Türkiye Ürdün İlişkileri Çalıştayı

Son Güncelleme:

Başbakan Erdoğan'ın Siyasi Başdanışmanı Akdoğan: (2) "Orta Doğu artık küresel güçlerin antrenman sahası veya birbirleriyle güç yarıştırdıkları bir satranç tahtası olamaz" "Kimyasal silah hadisesinde de gördük ki, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi klasik aktörler, klasik konumlanmalar olayların gidişatını etkilemeye başlamıştır" "(Türkiye) Osmanlı rüyasının peşinde de koşmadı, ağabeylik taslayarak da bölgeye elini uzatmadı Tamamen hasbi niyetlerle, kardeşane duygularla, çıkar değil, değer odaklı bir anlayışla elini bölgeye uzattı" "Kaddafi ile de görüştük. Mübarek ile de görüştük. Esed ile de görüştük. Türkiye, herkese samimi ve önyargısız şekilde, elini uzattı ama bu ülkelerin kendi içindeki dinamikler, sorunlar ve birtakım yanlışlar, başka problemler önümüze koydu ve biz hiç bir zaman o ülkelerin halklarına karşı, o ülkelere karşı kategorik olarak olumsuz tavır içine girmedik"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Siyasi Başdanışmanı ve AK Parti Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan, "Orta Doğu artık küresel güçlerin antrenman sahası veya birbirleriyle güç yarıştırdıkları bir satranç tahtası olamaz" dedi.


Yalçın Akdoğan, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Medialog Platformu ve Ürdün Bayrak Araştırma Merkezi organizasyonuyla düzenlenen "Orta Doğu'da Değişim ve Dönüşüm Perspektifinde Türkiye-Ürdün İlişkileri Çalıştayı"nda yaptığı konuşmada, "cehalet, ilkellik ve vahşetle" yoğrulan bir anlayışın İslam'a yapabileceği hiç bir katkının olmadığını ifade etti.


"Orta Doğu artık küresel güçlerin antrenman sahası veya birbirleriyle güç yarıştırdıkları bir satranç tahtası olamaz" diyen Akdoğan, Suriye meselesi başta olmak üzere insan hayatını ilgilendiren konuların, küresel çekişmelere kurban edilmemesi gerektiğini söyledi.


Akdoğan, "Özellikle Suriye'de yüz binlerce insanın hayatını kaybetmesine rağmen uluslararası toplumun duyarsız kalması, küresel güç çekişmelerindeki satranca, Suriye'nin kurban verilmesinden başka bir şey değildir. Kimyasal silah hadisesinde de gördük ki, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi klasik aktörler, klasik konumlanmalar olayların gidişatını etkilemeye başlamıştır. Putin, tekrar Rusya'nın küresel sistemin asli oyuncusu haline gelmesine sebep olmuştur. Temennimiz, bölge halklarının kendi çıkarları ve selametleri çerçevesinde kendi geleceklerine karar vermeleridir" diye konuştu.


"Türkiye, Osmanlı rüyasının peşinde koşmadı"


Türkiye'nin bölgede hep "yumuşak güçle" öne çıktığını ve "rejim ihraç etme", "model olma" gibi bir anlayışa sahip olmadığını kaydeden Akdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:


"(Türkiye) Osmanlı rüyasının peşinde de koşmadı, ağabeylik taslayarak da bölgeye elini uzatmadı. Tamamen hasbi niyetlerle, kardeşane duygularla, çıkar değil, değer odaklı bir anlayışla elini bölgeye uzattı. Sudan'a elimizi uzattığımızda, yardım ettiğimizde hiç bir çıkarın peşinde değildik. Somali'yle ilgilendiğimizde de çıkar odaklı bir siyaset yapmıyorduk. Nasıl Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı veya Gülen hareketine gönül veren insanlar Sudan'a gittiğinde, oradaki öğretmenler herhangi bir çıkar, karşılık beklemeden hareket ediyorlarsa Türkiye'nin devleti de sivil toplum örgütleri de bütün oluşumları da Afrika'ya, Orta Doğu'ya veya dünyanın herhangi bir ülkesine elini uzattığında bu tamamen Allah rızası içindir, hasbidir, değer odaklıdır, herhangi bir menfaat beklentisi üzerinde, petrol, altın vesaire çıkar odaklı bir yaklaşım olmamıştır."


Türkiye'nin dış politikasına ilişkin olarak bir yandan "Türkiye Avrupa perspektifini kayıp mı ediyor?" şeklinde, diğer yandan da Orta Doğu'da da "Osmanlıcılık mı?", "Emperyalist bir yaklaşımla mı bölgeye gidiyor?" şeklinde eleştirildiğini kaydeden Akdoğan, ancak Türkiye'nin çok boyutlu bir dış politika ortaya koyduğunu, Avrupa Birliği perspektifini hiç bir zaman kaybetmediğini, Türk dünyasıyla da İslam dünyasıyla da Afrika'yı kucaklayan bir anlayış ortaya koyduğunu aktardı.


