İstanbul'un düşman esaretinden kurtuluşunun 100. yılı kutlanıyor
Avrupa ve Asya kıtaları arasında önemli bir köprü olan, stratejik konumu nedeniyle ilk çağlardan itibaren milletlerin iştahını kabartan, uğruna savaşlar verilen ve muhteşem güzelliğiyle büyüleyen eşsiz şehir İstanbul, 100 yıl önce bugün işgalden kurtuldu.
Avrupa ve Asya kıtaları arasında önemli bir köprü olan, stratejik konumu nedeniyle ilk çağlardan itibaren milletlerin iştahını kabartan, uğruna savaşlar verilen ve muhteşem güzelliğiyle büyüleyen eşsiz şehir İstanbul, 100 yıl önce bugün işgalden kurtuldu.
Yenikapı'da yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkan bulgulara göre tarihi 8 bin 500 yıl öncesine dayanan İstanbul, Marmara Denizi'nin Karadeniz'e açıldığı Boğaz'ı denetleyen noktada, Asya ile Avrupa arasındaki kara bağlantısının üzerinde olması sebebiyle tarih boyunca "her yiğidin gönlünde yatan aslan" oldu.
Üç büyük medeniyete başkentlik yapan, Doğu ile Batı'yı buluşturan, çeşitli kültürlerin sentezlendiği şehir, tarih, siyaset, ticaret ve kültürün en önemli merkezlerinden biri olma özelliğini yüzyıllardır muhafaza ediyor. Öyle ki Hazreti Muhammed'in fethini müjdelediği kadim şehir İstanbul, Fatih Sultan Mehmet'ten Mustafa Kemal Atatürk'e, Nedim'den Yahya Kemal Beyatlı'ya, Napolyon Bonapart'tan Petrus Gyllius ile Rus Çarı 1. Petro'ya kadar birçok lider, kral, komutan, şair ve yazarın övgüsüne mazhar oldu.
Farklı halklarca birçok kez ele geçirilmek istenen, muhteşem güzelliğiyle büyüleyen eşsiz şehrin 6 Ekim 1923'te özgürlüğüne kavuşmasının üzerinden bir asır geçti.
"Geldikleri gibi giderler"
İstanbul'un işgali, Osmanlı Devleti'nin de içinde bulunduğu İttifak Devletleri'nin yenilgiyi kabul edip Birinci Dünya Savaşı'ndan çekilmesiyle başladı. Bunu fırsat bilen İtilaf Devletleri donanmaları, 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'na dayanarak 13 Kasım 1918'de Haydarpaşa önlerine demirleyip İstanbul'a girdi.
Fiilen gerçekleşen işgal, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nın işaret fişeğinin yakılmasının ardından İtilaf Devletleri'nin harekete geçmesiyle 16 Mart 1920'de resmi işgale dönüştü.
Mustafa Kemal Paşa, Adana treninden inip Haydarpaşa rıhtımına ayak bastığında düşman gemilerinin zafer bayrakları açmış şekilde toplarını sağa sola çevirerek, İstanbul Limanı'na girdiklerini, azınlıkların da sevinç çığlıklarıyla karşı sahilleri çınlattığını görünce, "Geldikleri gibi giderler!" demişti.
İstanbul işgal altındayken, Kurtuluş Savaşı devam ediyordu. Türk Ordusu'nun İzmir'e girmesinden sonra Fahrettin Paşa komutasındaki 5. Süvari Kolordusu, İtilaf Devletleri kontrolündeki tarafsız bölgeye doğru ilerlemeye başladı. Bunun üzerine müttefik kuvvetlerde bulunan Fransız ve İtalyan birlikleri geri çekildi. Çanakkale'de bulunan İngiliz birlikleri General Harington'un emriyle savunma pozisyonu aldı.
İngiltere, Ankara Hükümeti ile anlaşma yolları aramaya başladı. Ankara Hükumeti, İstanbul ve Çanakkale boğazlarının denetimini istedi. İngiltere Başbakanı Lloyd George istekleri geri çevirirken Türk birlikleri de Çanakkale Boğazı'na doğru ilerlemeye başladı.
İzmir'in kurtuluşundan sonra Damat Ferit Paşa, 21 Eylül 1922'de ülkeden kaçtı. Refet Paşa, 19 Ekim'de TBMM Muhafız Grubu'ndan 100 kişilik bir kuvvetle Gülnihal Vapuru ile Mudanya'dan ayrılıp İstanbul'a geldi. Ardından "İstanbul Komutanı" sıfatıyla Selahattin Adil Paşa, 81. Alay ile İstanbul'a girdi. Refet Paşa ve Selahattin Adil Paşa'nın İstanbul'a gelmesine rağmen işgal sonlanmadı. Çünkü mütarekeye göre işgal kuvvetleri barış antlaşması imzalanmasından hemen sonra İstanbul'u boşaltacaktı.
24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Barış Antlaşması'ndan sonra, 23 Ağustos 1923'ten itibaren İtilaf kuvvetleri İstanbul'dan ayrılmaya başladı. Son İtilaf birliği 4 Ekim 1923'te Dolmabahçe Sarayı önünde düzenlenen törenle Türk bayrağını selamlayarak şehri terk etti. Şükrü Naili Paşa komutasındaki 3. Kolordu ise 6 Ekim 1923'te İstanbul'a girdi ve 4 yıl 10 ay 23 gün süren işgal resmen sonlandı.
