Millete ve Devlete Karşı Suçlarda Tutuklama Süresinin Artırılmasına İptal Gerekçesi - Son Dakika
Son Dakika Logo

Millete ve Devlete Karşı Suçlarda Tutuklama Süresinin Artırılmasına İptal Gerekçesi

02.08.2013 11:21

Anayasa Mahkemesinin, kamuoyunda 3. yargı paketi olarak bilinen Kanun'un, "devletin güvenliğine, anayasal düzene, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı ve casusluk" suçlarında CMK'da öngörülen tutuklama süresinin iki kat uygulanacağına ilişkin hükmünü iptal gerekçesi Resmi Gazete'de yayımlandı Gerekçeden: "Dava konusu kuralda düzenlenen azami tutukluluk süresinin demokratik bir hukuk devletinde kabul edilemeyecek kadar uzun olduğu, bu yönüyle kuralda tutuklamanın adeta bir ceza olarak uygulanabilmesine imkan tanınarak, tutuklama tedbiriyle ulaşılmak istenen hukuki yarar ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı arasındaki makul dengenin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı aleyhine bozulmasına neden olunduğu görülmektedir" "Kişi hürriyeti hakkına getirilen sınırlamalar, hakkın özüne dokunamayacağı gibi, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine de aykırı olamaz" "Adil ve etkili bir yargılamanın sağlanması şeklindeki kamu yararı ile kişilerin özgürlük ve güvenlik hakkı arasında makul bir dengenin kurulması ve tutuklama tedbirinin kişi yönünden bir cezaya dönüşecek şekilde orantısız olarak uygulanmasına izin verilmemesi gerekir"

Anayasa Mahkemesinin, kamuoyunda 3. yargı paketi olarak bilinen 6352 sayılı Kanun'un, "devletin güvenliğine, anayasal düzene, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı ve casusluk" suçlarında Ceza Muhakemesi Kanunu'nda (CMK) öngörülen tutuklama süresinin iki kat uygulanacağına ilişkin hükmünü iptal gerekçesi Resmi Gazete'de yayımlandı.

CHP, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un bazı maddelerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması için Anayasa Mahkemesine başvurmuştu.

Heyet, Kanun'un 75. maddesiyle 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) başlığıyla değiştirilen 10. maddesinin, "Türk Ceza Kanununun 305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332. maddeleri hariç olmak üzere, ikinci kitap dördüncü kısmın dört, beş, altı ve yedinci bölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda (CMK) öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır" biçimindeki beşinci fıkrasının iptaline, iptal hükmünün bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar vermişti.

İptal edilen hüküm, TCK'daki, "Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar", "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar", "Milli Savunmaya Karşı Suçlar" ve "Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk" suçlarında, CMK'da öngörülen beş yıllık tutuklama süresinin iki kat artırılmasını düzenliyordu.

İptal kararının gerekçesinde, Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık devlet olduğu anlatıldı.

Anayasa'nın 19. maddesinde herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu, şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumların sınırlı olarak sayıldığı belirtilen gerekçede, bunlar arasında, mahkeme kararına dayalı olarak tutuklanmasının da sayıldığı, böylece tutuklama tedbirine özgürlük ve güvenlik hakkını sınırlayabilen bir istisna niteliği tanındığı kaydedildi.

Gerekçede, özgürlük ve güvenlik hakkının sınırlandırılabilmesi için Anayasa'nın 19. maddesinde belirtilen koşulların yanısıra temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa'nın 13. maddesine de uyulması gerektiği ifade edilerek, "Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, Anayasa'nın 19. maddesinde belirtilen nedenlere bağlı olarak, kanunla ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ancak getirilen bu sınırlamalar hakkın özüne dokunamayacağı gibi, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine de aykırı olamaz" denildi.

-"Tutuklama tedbirinin ölçülü olması gerekir"

Ölçülülük ilkesi kapsamında, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir denge bulunması gerektiği belirtilen gerekçede, şu ifadelere yer verildi:

"Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, belirtilen koşullara ve sebeplere uygun olarak tutuklanabilmesi, adil ve etkili bir yargılamanın sağlanması amacıyla demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken zorunlu tedbirlerdendir. Nitekim tüm çağdaş demokratik devletlerin mevzuatında ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde bu tedbire özgürlük ve güvenlik hakkını sınırlayan bir istisna olarak yer verilmiştir. Ancak tutuklama tedbirinin demokratik toplumda gerekli olması yeterli olmayıp ölçülü de olması gerekir. Bu çerçevede adil ve etkili bir yargılamanın sağlanması şeklindeki kamu yararı ile kişilerin özgürlük ve güvenlik hakkı arasında makul bir dengenin kurulması ve tutuklama tedbirinin kişi yönünden bir cezaya dönüşecek şekilde orantısız olarak uygulanmasına izin verilmemesi gerekir."

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının birinci cümlesinde de "Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır" denilerek kişilerin "makul süre içinde yargılanma" ve "makul süreyi aşan sürelerle tutuklu kalmama" haklarının anayasal güvenceye bağlandığı ifade edilen gerekçede, tutuklama tedbirinin ölçülü olmasının Anayasa'nın 13. maddesi kadar 19. maddesinin de zorunlu bir gereği olduğu belirtildi.

Dava konusu kuralda, bazı suçlar yönünden, suçluluğu henüz sabit olmamış kişilerin on yıl gibi uzun süre boyunca özgürlüklerinden mahrum bırakılabilmesine imkan tanındığı belirtilen gerekçede, şunlar kaydedildi:

"Ceza yargılamasına ilişkin kuralları ve bu kapsamda suç türlerine göre tutukluluk sürelerini belirlemek kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında bulunmakla birlikte, gerek ulusal mevzuatta ve uygulamada gerekse de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, ilk derece mahkemelerince sanığın suçlu bulunarak mahkum edilmesinden sonraki sürecin tutukluluk olarak değerlendirilmediği de nazara alındığında, dava konusu kuralda düzenlenen azami tutukluluk süresinin demokratik bir hukuk devletinde kabul edilemeyecek kadar uzun olduğu, bu yönüyle kuralda tutuklamanın adeta bir ceza olarak uygulanabilmesine imkan tanınarak, tutuklama tedbiriyle ulaşılmak istenen hukuki yarar ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı arasındaki makul dengenin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı aleyhine bozulmasına neden olunduğu görülmektedir. Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2, 13 ve 19. maddelerine aykırıdır." - Ankara

Kaynak: AA

Son Dakika Güncel Millete ve Devlete Karşı Suçlarda Tutuklama Süresinin Artırılmasına İptal Gerekçesi - Son Dakika


Advertisement