Her Bahar Aşık Olmanın Sırrı - Son Dakika
Son Dakika Logo
Güncel

Her Bahar Aşık Olmanın Sırrı

Her Bahar Aşık Olmanın Sırrı
04.05.2009 12:13

Bir Zamanlar Dillerden Düşmeyen Şarkıdaki Gibi, Güneşli Yağmurların Başlamasıyla "Her Bahar Aşık Olanlar"ın, Bunu Yaşadıkları Hormonal Değişimlere Borçlu Olduğu Ortaya Çıktı.

Bir zamanlar dillerden düşmeyen şarkıdaki gibi, güneşli yağmurların başlamasıyla "her bahar aşık olanlar"ın, bunu yaşadıkları hormonal değişimlere borçlu olduğu ortaya çıktı.

Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Zülküf Önal, hormonal değişimler nedeniyle bahar ve yaz aylarında duyguların yoğun hissedildiğini ve çok daha kolay aşık olunduğunu bildirdi.

Önal, "Kompleks nörobiyolojik bir fenomen olarak güven, inanç, haz ve ödül aktivitelerinin beyinde yer aldığı bir süreç" anlamındaki aşkın, limbik sistemin bütünlüğünün işareti olduğunu söyledi.

Mevsimsel değişimlerin aynı zamanda duygusal değişimlere neden olduğunu belirten Önal, "Hormonal değişimler nedeniyle bahar ve yaz aylarında duygular yoğun hissedilirken çok daha kolay aşık olunuyor" dedi.

Romantik aşkın hayat verip motive ettiğini, bu sürecin insan türünün devamlılığı için de gerekli olduğunu anlatan Önal, beynin belli bölümlerinin aşk konusunda farklı rolleri olduğuna işaret etti.

Önal, kadınlarda erkeklerden daha geniş olan "Ön singulat kortex"in seçenekleri tartıp kararları verdiğini, endişe merkezi olduğunu belirtti ve bu bölümün düzgün çalışması durumunda dikkatin farklı şeylere yoğunlaşabildiğini, zor durumlardan çıkış yolları bulunduğunu, hataların bağışlandığını, geçmişin acılarının unutulduğunu, iyimser bir bakış açısıyla geleceğe umutla bakıldığını, ilişkinin iniş ve çıkışlarıyla baş edilebildiğini anlattı.

Yine kadınlarda daha geniş ve erkeklere nazaran 1-2 yıl daha erken olgunlaşan "Prefrontal korteks"in ise duyguları kontrol ettiğini ifade eden Önal, "Frontal korteks de kişiler arası ilişkiler, duygusal ve cinsel seçimlerde ve kişisel eğilimlerde görev alacak öğrenme işini üstlenmiştir" diye konuştu.

Önal, duyma, okuma, sosyal işaretleri okuma, kısa süreli hafıza, anıları uzun süreli kaydetme, müziği işleme, seslerin tonu ve duygu durum dengesi ile ilişkili olan "Temporal korteks"in doğru çalışması durumunda da duygusal denge, doğru anlama, uygun kelimeleri kullanma ve hafızayı canlı tutmayı sağladığını belirtti.

Endişe merkezi olan "Bazal gangliya"nın da duygu, düşünce ve hareketleri bütünlediğini, vücudun rölanti ayarını yaptığını, hareketleri yumuşattığını, motivasyonu düzenleyip zevke vasıta olduğunu kaydeden Önal, "Bazal ganglion olarak adlandırılan accumbens çekirdeği, bir ilişkiyi ya da cinsel işlevi başlatmada ve zevk alma işlevinde uyarıcı görev üstlenir" dedi.