"Mustafa Kemal Paşa, işgali 'Bir ehli salibin hilalle mücadelesi' olarak tanımladı"
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Budak, AA muhabirine, Osmanlı Devleti'nin 1. Dünya Savaşı'nda mağlup olduğunu, 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi'yle de savaştan resmen çıktığını, bu mütarekenin İtilaf Devletleri'nin Anadolu ve Doğu Trakya topraklarını işgaliyle sonuçlandığını anlattı.
İşgal edilen topraklarda "Müdafa-i Hukuk", "Muhafaza-i Hukuk", "Reddi İlhak" adlarını alan direniş hareketlerinin başladığını, 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkmasıyla da Milli Mücadele'nin ortak bir çatı altında toplandığını belirten Budak, mütarekenin imzalanmasından yaklaşık 2 hafta sonra 13 Kasım 1918'de İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından işgal edildiğini aktardı.
İşgalin iki aşamada gerçekleştiğini söyleyen Budak, 13 Kasım'daki işgalin fiili olduğunu, bundan yaklaşık 2 yıl sonra 16 Mart 1920'de ise İstanbul'un resmen işgal edildiğini dile getirdi.
Prof. Dr. Budak, bundan önce İngilizlerin, İstanbul ve Boğazlar'ı Türklerden almayı amaçladıklarını ancak kendi iş ve askeri çevrelerinin Bolşevik etkisinden dolayı bunun doğru olmayacağını söylemesi üzerine sadece İstanbul'un resmen işgaliyle yetindiklerini ifade ederek, "Meclis basıldı, milletvekilleri tutuklandı, Malta'ya sürgüne gönderildi. İstanbul'un resmen işgali, İstanbul'daki Meclis'in kendisini tadil etmesiyle sonuçlandı ve bilahare yaklaşık 3 hafta sonra da padişah tarafından feshedilecekti. İstanbul'un resmen işgali öyle olumsuz sonuçlar doğurdu ki Mustafa Kemal Paşa, İstanbul'un işgalini 'Bir ehli salibin hilalle mücadelesi' ya da 'Ehli salibin hilale, Müslümanlara bir saldırısı' olarak tanımladığını da belirtelim." diye konuştu.
"Dünyanın merkezi kabul edilen müstesna şehir tekrar Türklerin hakimiyetine girdi"
Bu olumsuz gelişmelerin olumlu bir gelişmeye de yol açtığına, Ankara'da Milli Mücadele'yi yürütecek Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışına sebep olduğuna işaret eden Budak, işgalin Lozan Konferansı'nın sonuna kadar devam ettiğine dikkati çekti.
Budak, 20 Kasım 1922 ile 24 Temmuz 1923'te iki aşamada gerçekleşen konferansın ana tartışma konularından birinin, özellikle Mayıs 1923'ten itibaren İstanbul'un tahliyesi olduğuna işaret ederek Budak, şunları kaydetti:
"Zaten birinci aşamada asıl meseleler, kapitülasyonlar ve toprak meseleleri büyük oranda halledilmişti. Mayıs sonu haziran başından itibaren bütün mesele İstanbul'un tahliyesinin nasıl gerçekleşeceği hususundaydı. Bunda çok ciddi mücadeleler yaşandı ve en sonunda da 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması'nın önemli maddelerinden bir tanesi de İstanbul'un tahliyesi meselesi oldu. Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra İtilaf Devletleri'yle varılan anlaşma çerçevesinde İstanbul'da bir 'Teslim ve Tahliye Komisyonu' kuruldu. Salahattin Adil Paşa'nın başkanlığında kurulan bu komisyon, işgalin 6 hafta içerisinde sonlandırılmasını istedi. Zaten Lozan Antlaşması'nın maddelerinden biri de oydu.
İstanbul'un 6 hafta içerisinde tahliyesi öngörülüyordu. Ağustos başlarında bu komisyon faaliyetlerine başladı. İtilaf Devletleri işgal ettikleri, el koydukları bina ve malzemeleri, silah ve cephane dahil bütün bunların Türk tarafına verilmesi işleriyle ilgilenecekti, tabii askerlerin çıkarılması gibi bir durumla değil. Sonuçta İtilaf Devletleri yaptıkları bu çalışmalar sonucunda 4 Ekim'de askerleriyle birlikte Dolmabahçe önlerinden İstanbul'u tahliye ettiler. Bundan sonra da 13 Kasım 1918'den itibaren başlayan ve yaklaşık 4 yıl 10 ay 23 gün devam eden bu işgal 4 Ekim'de sona ermiş, 6 Ekim'de de Şükrü Nail Paşa'nın İstanbul'a girmesiyle İstanbul yeniden Türkiye'nin hakimiyetine girmiştir."
Prof. Dr. Budak, "Dünyanın merkezi kabul edilen, hatta Napolyon'un 'Eğer bir imparatorluk kursaydım, merkezini başkent İstanbul yapardım.' dediği bu kadar önemli, müstesna bir şehir tekrar Türklerin hakimiyetine girdi. İstanbul'un kurtuluşunu, 1699 Karlofça Anlaşması'ndan itibaren Türklerin sürekli geri çekilmesinin sona erdiğinin -belki 30 Ağustos Zaferi de buna hizmet etmiştir- bu geri çekilmenin iki adımda sona erdiğinin fiili bir tezahürü olarak adlandırmak mümkün olacaktır." şeklinde konuştu.