Bölgesel işbirliklerinin geliştirilmesi gerektiğini dile getiren Akdoğan, "Küresel aktörlerin nasıl kritik dönemlerde bir araya geldiklerini, kendi çıkarlarına göre hareket ettiklerini, BM'nin daimi üyelerinin nasıl meseleleri anlaşarak veya anlaşmayarak kitlediklerini görebiliyoruz. Bu yüzden bölgesel işbirlikleri, örgütlenmeler, daha büyük bir önem taşımaya başladı" dedi.


Akdoğan, Ürdün ile de Türkiye'nin dış politika konusunda yapabileceği çok şeylerin bulunduğunu ifade etti.


Sıfır sorun politikası


AK Parti'nin "Sıfır sorun politikası ile haraket edeceğiz. Herkese samimi, önyargısız şekilde elimizi uzatacağız" diyerek yola çıktığını aktaran Akdoğan, şöyle devam etti:


"Bu çerçevede ülkeleri ve halkları, öncelikli muhatap aldık. Kardeş halklar bizim için asıldır. Yönetimler, geçicidir, yanlış yapabilir, konjonktürel sıkıntılar yaşanabilir, önemli olan kardeş halklarla daha sahici, kalıcı ilişkiler tesis edebilmektir. Bu yüzden Kaddafi ile de görüştük. Mübararek ile de görüştük. Esed ile de görüştük. Herkese Türkiye samimi, önyargısız şekilde elini uzattı ama bu ülkelerin kendi içindeki dinamikler, sorunlar ve birtakım yanlışlar, başka problemler önümüze koydu ve biz hiç bir zaman o ülkelerin halklarına karşı, o ülkelere karşı kategorik olarak olumsuz tavır içine girmedik. Her zaman Mısır'daki olaylarda da Mısır halkının yanında olduk. Bugün de Mısır halkının yanındayız ama bir yanlışlık olduğunda onu söylemekten de geri durmuyoruz. Biz çıkar değil, değer odaklı bir siyaset ve dış politika izliyoruz. Bunu da ilkesel ve ahlaki tutumunu Türkiye'nin takınması önemliydi. Mısır'da gerçekleşen darbeye kimse darbe diyemezken biz dedik ve yüksek bir tepki ortaya koyduk. Bu tepki Mısır halkına dönük değil, Mısır halkının iradesini gasp eden bir anlayışa dönük bir tepkiydi. Türkiye bu tepkiyi ortaya koymasaydı inandırıcılığı kalmazdı. Ahlaki ve ilkesel pozisyonunu Türkiye koruyamazdı. Türkiye burada doğru olanı yapmıştır. Bu Davos'ta 'One munite' çıkışı neyse Mısır'daki tepki de bunun aynı çizgide devam eden bir tepkidir."


"Küresel aktörler İsrail'in çıkarlarının mahkumu haline geldi"


Erdoğan'ın Siyasi Başdanışmanı Yalçın Akdoğan, bölgenin "demokratikleşme dalgasının" tersine çevrilmeye çalışılmasının bir nedeninin de İsrail'in çıkarları ve hesapları olduğunu savunarak, "Küresel aktörler veya güçler, İsrail'in çıkarlarının mahkumu haline gelmiştir. Adeta parmağında oynatır hale gelmiştir. Bu kabul edilebilir bir durum değildir" dedi.


Korkulanın "İslamcı radikalizm" değil, "halkların iradesinin yönetime yansıması" olduğunu anlatan Akdoğan, "Bu tespiti öncelikle yapmak gerekir. Burada Türkiye, Mısır halkının bundan sonra da yanında olacaktır, bu ülkelerde de iyi ilişkiyi devam ettirme politikasını devam ettirecektir. Yanlış yapan iktidarlara, liderlere, yönetimlere karşı da o ilkesel ve ahlaki pozisyonun devamını koruyacaktır" diye konuştu.


"Batı ülkeleri, Arap ülkeleri için demokrasiden mi vazgeçiyor?" tartışmalara da değinen Akdoğan, "Bu çok konuşulabilir. Biz ne kadar bu işin arkasındayız, inanıyoruz, bu ideali paylaşıyoruz? İslam, demokrasi kavramları arasındaki meseleyi ne kadar tartıştı? Fiili durum ne kadar buna uyuyor? Burada elbette bizim yanlışlarımız, eksiklerimiz var. Bu Batılıların yaptıklarını meşrulaştırmıyor. Yani Mısır'daki devlet başkanının veya partinin eksikleri, tecrübesizlikleri, hataları onların böyle bir muameleye muhatap olmasını mazur göstermiyor" ifadelerini kullandı.


- İstanbul

Kaynak: AA