Diyarbakır'da bazı sivil toplum kuruluşlarınca "Ortadoğu'da Barış Arayışı İslam ve Demokrasi" paneli düzenlendi.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonunda düzenlenen panelde konuşan Mardin Artuklu Üniversitesi (MAÜ) Yaşayan Diller Enstitüsü Müdürü ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Kadri Yıldırım, panelin nisan ayında düzenlenecek olan çok geniş katılımlı uluslararası sempozyumun bir hazırlık aşaması olduğunu belirtti.
Hz. Peygamber ve onun bir devamı olan 4 halife döneminde günümüzün birçok derdine, hastalığına, çatışmasına ve huzursuzluğuna reçete olabilecek sosyal projelerin bulunduğunu, bunların o sıralarda çok başarılı bir şekilde uygulandığını kaydeden Yıldırım, özellikle Emevi iktidarından sonra bu sosyal projelerin büyük ölçüde tekçi zihniyete sahip iktidarlar tarafından bilerek, kısmen de bilmeyerek saklandığını veya üstünün örtüldüğünü savundu.
Söz konusu sosyal projelerden birinin de yeterince tanıtılmayan Medine Sözleşmesi olduğunu anlatan Yıldırım, Medine Sözleşmesinin 4 ana toplumsal grubu kapsadığını, dilleri, dinleri ve renkleri birbirinden farklı olan Yahudilerin, Müslüman Arapların, Müşfik Arapların ve Arap olmayan Müslümanların bir arada yaşamasını sağlayan son derece ileri bir anayasa olduğuna dikkati çekti.
Medine Sözleşmesinin ileri toplumsal bir sözleşme olduğunu dile getiren Yıldırım, sözleşmenin muhatabı olan insanların birbirinden dil, din ve renk açısından farklı olmalarına rağmen Hz. Peygamberin dehası sayesinde çok başarılı bir şekilde barış içerisinde yaşamlarını sürdürdüklerini kaydetti.
Sözleşmenin yazılı olduğunu aktaran Yıldırım, Arap toplumunun cahiliye döneminde alışık olduğu şifahi sözleşmelerin tersine ilk kez Arabistan yarımadasının yazılı bir sözleşmeye kavuştuğuna değindi.
Günümüzde, şifahi olarak verilen sözlerin yüzde 90'ının tutulmadığını belirten Yıldırım, "(Size bu hakkı vereceğim, şu hukuktan yararlanacaksınız) deniliyor, fakat verilen o sözler orada kalıyor. Bundan dolayıdır ki, başta Kürtler olmak üzere bir sürü mazlum halk kendilerini yönetenlerden haklarının anayasal güvenceye alınmasını talep etmektedirler. Yani yazıya geçirilmesini istiyorlar" ifadelerini kullandı.
Dünya tarihi boyunca sözlü olarak verilen sözlerin yerine getirilmediğinin hep görüldüğünü dile getiren Yıldırım, bu nedenle sözleşmenin yazıya geçirilmesinin bizzat Hz. Peygamberin emriyle son derece önem taşıdığını anlattı.
"Bin 400 yıl önce farklı dinlere, kimliklere, inançlara tanınan bu hakların 21. yüzyılda hala birçok 'demokratız' diyen ülkelerde tartışma konusu yapılması son derece ayıptır. Bunları Medine Sözleşmesinin mimarı olan Hz. Peygambere şikayet ediyorum" diyen Yıldırım, sözleşme ile suç ve cezaların bireyselleştirildiğini kaydederek, şunları söyledi:
"Cahiliye döneminde bir kabileden biri suç işlediği zaman diğer kabile, katilin kabilesinden kimi görse öldürürdü. Bu biraz bize de yansımış. Kürt aşiretlerine de yansımış. Halen birçok yerde bizde de devam ediyor. Bir Kürt aşiretinden biri öbür aşiretten birini öldürdüğünde o aşiretin insanları katili bulurlarsa tamam, bulamazlarsa önlerine geleni hatta ne kadar acıdır ki kendi aralarında soruşturuyorlar aşiretin en okumuş insanını öldürüyorlar. Binbir güçlükle yetişen o aydın insanı öldürmekten çekinmiyorlar."
Panelde, Prof. Dr. Yıldırım'ın ardından Abant İzzet Baysal Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Veysel Ayhan ve yazar Hüda Kaya da konuştu.
Bu arada, bazı izleyiciler paneldeki konuşmaların Kürtçe yapılmamasına tepki göstererek, salonu terk etti.
Son Dakika › Güncel › 'Ortadoğu'da Barış Arayışı İslam ve Demokrasi' paneli - - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.