(ANKARA) - Eğitim ve Bilim Gücü Dayanışma Sendikası (Eğitim Gücü Sen) Genel Başkanı Oğuz Özat, "İlginçtir ki kamu sendikacılığında doğrudan parti sendikacılığı görülmektedir. Partiye uymuşlar, önlerini iliklemişler. 'Emredersiniz' derken 2 milyon memuru ve 4 milyon emekliyi açlık sınırına teslim ettiler. Eğitim Gücü Sen ise, bu durumu yırtıp atmıştır. Aralık ayında 8-9 yıllık bir öğretmen 51 bin lira maaş alıyor ve bunun 30 bin lirasını kiraya veriyor" dedi.
Eğitim Gücü Sen 2'nci Olağan Genel Kurul Toplantısı'nı Ankara'da düzenledi. CHP'nin Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş'ın da katıldığı toplantıda açıklama yapan sendika başkanı Oğuz Özat, Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" uygulamasının okulların şu anki fiziki yapısına uygun olmadığını ifade ederek, şunları söyledi:
"'Uyum sağlama' ve 'uyma davranışı' diye bir kavram vardır. Uyum sağlama, topluma uyumlu olmak; toplumun gereğini yapmak, iyi bir birey olmak ve üretmek demektir. Ancak bunun yanında gerektiğinde protesto edebilmeyi, yanlış olana karşı çıkabilmeyi de bilmeyi gerektirir. Uyma davranışı ise koşulsuz itaattir. Hiçbir şeye karşı çıkmamak, köle gibi davranmaktır. Ne yazık ki Türkiye'deki kamu sendikacılığı uzun süre uyma davranışındaydı. Biz, uyum sağlayan taraftayız ve bunun bir ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. Özellikle eğitim sektöründe.
İşçi sendikalarında da sağ da vardır, sol da. Ancak ilginçtir ki kamu sendikacılığında doğrudan parti sendikacılığı görülmektedir. Partiye uymuşlar, önlerini iliklemişler. 'Emredersiniz' derken 2 milyon memuru ve 4 milyon emekliyi açlık sınırına teslim ettiler. Eğitim Gücü Sen ise, bu durumu yırtıp atmıştır. Aralık ayında 8-9 yıllık bir öğretmen 51 bin lira maaş alıyor ve bunun 30 bin lirasını kiraya veriyor.
"Biri kökten reddediyor, diğeri kökten kabul ediyor"
Biz, kökten yok da etmiyoruz, kabul de etmiyoruz. Bir örnek vereyim; 'Maarif Modeli' ile müfredat tamamen değiştirildi. 20 dakika sonra muhalefete yakın bir sendikanın başkanı bu müfredatı 'mürid yetiştirme programı' olarak niteleyip eleştirdi. Aynı dakikalarda iktidara yakın bir sendika ise 'müthiş bir program' dedi. Allah'tan korkun; 7 bin sayfalık bir müfredat 20 dakikada nasıl okunur? Biri kökten reddediyor, diğeri kökten kabul ediyor.
"Kendilerine yakın sendikalardan onlar da bıkmış durumda"
Biz ne yaptık? Akademisyenlerimizle birlikte başkanlarımıza ve üyelerimize SMS göndererek bir form oluşturduk, müfredatı incelemelerini ve raporlamalarını istedik. 20 gün sürdü. Ardından bu raporu tüm siyasi partilere, Türkiye Büyük Millet Meclisi Eğitim Komisyonu'na ve bakanlığa gönderdik. Hepsinden teşekkür aldık. 'Bunu gönderen tek sendika sizsiniz, doğru rapor gönderen de tek sizsiniz' dediler. Biz her partiyle görüşüyoruz, taleplerimizi her partiye iletiyoruz. Hatta o partiler bile bize 'Lütfen duruşunuzu bozmayın' diyor. Kendilerine yakın sendikalardan onlar da bıkmış durumda.
Maarif Modeli'ne gelince; bana göre güzel bir model, uygulaması bol. Ancak öğretmenler yetiştiremiyor. Ancak o model, şu anki okulların fiziki yapısına uygun değil. Bir öğretmen arkadaşımız beni arayıp 'Yaprak incelemesi yapacağım ama okulda mikroskop yok' dedi. Spor atölyesi yok, resim atölyesi yok…"
"Bugün Türkiye'de eğitim sisteminin içindeki hiçbir bileşen mutlu değil"
Özçağdaş ise şunları söyledi:
"Buraya gelirken Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel'in selamlarını getirdim. Biraz geç kaldım çünkü dün sabahtan bu sabaha kadar emekliler için yürüttüğümüz bir nöbet vardı. Ben de bugün grubun yöneticisi olarak 24 saattir Meclis'teydim. Türkiye'nin dört bir yanında pek çok sorunumuz var. Ancak bizim inandığımız şey şu: Türkiye'de çözülemeyecek hiçbir sorun yok. Her sorun çözülebilir. Fakat bugün Türkiye'de eğitim sisteminin içindeki hiçbir bileşen mutlu değil. Öğrenciler mutlu değil, gelecekten umutlu değiller. Öğretmenler, yoksulluk sınırının altında maaşlarla, çok ciddi olumsuz koşullarda çocuklar için bir gelecek inşa etmeye çalışıyor. Veliler, çocuklarının yaşadıklarını görüyor ve onları geleceğe hazırlayamadıkları kaygısıyla her geçen gün daha da mutsuz oluyorlar. Türkiye'nin içinde bulunduğu tablo bu.
"Türkiye'de birçok kamu kurumunda güvenlik görevlisi var ama çocuklar için okullarda güvenlik görevlisi yok"
Oysa Türkiye'de tüm bu sorunları çözecek hem insan kaynağı hem de maddi kaynak var. Bütçe kısa süre önce Meclis'te kabul edildi. Ben de İstanbul Milletvekili olarak Plan ve Bütçe Komisyonu'nda aylarca bu bütçeyi tartıştım. Hayatta her şey bir tercihtir. Örneğin, Milli Eğitim Şurası'nda alınan kararlar ortada. Okullarda güvenlik sorunu yaşanıyor. Türkiye'de birçok kamu kurumunda güvenlik görevlisi var ama en çok korunması gereken çocuklar için okullarda güvenlik görevlisi yok. Yüzlerce, binlerce öğrencinin bulunduğu okullarda hemşire yok. Maalesef yeterli temizlik görevlisi yok. 100 bin ücretli öğretmen var. Eğer yeterli atamalar yapılsa, okullardaki 18 milyon öğrenciye bir öğün sıcak yemek ve bir bardak temiz su verilse, bunun toplam maliyeti 460 milyar liradır. Bununla ilgili hem komisyonda hem Genel Kurul'da teklif verdik, reddedildi. Yurttaş, 'Bu para nereden bulunacak?' diye sorabilir. Ben size söyleyeyim: Sadece bu yıl şirketlerden alınmayan vergiler 768 milyar liradır. Kur korumalı mevduattan doğan kamu zararını, yanlış yatırımları saymıyorum bile."
Son Dakika › Güncel › Eğitim Sendikacılığı ve Maaş Sorunları - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.
Sizin düşünceleriniz neler ?