psikolojiyi olumlu etkilemenin yolu, katkı sunabilecek herkesin sürece katılmasından ve kimsenin dışlanmamasından geçiliyor. Kürtlerin en temel demokratik ve meşru talepleri yanlış algılar üzerinden kimi kesimlerce enfekte edilmiş ve bu durum da toplumu derin bir şekilde ayrıştırmıştır. Kürtler yalnızca hak arayışlarını dile getirdikleri için adeta düşmanlaştırılmış, talepleri ise çeşitli yaftalamalarla itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Komisyonumuz ayrıştırıcı bu dili menederek toplumsal kesimleri bir araya getirmeli, barışın, çözümün dilini ve hukuk ile demokrasinin evrensel değerlerini esas alan kapsayıcı bir anlayışla bu süreci geliştirilmelidir. Bir önceki oturumda Diyarbakırlı bir Barış Annesi'nin evladına dair acısını Kürtçe anlatmasına izin verilmemesi aslında Kürt meselesinin özünü de ortaya koymaktadır."
Komisyon toplantısı il barolarının sunumlarıyla devam ediyor.