Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 11 yılda Türkiye'yi finansal krizlere karşı kırılgan bir ülke konumundan küresel krizlere dayanıklı, dalgalanmalarla mücadele etmeyi bilen bir ekonomi haline getirdiklerini belirterek, "Türkiye'de son 12 yılda iki defa daralmadan zirveye çıkan ve zirvedeki konumunu sürdüren bir ekonomi vardır. Son açıklanan yüzde 4,4 büyüme oranımız Türkiye'nin geleceği açısından ümitlerimizi artırmaktadır" dedi.
Anadolu Ajansı'nın (AA) resmi iletişim sponsoru olduğu 4. İstanbul Finans Zirvesi'nde konuşan Arınç, özellikle 2008'de çıkan ekonomik krizden sonra finans zirvelerinin çok daha önem kazandığını belirterek, İstanbul Finans Zirvesi'nin de bir marka haline geldiğini söyledi.
Arınç, teknoloji ve iletişim sektöründe yaşanan gelişmeler sonucunda dünyanın çok hızlı bir dönüşümden geçtiğine vurgu yaparak, anlık açıklama ve olayların bir anda ekonomik, kültürel kırılmalara neden olduğunu kaydetti.
Küreselleşme etkisinin daha yoğun bir ilişkiler sarmalı içinde yatırım ve politika yapılmasına sebep olduğunu ifade eden Arınç, "Bu açıdan siyasetçiler, yatırımcılar karar alırken kendi uzmanlık alanları dışındaki şartlara da dikkat etmek zorundalar. Ekonomik alanda karar alıcıların sadece veriler ve istatistiklere göre karar vermediğini biliyorum. Siyasi istikrar, güven, hukuk ve demokratik gelişmeler ekonomik verilerle birlikte takip ediliyor. Eğer bir başarı kazanılacaksa bu başarılı bir ekonomi yönetimi veya siyasi istikrar ikilisinin vazgeçilmezliği üzerine kuruludur" diye konuştu.
Arınç, ekonomi ve siyaset arasında karşılıklı bir kazan-kazan ilişkisi olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir siyasetçinin kendisine sorduğu en önemli soru vatandaşın en fazla ne talep ettiğidir. Bu yüz yılda bu soruya insanlığın verdiği cevabın ekonomik refah ve gelir derdi olduğu kanaatindeyim. 10 yıldır tek başına iktidarda olan bir hükümet olarak bu sorunun ilk sırasına ekonomiyi yerleştirdik. 11 yıl önce demokratikleşme sorunları, sağlıkta hizmet alamamak, eğitimde adaletsizlik ve dış politikada belirsizlik gibi sorunların farkındaydık. Ekonominin önünü açarak, siyasi reformları, dış politika açılımlarını birlikte yürüttük. Önceliğimiz her zaman ekonomi oldu. Ekonomide güçlendikçe diğer alanlarda daha rahat hareket imkanı bulduk."
Arınç, 11 yılda Türkiye'yi finansal krizlere karşı kırılgan bir ülke konumundan küresel krizlere dayanıklı, dalgalanmalarla mücadele etmeyi bilen bir ekonomi haline getirdiklerini, bu başarıda ekonomi platformunun gayretini takdirle anmak istediğini söyledi.
"Türkiye ekonomisi hükümetimiz döneminde her yıl istikrarlı büyüme eğilimini korudu"
Arınç, mali disiplin, yapısal reformlar ve kararlı özelleştirme politikaları sayesinde Türkiye'nin temel makro ekonomik göstergelerinin bir çok ülkeden daha iyi duruma geldiğini ifade ederek, şunları kaydetti:
"2000-2001'de ülkemizde iç kaynaklara dayalı ekonomik kriz ve 2008'de yaşanan küresel finans krizinin oluşturduğu etkiyi çıkarırsak Türkiye ekonomisi hükümetimiz döneminde her yıl istikrarlı büyüme eğilimini korumuştur. 2001'de yüzde 5,5 daralan ekonomimiz, 2004'te yüzde 9,5 büyüyerek, az rastlanır bir rakama ulaştı. Yine 2009'da küresel finans krizinin etkisiyle yüzde 4,8 daralmaya karşın, hemen ertesi yıl yüzde 9,2 rakamıyla dünyada 2010'da en fazla büyüyen 2. ekonomi oldu.
Türkiye'de son 12 yılda iki defa daralmadan zirveye çıkan ve zirvedeki konumunu sürdüren bir ekonomi vardır. Türkiye'deki bu olumlu gelişmelere karşın, gelişmiş ekonomilerdeki büyüme oranlarının gelecek 10 yıl boyunca da düşük seyredeceği öngörülüyor. Bu süreçte gelişmekte olan ekonomilerin ise dünya ekonomisindeki paylarının artacağını ve Türkiye'nin de bu paydan olumlu etkileneceğini düşünüyorum."
"Önemli olan dalgalı denizde gemiyi yüzdürmeyi bilmektir"
Arınç, gelecek dönemde bu hedeflerin tutup tutmayacağının uluslararası gelişmelere de bağlı olacağını vurgulayarak, "Bazı sorunlara rağmen son açıklanan yüzde 4, 4 büyüme oranımız Türkiye'nin geleceği açısından ümitlerimizi artırmaktadır" dedi.
Ekonomide her zaman krizlerin olacağını anlatan Arınç, "Gelecek 10 yıl bir kriz olmayacağının kimse garantisini veremez. Önemli olan dalgalı denizde gemiyi yüzdürmeyi bilmektir. Uluslararası şirket birleşmelerinden en ufak ortaklığa kadar ticarette karşılık güven çok önemlidir. Kalıcı büyümenin finansmanı konusunda en önemli ihtiyaçlardan birisi yatırımcı ve devlet arasında bir güven ilişkisinin tesis edilmesidir. İşte bu noktada Türkiye, hem iç hem dış yatırımcının karşısına güvenilir bir ülke olarak çıkmaktadır" diye konuştu.
Arınç, Türkiye'nin kamu –özel sektör ortaklığını, zamanı iyi seçerek bir fırsata dönüştürdüğünü belirterek, kamu-özel sektör ortaklığında Türkiye'nin bazen teknoloji, bazen sermaye bazen de bilgi birikimini tercih ettiğini söyledi.
Kalıcı büyümenin itici gücü olan alt yapı alanında sadece 2013 Mayıs ayında kamu-özel ortaklığı yöntemiyle iki dev projenin başlatıldığını kaydeden Arınç, şöyle devam etti:
"İstanbul'a üçüncü havaalanı ihalesinde 22 milyar avrodan fazla bir tutara imza atılması özel sektörün Türkiye ekonomisine olan güvenini göstermektedir. Geçen hafta İstanbul'da, 15 ilde şehir hastaneleri projesinin imzası atıldı. Marmaray, 29 Ekim 2013'te açılacak. İstanbul'a üçüncü köprü, İzmit Körfez asma köprüsü ve hızlı tren gibi projeler Türkiye'nin prestij atılımlarıdır."
Arınç, hem iç hem dış yatırımcının Türkiye'ye güvendiğini vurgulayarak, ülkenin geleceğine yatırım yaptığını söyledi.
- İstanbul
Son Dakika › Ekonomi › 4. İstanbul Finans Zirvesi - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.