Kürt siyasetinin önde gelen isimlerinden Ahmet Türk de Diyarbakır'ın orta yerindeki işkence tezgahına düşenlerden. 5 No'lu cezaevinde işkencenin en ağırını, aşağılanmanın en beterini yaşayan Türk, "12 Eylül, en çok Kürtleri mağdur etti. Dürüstçe söylemek gerekir ki Kürtlerin önünde 'hayır'la 'evet' arasında bir tercih olursa elbette ki hepsi 'evet' diyecek" diyor
İŞKENCENİN EN AĞIRINI YAŞADI
12 Eylül'ün Diyarbakır'da mahalle ortasına kurduğu trajedi yuvasında sadece sıradan bölge halkı işkence tezgâhından geçirilmedi. Dönemin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mardin milletvekili, yakın zamanın Demokratik Toplum Partisi (DTP) Genel Başkanı ve şimdinin yasaklı siyasetçisi Ahmet Türk de Diyarbakır Cezaevi'nde hayata bağlılığı sınananlardan. Cuntanın dışarıda halkı, içerde mahkûmları sorgusuz sualsiz ezdiği 1981'in Şubat ayı... Cezaevi girişinde önce bir 'hoş geldin' dayağı... Sonrası dram. Elinde bavulu, ağzı burnu kan içinde, yürüyemeyecek derecede bitkin ve çırılçıplak bir milletvekili... İşkencenin en ağırını, aşağılanmanın en beterini 20 ay boyunca yaşamak üzere 13. Koğuş'a atılıyor.
ÖLMEK İÇİN ALLAH'A YALVARDIĞIM OLDU
Türk de diğer Diyarbakır Cezaevi mağdurları gibi anılarını anlatırken zorlanıyor. Sesi titriyor zaman zaman, gözleri doluyor. 39 yaşında girdiği işkencehanede çektiklerini anlatırken ağlamamak için konuyu değiştirmeyi tercih ediyor. "Utanıyorum" diyor darbecilerin yapmaya hiç utanmadığı işkenceleri hatırlarken. Zor da olsa ağzından şu cümleler dökülüyor. "Havalandırmada lağım çukurunu açıyorlardı. Oradaki pisliğin üzerine sürüyorlardı bizi. Birbirimizle yarışıyorduk. Kuyuya yetişemeyen işkenceden kurtulabilmek için bir başkasının üzerindeki pisliği kendi üzerine sürüyordu. Bizim spor yaptığımız o havalandırma, spor bitinceye kadar kana bulanırdı." Vahşetin sınırı yok. Ellerini jiletle kesmişler, yıkattıkları bulaşığın suyunu içirmişler, kalaslarla kemiklerini kırmışlar... Bir noktadan sonra boğazı düğümlenen Türk, "Ölmek için Allah'a yalvarıyordum" diyor.
GERİ DÖNERİM DİYE MARŞLARI UNUTMADIM
Türk, tahliye sonrası 'ya bir daha geri dönersem' korkusuyla yaşamış uzun bir süre. Sonuçta darbe zamanı... Suçsuz da olsa bir insanın tutuklanması şaşılacak bir durum değil. Zaten tahliye sonrası bir bahaneyle cezaevine geri getirilen birçok kişiye şahit olmuşlar. Bir gün tutuklanacak olursa daha az işkence görebilecek halde dönmek istemiş zindana. Kafa göz yararak ezberletilen 50'den fazla marşı uyumadan önce tekrar edermiş hep. Cezaevine en azından ezberi sağlam olarak gitmek istemiş. Marş ezberletme seanslarında havalandırmayı kan gölüne çeviren, mahkûmu lağım kuyusuna sokturan vahşeti bir daha yaşamak istememiş.
İÇERDE UNUTULDULAR
"İşkence ve hukuksuzluk adına her şey vardı, bir tek insanlık yoktu" diyen Türk, bir ara tahliyesi unutulan mahkûmlardan bahsediyor. Tahliyesi gelen mahkûmların 3 ya da 6 ay beklemesi olağan bir durummuş zaten. Fakat tahliye gününün üzerinden çok daha uzun süre geçen mahkumlar varmış. Evine dönmesi gerekenler, işkence altında inlemeye devam etmiş. Hatta düzmece dahi olsa resmi kayıtlarda hiçbir suçu olmayan ve hakkında tutuklama kararı bulunmayanlar bile cezaevinde tutulmuş. Tabii onlar da tutuklu muamelesi görmüş. Falaka, askı, lağım, 'HAYDAR' ve dahası...
CEZAEVİ KORKUSUNDAN DAĞA SIĞINDILAR
İşkenceye maruz kalanların öç alma hissiyle dağa çıkması, terör örgütü PKK'nın darbe marifetiyle beslendiği yadsınamaz bir gerçek. Hatta bu meselenin daha da düşündürücü bir boyutu var. Ahmet Türk, işkencenin PKK'yı büyüten etkisinin altını çizdikten sonra cezaevinde yaşananların özellikle Diyarbakır halkı üzerindeki etkisini şöyle anlatıyor: "Cezaevindeki vahşeti duymayan, bilmeyen kalmamıştı. İnsanlar 'ya ben de düşersem' korkusuna kapılmıştı. Bir kişi tr
Son Dakika › Politika › Türk İşkenceyi Anlattı - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.