Başbakan Erdoğan, Darbe Komisyonu'nun Sorularını Yanıtladı - Son Dakika
Son Dakika Logo

Başbakan Erdoğan, Darbe Komisyonu'nun Sorularını Yanıtladı

Başbakan Erdoğan, Darbe Komisyonu\'nun Sorularını Yanıtladı
26.11.2012 20:59

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisinin ve arkadaşlarının, 12 Eylül 1980 müdahalesini ve 28 Şubat müdahalesini bizzat yaşadıklarını ve bu müdahalelerde ağır bedeller ödediklerini belirtti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kendisinin ve arkadaşlarının, 12 Eylül 1980 müdahalesini ve 28 Şubat müdahalesini bizzat yaşadıklarını ve bu müdahalelerde ağır bedeller ödediklerini belirtti.

Erdoğan, Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu'nun sorularına yanıt verdi.

Demokrasiye, milli iradeye yönelik müdahale girişimlerinin ekonomik boyutunun son derece önemli olduğuna dikkati çeken Erdoğan, müdahale dönemlerinin, Türkiye'nin çok ağır faturalar, çok ağır bedeller ödediği dönemler olduğunu kaydetti.

Erdoğan, bu dönemlerde Türkiye ekonomisinin büyüme hızının yavaşladığını, uluslararası itibarının kaybolduğunu, esnafın, tüccarın, sanayicinin, çiftçinin işlerinin bozulduğunu, çeşitli nedenlerle millete çok ağır yük yüklendiğini belirtti.

Müdahalelerin ekonomi üzerindeki etkisinin yıllarca devam ettiğini, nesilleri etkisi altına aldığını kaydeden Erdoğan, "1945 yılında sona eren İkinci Dünya Savaşı'nın ardından, tamamen yanmış ve yıkılmış ülkeler çok hızlı şekilde toparlanıp güçlü ekonomiler konumuna yükselirken, Türkiye müdahaleler nedeniyle toparlanamamış, büyük potansiyeline rağmen gücünü yeterince açığa çıkaramamıştır" dedi.

Türkiye yoksullaşırken, millet yoksullaşırken, nesilleri etkisi altına alacak durgunluklar yaşanırken, müdahalelerin kendi zenginlerini oluşturmaktan geri durmadığını, belli çevrelerin müdahaleler sayesinde ciddi haksız kazanımlar elde ettiğini ifade eden Erdoğan, yanıtında, "Müdahale dönemlerinde oluşturulan antidemokratik yapılanmalar, kurum ve kurallar sebebiyle etkisini sürdüren vesayetçi anlayış, iktidarların önünde bariyer olmaya devam etmiş, Türkiye'nin ekonomik kalkınması için gereken ivmeyi yakalamasını zorlaştırmıştır. Millete hesap vermeyen kurum ve kuralların zamanın gerisinde kalan anlayışları, millete kaybettirmeyi sürdürmüş, ülkenin büyümesinin önüne set çekmiştir" görüşüne yer verdi.

-Medyanın rolü-

Müdahaleler sürecinde medyanın rolünün de inkar edilemeyeceğini belirten Erdoğan, demokrasinin 4. kuvveti olması beklenen medyanın, ne yazık ki müdahale zeminlerinin hazırlanmasında önemli roller üstlendiğini vurguladı.

Müdahaleler döneminde; basın özgürlüğü, basın ahlakı, demokrasi, tarafsızlık ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde, medyanın kişileri ve kurumları hedef aldığını, sivil siyasetin alanının daraltılmasında etkin sorumluluk üstlendiğini kaydeden Erdoğan, müdahale süreçlerinde medyanın bazı kurumların etkisi altına girdiğini, yönlendirildiğini ve tehdit yoluyla belli istikametlere zorlandığını belirtti.

Erdoğan, medyanın sadece siyasi iktidarlara değil, kendi içindeki demokrasi savunucularına karşı da 'andıçlar' üzerinden saldırılar gerçekleştirdiğine, vesayetçi kurumların tetikçiliğini yaparak medya ve siyaset mühendisliğine soyunduğuna dikkati çekti.

-Sivil toplum örgütleri-

Müdahale süreçlerinde sivil toplum örgütlerinin rolünün de incelenmeye, araştırılmaya muhtaç olduğunu belirten Erdoğan, yanıtında, "Demokratik ortamın en önemli mekanizmalarından olması gereken, bizzat demokrasiyle var olabilen, demokrasiyi güçlendirmek gibi bir işlevi bulunan sivil toplum örgütleri, bazı müdahale zamanlarında, milli iradeden ve hukuktan yana olmak yerine, statükodan ve vesayetçi anlayıştan tarafa olmayı tercih etmiş, müdahale süreçlerine zemin hazırlanmasına, süreçlerin hızlanmasına, müdahalelerin meşrulaştırılma çabalarına destek vermiştir" ifadesine yer verdi.

Erdoğan, Türkiye'de müdahaleler araştırılırken, yeni müdahalelerin olmaması için tedbirler alınırken, siyasetçinin, bürokrasinin, ekonomik çevrelerin, medyanın ve sivil toplum örgütlerinin geçmişte bu durumlarda takındıkları tavrın mutlaka incelenmesi ve bunlardan dersler çıkarılması gerektiğini bildirdi.

