(İSTANBUL) - TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Parlamentolar Arası Birlik Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada küresel sistemin adalet ve barışı sağlama konusunda yetersiz kaldığını belirterek, Gazze başta olmak üzere yaşanan krizler karşısında uluslararası toplumun daha cesur ve ilkeli bir tutum sergilemesi gerektiğini vurguladı. Kurtulmuş, "Vicdanı temsil ettiğini söyleyen merkezler, acıyı seyretmekle yetinmektedir. Filistin meselesi belirli bir bölgenin trajedisi olmanın çok ötesine geçmiş ve insanlığın ortak bir sınanma alanı haline gelmiştir" dedi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152. Genel Kurulu kapsamında düzenlenen "Gelecek Nesiller İçin Umudu Yeşertmek, Barışı Sağlamak ve Adaleti Temin Etmek" temalı toplantıda konuştu. Kurtulmuş, konuşmasında şunları kaydetti:
"İnsanlık, büyütülen, genişletilen çatışmaların, ağırlaşan eşitsizliklerin, yerinden edilmelerin, açlık dalgalarının ve güven aşınmalarının iç içe geçtiği zor ve önemli bir dönemden geçmektedir. Çok taraflı ve kutuplu siyasal mimari uzun yıllar boyunca uluslararası dengenin ana unsurlarından birisi olmuştur. Son yıllarda yaşanan gelişmeler kurumların irade üretme kapasitesini ve kavramların ahlaki ağırlığını adeta ortadan kaldırmaktadır. Karşımızdaki tablo sadece teknik bazı aksaklıklardan kaynaklanan bir durum değildir. Daha derin, daha kapsamlı, daha evrensel bir sorunla karşı karşıyayız. Küresel sistem sorunları çözme iddiasını korurken malesef norm uygulama cesaretini ortaya koyamamaktadır. İlkesel olarak metinler ortada durmakta, yürürlükte olmakla birlikte milyonlarca insanın maruz kaldığı yıkım karşısında bahsedilen ilkelerin koruyucu hiçbir etkisi kalmamıştır. Hukuk, güç sahiplerine gelince esneyen, zayıfların karşısında ise katılaşan bir baskı aracına dönüşmüştür."
Gazze'de yaşanan vahim tablo bu çöküşün en açık ifadelerinden sadece birisidir. Sivillerin korunamadığı, yaşam haklarının güvence altına alınamadığı, sağlık altyapısının çöktüğü bir durum karşısında etkili ve bağlayıcı bir iradenin ortaya konulamaması uluslararası sistem bakımından hepimiz açısından ciddi bir sorumluluktur. Burada sözü dolandırmaya gerek yoktur; insanlığa yeniden yönelen sistematik saldırılar karşısında suskun kalan uluslararası yapı aslında kendi kurucu iddialarını kaybetmektedir. Vicdanı temsil ettiğini söyleyen merkezler, acıyı seyretmekle yetinmektedir. Filistin meselesi belirli bir bölgenin trajedisi olmanın çok ötesine geçmiş ve insanlığın ortak bir sınanma alanı haline gelmiştir. Küresel vicdanın en temel işlevi kimden geldiğine bakılmaksızın ihlale ihlal diyebilmek ve ihlali yapanı suçlu olarak insanlık ailesinin önüne çıkarabilmektir. Nezaket, zulmü görünmez kılan bir örtüye asla dönüştürmemeli; nezaket perdesi altında zalime zalim diyebilme kudretini kaybetmemeliyiz.
Parlamentolara bu dönemde büyük bir görev düşmektedir. Sözü hem en açık bir şekilde söyleyecek hem de sözlerimizde asla ve asla hakikati gizleyecek, nezaket adı altında hakikati gizleyecek bir davranış içerisinde olmayacağız. Temsil görevini üstlenen herkes kendi toplumunun menfaatini korurken insanlık ailesinin ortak haysiyetini de gözetmek mecburiyetindedir. Aksi halde 'ulusal çıkar' kavramı evrensel ölçüleri dışlayan dar bir siyasal kalıba dönüşebilir. Adaletsizliğin yaygınlaştığı ve silahlanma yarışına girilen bir dünyada hiçbir ülkeye kalıcı emniyetin sağlanması bu çerçevede mümkün olmaz. Güvenlik, başka halkların güvensizliği üzerine bina edildiğinde sürdürülebilir bir sistem olmaktan çıkar. Dünyada gelir uçurumları derinleştikçe ve genç kuşakların gelecek tahayyülleri zayıfladıkça dünya barışından da uzaklaştığımız aşikardır.
Kuraklık, su stresi, gıda güvensizliği, afetlerin sıklığı ve çevresel kırılganlıklar farklı coğrafyalardaki toplumları ağır biçimde etkilemektedir. Yükü en ağır şekilde taşıyan toplumların çoğu, tarihsel sorumluluğu bütün bu alanlarda en az olan toplumlar arasında yer almaktadır. Bu adaletsizlik karşısında daha duyarlı, daha dengeli ve samimi bir iş birliği anlayışına ihtiyacımız olduğu da açıktır. Bizler ayrışmaları derinleştiren dilden yana olmayacağız. Hakkaniyeti esas alan, müzakereyi öne çıkaran, insan onurunu koruyan, temsil krizlerini azaltan ve çok taraflı yapıları daha itibarlı hale getiren bir çizgiyi savunmaya devam edeceğiz. Aynı yaklaşım parlamentolar arası temas bakımından da hiç şüphesiz geçerlidir. Farklı görüşlerin meşru zeminde konuşulabildiği, sert fikir ayrılıklarının medeni usüller içinde ele alınabildiği ve ortak yarar etrafında imkanların çoğaltıldığı bir anlayışı geliştirmek zorundayız.
Güçlü olanın hukuk ürettiği hatta hukuk dayattığı bir denklem insanlık vicdanını tatmin edemez. Güç ile hak arasındaki makas açıldıkça uluslararası sistemin güvenilirliği ve taşıdığı yük de artmaya başlar. İnsanlık tarih boyunca büyük krizlerin ardından büyük muhasebeler de yapmıştır. İçinden geçtiğimiz safhada benzer şekilde çok derin krizleri yaşadığımız bir dönemdir ve kendi kendimizi sorgulamayı gerektirmektedir. Uluslararası sistem ve bütün kurumları derin bir yüzleşmeyle baş başa kalmak mecburiyetindedir. Önümüzde duran esas soru kurumlar, kurallar ve kavramların yeniden itibar kazanıp kazanmayacağıdır. Aksi takdirde küresel vicdan ile siyasal mekanizmalar arasındaki mesafe ayrılacak ve küresel sistem vicdanın sesi olmayı başaramayacaktır."
Son Dakika › Güncel › Kurtulmuş'tan Uluslararası Barış Vurgusu - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.
Sizin düşünceleriniz neler ?