Muş üzümü yok olma riski taşıyor, Osmanlı'da 24 bin bağ kayıtlıydı, destek isteniyor

Hititler ve Urartular dönemine uzanan Muş üzümü, göçler ve nüfus hareketleri nedeniyle unutulmaya yüz tuttu; Osmanlı kayıtlarında 24 bin olan bağ sayısı bugün çok azaldı. Yüksek lisans öğrencisi Serkan Gülesmer, üzüm için Tarım ve Orman Bakanlığı'ndan destek istiyor.
Muş'ta köklü geçmişiyle dikkat çeken üzüm çeşitleri, binlerce yıldır bölgedeki varlığını koruyor.
Geçmişi binlerce yıl öncesine dayanan Muş üzümünün bölgede farklı özelliklere sahip çok sayıda çeşidi yetiştiriliyor. Sofralık olarak tüketilen üzümlerin yanı sıra pekmez ve bastık yapımında kullanılan çeşitler de bulunuyor. Muş'un siyah üzümü olarak bilinen güz üzümü, öküz gözü, beyaz üzüm, zincir üzümü, vakas üzümü ve kaşmir üzümü, bölgede bilinen çeşitler arasında yer alıyor. Sulu yapısıyla da dikkat çeken Muş üzümlerinin geçmişte bölge dışına gönderildiği belirtiliyor.
Muş üzümü üzerine çeşitli araştırmalar yapan yüksek lisans öğrencisi Serkan Gülesmer, Üzümün tarihi yolculuğunun Hititler dönemine kadar uzandığı, Urartular döneminde ise bölgede bağcılığın daha da geliştirildiğini ifade etti. Evliya Çelebi'nin 17. yüzyılda bölgeye yaptığı seyahat sırasında Muş ve çevresindeki üzümlerden bahsettiği, üzümlerin bölge dışına gönderildiğini aktaran Gülesmer, Osmanlı dönemine ait kayıtlarda Muş'ta yaklaşık 24 bin bağın kayıtlı olduğu belirterek, aradan geçen yıllarda göçler ve nüfus hareketleri nedeniyle bağların büyük bölümünün kaybolduğunu söyledi.
Gülesmer, "Muş üzümü, Urartulardan günümüze kadar gelmiş dünyaca ünlü bir üzüm çeşididir. Özellikle Muş üzümünün farklı çeşitleri vardır. Bunlar özellikle sofralık ve biraz önce bahsettiğim gibi şaraplık üzümlerdir. Bazı yerlerde ise bastık ve pekmez olarak kullanılmaktadır. Özellikle Kaşmir üzümü, Muş'un siyah üzümü dediğimiz güz üzümü, öküz gözü ve beyaz üzüm; aynı zamanda zincir üzümü ve vakas üzümü gibi çeşitleri de vardır. Bunların bazıları sofralık, bazıları şaraplık, bazıları ise bahsettiğim gibi pekmez olarak kullanılır. Çok da meşhurdur. Aynı zamanda sulu bir üzümdür" dedi.
Evliya Çelebi'nin 17. yüzyılda bölgeye yaptığı seyahat sırasında Muş ve çevresindeki üzümlerden bahsettiğini söyleyen Gülesmer, "Tarihi geçmişi, biraz önce bahsettiğim gibi, Hititlere kadar uzanmaktadır. Daha sonra Urartularda gelişmiştir. Hatta Hititlerde ve Urartularda yasalar üzümleri korumak üzerinedir. Bu çok önemli bir bilgidir. 17'inci yüzyılda Evliya Çelebi, Muş ve Van bölgesine yaptığı seyahat sırasında bu üzümü keşfetmiştir. Bu üzümün hakikaten bölgeye ihraç edildiğini ve çok meşhur olduğunu Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde dile getirmiştir. Kaynaklarda Fransa'ya ulaştığı bilgisi de şöyledir: Tehcir Kanunu'yla beraber buradan tehcir edilen bazı yabancı uyruklu vatandaşlar Fransa'ya, Amerika'ya ve farklı bölgelere göç etmişlerdir. Bu göç sırasında buradaki üzüm çeliklerini de kendileriyle beraber o bölgelere götürmüşlerdir. Götürdükleri üzüm de tabii ki orijinal Muş üzümüdür" ifadelerini kullandı.
Gün geçtikçe muş üzümünün unutulmaya yüz tutmaya başladığını aktaran Gülesmer, "Osmanlı kaynaklarında 24 bin tane bağın Muş'ta kayıtlı olduğu bilgisi vardır. Bu 24 bin bağ, günümüze gelene kadar belli sayılara düşmüştür. Özellikle göçler, insanların yerlerini terk etmeleri gibi nedenler, bu bağ kültürünü unutulmaya yüz tutmuş bir hale getirmiştir. Şimdi ise Muş'ta parmakla sayabileceğimiz kadar bağ kalmıştır. Özellikle bahsetmek gerekirse, şu an bulunduğumuz Mehmetcan bağları, İncebel bağları, Kale bağları, Karaağaç bağları, Mongok bağları, Pamukluk bağları ve Çiriş bağları dediğimiz bu bağlar, Muş'ta şu an revaçta olan, bilinen ve meyvecilik, sebzecilik ve tarım yapılan bağlarımızdır. Gün geçtikçe bu üzüm unutulmaya veya bu bitki kaybolmaya yüz tutmaya başladı. Özellikle Tarım ve Orman Bakanlığımızın bu bitkiyi, bu üzümü desteklemesini istiyoruz" şeklinde konuştu.
Sizin düşünceleriniz neler ?