Limbik sistemin ise olumlu ve olumsuz duygusal hafızayı depoladığını, uyku ve iştah döngülerini kontrol ettiğini, kokuları doğrudan işlediğini anlatan Önal, vücutta aşktan sorumlu bazı hormon ve moleküller de bulunduğuna dikkat çekti.Önal, bunlardan "feniletilamin"in beyinde aşkla ilgili oluşan en önemli kimyasal olduğunu; güçlü, kontrolü elinde tutan, herşeyi tüketen, bazen sadece işle ilgilenen bazen de baştan çıkarıcı olan "östrojen"in de beyne kendini iyi hissettiren kimyasallar olan dopamin, serotonin, asetilkolin ve norepinefrinin "arkadaşı" olduğunu anlattı.

Önal'ın verdiği bilgiye göre, "progesteron" hormonu, östorejenin kardeşi olarak bilinse de, zaman zaman ortaya çıkan bu hormon, bazen östrojenin etkilerini tersine çeviren bir fırtına bulutu gibi oluyor, bazen de arada eriyip gidiyor. "Testesteron" hormonu, iddialı, odaklanmış, her şeyi tüketen, erkek, baştan çıkartıcı, saldırgan ve hissiz oluyor.

Testesteron ve östrojenin anne-babası niteliğini taşıyan, bütün hormonların koruyucusu "dhea" ise, bağımsız, baştan çıkarıcı, hayatın özünü içinde barındıran, enerji verici özelliğe sahip. Bu hormon gençlikte bol bulunuyor, yaşlandıkça azalıyor.

-İLK BAKIŞTA AŞK-

Önal, "İlk bakışta aşk vardır. Üstelik bunu sağlayan kimyasal karışım, uzun bir beraberliğin garantisidir. İlk bakışta aşkın mistik bir yanı yoktur, aşk ve cazibeyi yöneten duygular değil, moleküllerdir." diyerek "Aşkın kimyasal senfonisi"denilen hormonların işleyişiyle ilgili de bilgi verdi.

Buna göre, östrojen, testesteron, nitrik oksit ve feromonlar "çekim"; adrenalin, noradrenalin, dopamin, serotonin ve feniletilenaminin "karasevda"; oksitosin ve vazopressinin "bağlılık"; azalan serotonin ve endorfinin ise "ayrılık"tan sorumlu.

Aşkın, başladığı ilk dönemde beynin ödül devrelerini tetikleyerek kokain, eroin, morfin gibi uyuşturucu etkisi yarattığını anlatan Önal, bu etkinin 6-8 ay kadar sürdüğünü, aşkın stresi azalttığını ve sağlıklı bir yaşam için gerekli olduğunu bildirdi.

Önal, 10 yıldan fazla evli 5 bin çift üzerinde yapılan bir araştırmaya göre evlilikteki romantizmin 7 yıldan daha az sürdüğünü vurgulayarak şöyle devam etti:

"Yeni evliler arasındaki romantizm 2 yıl, 6 ay, 25 gün sonra bitiyor. Bu süreden sonra erkekler düzenli, kadınlar da bakımlı olmayı bırakıyor. Evliliğin 3. yılında çiftlerin yüzde 83'ü yıl dönümlerini kutlamak için çaba sarf etmemeye başlıyor. Araştırmaya katılan çiftlerin yüzde 83'ü evliliklerinin ilk aylarında el ele tutuşurken, 937.5 gün sonra bu oran yüzde 38'e düşüyor. İlk yıllarda günde 8 kez birbirlerine sarılan çiftler, ilk yıldan sonra bunu yapmamaya başlıyor. Araştırmaya göre, bu oranlar dışarıda sürpriz bir akşam yemeği ve televizyon kumandasının paylaşılması için de geçerli."

Kaynak: AA

Son Dakika Güncel Her Bahar Aşık Olmanın Sırrı - Son Dakika

Sizin düşünceleriniz neler ?

    SonDakika.com'da yer alan yorumlar, kullanıcıların kişisel görüşlerini yansıtır ve sondakika.com'un editöryal politikası ile örtüşmeyebilir. Yorumların hukuki sorumluluğu tamamen yazarlarına aittir.

Advertisement