İran'ın Nükleer Krizi Derinleşiyor: Gizli Stoklar ve Diplomatik Çıkmaz
ABD ve İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik hava saldırıları, Ortadoğu'daki krizi derinleştiriyor. Müzakerelerin başarısızlığı, nükleer tehditin devam ettiğinin altını çiziyor.
Ortadoğu'da tansiyonu zirveye taşıyan son gelişmeler, İran'ın nükleer dosyasını stratejik ve diplomatik açıdan yeniden dünyanın en kritik gündem maddelerinden biri haline getirdi. ABD ve İsrail'in haftalar boyunca sürdürdüğü yoğun hava saldırılarıyla İran'ın Fordow, Natanz ve İsfahan başta olmak üzere kilit nükleer merkezlerine ağır darbeler indirildiği belirtilse de, bu operasyonların krizi bitirmek yerine daha derin, daha belirsiz ve daha tehlikeli bir safhaya taşıdığı görülüyor. Uzmanlar, vurulan tesislerden çok, yer altında korunmuş olabilecek stoklar, gizli yürütülen kapasite ve Tahran'ın elinde tuttuğu düşünülen imkanlara dikkat çekiyor.
Diplomatik temaslarda da benzer bir tablo ortaya çıktı. ABD ile İran arasında Pakistan'ın başkenti İslamabad'da yürütülen yaklaşık 21 saat süren müzakereler anlaşma olmadan sona erdi. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının temel nedeninin İran'ın nükleer programına ilişkin tutumu olduğunu belirtti. İran tarafı ise müzakerelerin çökmesini Washington yönetiminin 'aşırı taleplerinden geri adım atmamasına' bağladı.
ABD'nin askeri operasyonlarında Fordow ve Natanz'daki yer altı zenginleştirme tesisleri ağır hasar aldı, ancak uzmanlara göre İran'ın nükleer kapasitesi tamamen ortadan kaldırılmış değil. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı verilerine göre İran, yaklaşık 450 kilogram seviyesinde, silah üretimine yakın derecede zenginleştirilmiş uranyum stokunu elinde bulunduruyor. Bu miktarın yaklaşık yarısının İsfahan'daki nükleer tesisin derinliklerinde yer alan tünellerde saklandığı belirtiliyor. Uzmanlar, bu stokun korunmuş olmasının ABD açısından en büyük stratejik sorunlardan biri olduğuna işaret ediyor, çünkü bu miktarda zenginleştirilmiş uranyum, kısa sürede nükleer silah üretimine dönüştürülebilecek kapasite anlamına geliyor.
İran Araştırmaları Merkezi araştırmacılarından Oral Toğa, İran'ın yüzde 60'lık stokunun, yüzde 90'a yükseltildiğinde yaklaşık dokuz nükleer silaha yetecek fisil materyal sağlayabilecek kapasitede olduğunu ifade etti. Ancak silah üretiminin sadece yeterli miktarda uranyuma sahip olmakla sınırlı olmadığını, metalik forma dönüşüm gibi teknik aşamaların da gerekli olduğunu ve mevcut verilerin İran'ın bu adımları tamamladığına dair doğrudan kanıt sunmadığını ekledi.
İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden tamamen vazgeçmeyi reddederken, bu faaliyetlerin barışçıl enerji üretimi kapsamında olduğunu savunuyor. ABD'li yetkililer ise mevcut durumda İran'ın yeni uranyum zenginleştirme faaliyetleri yürüttüğüne dair somut bir bulgu olmadığını ve mevcut bölünebilir materyalin uydu sistemleri aracılığıyla izlendiğini belirtiyor. Uzmanlar, İran'ın nükleer kapasitesinin en kritik bölümünün yer altındaki derin ve güçlendirilmiş tesislerde bulunduğunu vurguluyor, bu tesislerin ABD'nin en güçlü sığınak delici mühimmatlarına karşı dahi yüksek direnç gösterebilecek şekilde inşa edildiği ifade ediliyor.