-"Ağır bedeller ödedik"-

"Bizim neslimiz, müdahalelerle mağdur ve ma'lul bir nesildir" diyen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Çocuklarımız ve gençlerimiz, geçmişte yaşanan müdahalelerin bedelini bugün dahi öderken, bizler, yıllara sari bu bedelin yanı sıra, müdahaleleri bizzat yaşayarak, müdahalelerde bizzat hedef alınarak mağduriyetler yaşadık.

Şahsım ve arkadaşlarım, 12 Eylül 1980 müdahalesini ve 28 Şubat müdahalesini bizzat yaşadık ve bu müdahalelerde ağır bedeller ödedik. 1976 yılında MSP Beyoğlu Gençlik Kolları Başkanlığı görevimi yürütürken gerçekleşen 1980 darbesine doğrudan maruz kalan bir siyasetçiğim. 1980 darbesiyle, bütün siyasetçiler gibi ben de siyasi faaliyetlerime ara vermek durumunda kaldım.

12 Eylül 1980 öncesinde, sağduyuyu, soğukkanlılığı telkin eden; çatışmaların uzağında duran, birbiriyle çatışan taraflar arasında uzlaşmayı, barışmayı, diyaloğu öne çıkaran bir tavır içinde olduk. Yaşanan çatışmaların yapay olduğunu, kışkırtmaların neticesi olduğunu görüyor; gençlerin birbirlerine yönelik husumetlerinin, kendilerine, ailelerine, ülkeye ağır zararlar verdiğini bizzat müşahade ediyorduk.

12 Eylül öncesinde, kardeşliğe, birliğe, dayanışmaya yönelik tüm çağrılarımız, bu yöndeki tüm gayretlerimiz maalesef karşılık bulamamış; kendi yakın arkadaşlarımız da dahil olmak üzere çok sayıda genç bu süreçte hayatını kaybetmiştir. 12 Eylül öncesini bizzat yaşamış biri olarak, müdahale öncesi manzaranın tamamen yapay tartışma ve çatışmalardan ibaret olduğunu hatırlatmak durumundayım.

Çatışma, kamplaşma süreci, adeta bir müdahalenin gerekçesi, bir müdahalenin bahanesi, zemini olarak tasarlanmıştır. Gençlerin birbirine yönelik hasmane tutumlarına ek olarak, Meclis'in çözüm üretme iradesi dışardan müdahalelerle yok edilmek istenmiştir. 12 Eylül müdahalesi öncesinde de ekonomik çevrelerin, medyanın ve sivil örgütlerin kışkırtmaları süreçte önemli rol oynamıştır.

Askeri müdahale ile çatışmalar sona ererken, gençlik üzerinde, tüm millet üzerinde ağır baskılar, işkenceler, sindirmeler, hatta idamlar uygulanmıştır.

Müdahale sonrasında statüko kendisini tazelemiş, daha fazla güçlendirmiş, kurumların alanını olabildiğince genişletirken, sivil siyasetin alanını daraltmıştır. 12 Eylül müdahalesinin etkilerinin zayıflaması yıllar almıştır. 12 Eylül'ün gençler üzerinde açtığı derin yaralar iyileşmezken, millet iradesinde açtığı yaralar da daha uzun süreler kanamaya devam etmiştir. Sivil siyaseti ve hükümetlerin yetkilerini daraltan 12 Eylül süreci, belli bir noktadan sonra demokrasi ile statüko arasında yeni bir gerilimin doğmasına yol açmıştır."

Bu gerilimin, 28 Şubat 1997'de, yeni fakat 'postmodern' bir darbe ile gün yüzüne çıktığına işaret eden Erdoğan, "Demokrasinin yavaş da olsa ilerleme kaydettiği, milli iradenin tekrar güç kazandığı, milletin tercihlerinin, talep ve beklentilerinin çok daha güçlü şekilde seslendirilmeye başlandığı bir dönemde, 28 Şubat'la statüko ve statükoya sırtını dayayan egemen güçler, bir kez daha kendilerini tazeleme, yeniden güç kazanma girişiminde bulunmuşlardır. Milletin oylarıyla iktidara gelen siyasi partilere yönelik tahammülsüzlük, milletin iradesini hiçe sayan fiili dayatmaya dönüşmüş, siyaset mühendisliğiyle yeni bir düzen oluşturulmaya çalışılmıştır" dedi.

Başbakan Erdoğan, 12 Eylül sonrasında, İstanbul'da, siyasetin içinde aktif görevler almış biri olarak, siyaset alanının nasıl daraltıldığını bizzat yaşadığını ifade etti.

12 Eylül yasalarının sınırlandırdığı siyaset alanı içinde, milletin arzu, talep ve beklentilerini, millet iradesini idareye yansıtmak yolunda zorlu bir mücadelenin içinde olduğunu kaydeden Erdoğan, "Bu zorlu mücadeledeki kararlılığımız neticesinde, 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevi aziz milletimiz tarafından şahsıma tevdi edildi" dedi.

(bitti)

Muhabir: Kubilay Çelik

Yayıncı: Sefa Salantur - TBMM

Kaynak: AA

Son Dakika Güncel Başbakan Erdoğan, Darbe Komisyonu'nun Sorularını Yanıtladı - Son Dakika


Advertisement