Sabah telefona bakarak uyanan, gününü ekranlar arasında tüketen ve gece yine görüntülerle uyuyan bir çağdayız. Her şey var: haber var, yorum var, bilgi var… Ama bir şey eksik: derinlik. İşte bu eksiklik, çağımızın en büyük kırılmasını doğuruyor. Çünkü mesele artık “bilmemek” değil; doğruyu idrak edememek. Bugün yaşanan kriz, aslında yeni değil. Bu durum, vahyin ilk hitabıyla birlikte insanlığa gösterilen bir tehlikenin modern biçimidir. İlk emir “Oku!” iken, bugün insanın en büyük savruluşu okumaktan uzaklaşmasıdır. Bu uzaklaşma, sadece kitaplardan değil; hakikatten uzaklaşmadır.
Kur’ân, bilenle bilmeyenin bir olmayacağını açıkça ortaya koyar. Bu sadece bir bilgi meselesi değildir; bir varoluş meselesidir. Çünkü bilmek, insanın yönünü belirler. Yönü olmayan ise sürüklenir. Bugün insan, kendisinin seçtiğini zannettiği bir hayatı yaşıyor. Oysa karşısına çıkan içerikler, fikirler ve hatta tepkiler çoğu zaman başkaları tarafından şekillendiriliyor. Bu durum, klasik kölelikten daha derin bir bağımlılık üretir: Zihinsel esaret. Bu esaretin en tehlikeli yanı ise fark edilmemesidir.
Klasik İslam düşüncesinde ilim, kuru bir bilgi yığını değildir. İlmin amacı, insanı dönüştürmektir. Bu anlayışta bilgi: Kalbe inmeli, Ahlâkla birleşmeli, Hayata yön vermelidir. Nitekim ilmin, insanı karanlıktan aydınlığa çıkaran bir nur olduğu vurgulanır. Bu yaklaşımda okumak: sadece öğrenmek değil, kendini tanımaktır. Eğer bilgi insanı değiştirmiyorsa, o bilgi yükten ibarettir. Çünkü hakiki ilim, insanın iç dünyasında bir diriliş başlatır. Bugün yaşanan kriz de tam burada başlar: İnsan bilgiye ulaşıyor ama dönüşmüyor.
Tarih bize açık bir yasa sunar: İlim yükselirse toplum yükselir, ilim zayıflarsa toplum çözülür. Toplumların ilim üretimi ile medeniyet seviyesi arasında doğrudan bir bağ vardır. Bu bağ koptuğunda: düşünce zayıflar sorgulama kaybolur taklit başlar Taklit eden toplum ise üretmez; sadece tüketir. Üretemeyen toplum ise zamanla başkalarının kurduğu düzenin parçası hâline gelir. Bugün birçok toplumun yaşadığı kriz tam olarak budur. Sorun dış güçler değil; içte zayıflayan idraktir.
Eskiden cehalet, bilgiye ulaşamamaktı. Bugün ise cehalet, bilgi içinde kaybolmaktır. Sosyal medya, diziler ve hızlı tüketim kültürü insana şu telkini verir: “Düşünmeye gerek yok.” Bu telkin zamanla alışkanlığa, ardından kabule dönüşür. İnsan artık: uzun okumalar yapamaz derin düşünemez sabır gösteremez Böylece yüzeysel bilgiyle yetinen bir zihin oluşur. Bu zihin, kolay yönlendirilir. Çünkü sorgulamaz. İşte modern çağın en büyük tehlikesi budur: Düşünmeyen ama bildiğini zanneden insan.
Bir toplum kendi değerlerini, düşüncesini ve yönünü ilimle inşa etmezse; bu boşluk mutlaka doldurulur. Bugün sıkça duyulan kavramlar, dışarıdan yapılan tanımlamaların bir sonucudur. Çünkü boşluk kabul etmez. Eğer bir toplum kendini tanımlamazsa, başkaları onu kendi çıkarlarına göre tanımlar. Bu da sadece kültürel değil; zihinsel bir bağımlılık üretir. Çözüm karmaşık değildir; ama zordur: Okumak Düşünmek Tefekkür etmek Fakat bu okuma: yüzeysel değil derin olmalı bilgi değil idrak üretmeli ezber değil bilinç kazandırmalı Çünkü insan ancak bu şekilde: kendini tanır hakikati ayırt eder özgürleşir
Bugün kimse zorla susturulmuyor. Ama milyonlarca insan düşünmeden yaşıyor. Kimse zincire vurulmuyor. Ama zihinler yönlendiriliyor. Bu yüzden mesele artık şudur: Okumamak bir tercih değil; bir teslimiyettir. Ve değişmeyen hakikat şudur: Okumayan düşünemez. Düşünmeyen direnemez. Direnemeyen ise yönetilir. Sonuç kaçınılmazdır: Kendini inşa etmeyen bireyi de, toplumu da başkaları inşa eder.
Son Dakika › Güncel › Ekran Çağında Zihnin Kaybı: Okumayan Toplum Neden Yönetilir? - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.
Sizin düşünceleriniz neler ?