Başbakan Erdoğan'a Moskova Devlet Diplomasi Enstitüsünden Fahri Doktora
Başbakan Erdoğan'a Moskova Devlet Diplomasi Enstitüsünden Fahri Doktora Unvanı Verildi.
- (EK BİLGİ VE GÖRÜNTÜLERLE) BAŞBAKAN ERDOĞAN'A MOSKOVA DEVLET DİPLOMASİ ENSTİTÜSÜNDEN FAHRİ DOKTORA ... (1)
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a Moskova Devlet Diplomasi Enstitüsü (MGIMO) tarafından fahri doktora unvanı verildi. Ünvan töreninin ardından Erdoğan, öğrencilere hitap etti.
Erdoğan, MGIMO tarafından kendisine verilen fahri doktora unvanından dolayı büyük bir heyecan ve gurur duyduğunu belirten Başbakan Erdoğan, enstitü yönetimine şükranlarını sunduğunu bildirdi. Rusya Türkiye Üst Düzey İşbirliği Konseyi'nin ikinci toplantısı vesilesiyle Moskova'da bulunduklarını söyleyen Erdoğan, dün akşam başlayan görüşmelerin Moskova'da sürdürdüklerini, bugün de Devlet Başkanı Medvedev ile Konsey toplantısına başkanlık yapacaklarını, ayrıca Başbakan Sayın Putin ile de bir araya gelerek iki ülke arasındaki konuları ele alacaklarını belirtti.
"TERÖRİSTİN KİMLİĞİ SADECE TERÖRİSTTİR"
"Rusya'yı çok iyi anladığımız ve işbirliği halinde olduğumuz bir başka önemli konu da terör" diyen Başbakan Erdoğan, "Geçen yıl mart ayında ve bu yıl şubat ayında Moskova'yı hedef alan terörist eylemleri, burada bir kez daha kınadığımızı ifade etmek istiyorum. Son
30 yıldır teröre karşı yoğun mücadele veren Türkiye, bu noktada Rusya'nın derdini en iyi anlayan ülkelerden biridir. Tıpkı Rusya'da olduğu gibi terör, Türkiye'de de hedef ayrımı yapmaksızın, asker-sivil, çocuk, kadın, yaşlıları hedef almıştır ve ağır bedeller ödetmiştir terör insanlığa. Bugünün dünyasında, terörle terörist faaliyetlerle, şiddetle hedeflere ulaşmak asla mümkün değildir. İnsanlığın son
yüzyılda yaşadığı deneyim zaten bunu açıkça ortaya koymuştur. Ancak terör, ülkeleri zayıflatmak, ekonomik dengeleri bozmak, ülkelerde korkutma, tedhiş (yıldırı) yoluyla siyasete yön vermek amacıyla bir araç olarak kullanılmıştır ve kullanılıyor. Burada şunu çok açık ve net olarak söylemek durumundayım; Teröristin kimliği sadece teröristtir. Teröristin, terör örgütlerinin başına, Hıristiyan,
Musevi, Müslüman gibi yakıştırmalar, sağcı, solcu gibi sıfatların konulması esasen son derece yanıltıcıdır. Biz, her üç semavi dinin de insanı, insan hayatını kutsal gördüğünü biliyoruz, biliriz. Şiddet eylemlerine, dini ya da siyasi kılıflar uydurmak isteyenler, aslında kullandıkları sıfatlara zarar veriyor, en başta temsil ettiklerini iddia ettikleri kitleleri tahrip ediyorlar."
" İSLAMİ TERÖR DİYE BİR KAVRAM OLAMAZ"
"İslami Terör" diye bir kavramın olamayacağını söyleyen Erdoğan,
"İslam, kelime itibarıyla barıştan gelen bir tanıma sahip. Anlamında,
tanımında barış olan bir din, teröre müsade edebilir mi? Dolayısıyla bireyin ortaya koymuş olduğu bir terör eylemini, kalkıp da bir dine yakıştırmak veyahutta dini onunla yargılamak o dine haksızlık olur. Bu, diğer dinler için de aynı anlamı taşır. Hıristiyanlıkla, Musevilikle terör nasıl yan yana gelemezse, İslam ile de terör aynı şekilde yan yana gelemez. Bunun böyle olduğunu iddia edenler, ciddi bir aymazlık içindedir ve dediğim gibi, en büyük zararı da o sıfatı kullanan kitlelere verirler. Yaşadığımız tecrübelerden yola çıkarak, şu gerçeği de sizlerle paylaşmak isterim; zaman zaman, kimi ülkeler, başka ülkelere yönelik terör eylemlerini destekleyerek buradan çıkar sağlayacaklarını zannettiler. Başka ülkelere yönelen terörü 'iyi terör' diye niteleyenler, terör kendilerine yöneldiğinde buna da 'kötü terör' dediler. Oysa terör, her yerde ve her zaman kötüdür. Teröre karşı mücadele de bugün artık ülkelerin tek başına nihai sonuca ulaşabilecekleri bir mücadele değildir. Uluslararası boyut kazanan, küresel bir soruna dönüşen teröre karşı, ancak küresel ölçekli bir mücadele başarı sağlayabilir. Biz, Rusya'nın terörle mücadelesini her zaman destekledik ve desteklemeye devam edeceğiz. Bu noktadaki işbirliğimizi de geliştirmeye kararlıyız" dedi.
"DEMOKRASİYİ, İNSAN HAKLARINI, ÖZGÜRLÜKLERİ BÖLGEMİZDEKİ TÜM ÜLKELER İÇİN DE BUNU İSTİYORUZ"
Küreselleşen dünyanın, diplomaside de ortak bir perspektifin oluşmasını beraberinde getirdiğini söyleyen Erdoğan, bugün ülkelerin karşı karşıya kaldığı sorunların, ulusal olduğu kadar küresel bir boyut da arz ettiğine dikkati çekti.
Ortadoğu'da yaşanan değişime dünya kayıtsız kalamadığını belirten Erdoğan, şu anda Doğu Akdeniz'in savaş gemileriyle dolu olduğuna, firkateynlerin, hücum botların orada bulunduğuna, dünyanın güçlü ülkelerinin şu anda Doğu Akdeniz'e yerleşmiş olduğuna işaret etti. Başbakan Erdoğan, Japonya'da meydana gelen depremin, Londra'yı etkileyebildiğini, ABD'deki bir finans krizinin küresel
ölçekte tahribata yol açabildiğini anlattı. Erdoğan, sorunların küresel ve ortak olduğu bir dünyada, hiç kuşkusuz çözümlerin de ortak olması, küresel mahiyet arz etmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye'nin, bulunduğu çalkantılı coğrafyada, demokrasiyi, istikrarı, huzur ve refahı muhafaza etmek, daha yüksek seviyelere ulaştırmak için gerçekten büyük gayret sarf ettiğini belirten Erdoğan, Türkiye'nin Irak, Filistin, Lübnan, Tunus, Mısır, Libya meselelerinin hemen yanı başında bulunduğunu belirtti. Erdoğan, Ortadoğu'da, Kafkasya ya da Balkanlar'da ortaya çıkan bir meselenin doğrudan Türkiye'yi etkilediğini, ekonomi, siyaset, dış politika üzerinde doğrudan etki yaptığını görüp hissettiklerini anlatarak, aynı şekilde, ulusal istikrar ve refahın, bölgesel istikrar ve refahla doğrudan bağlantılı olduğunu da bildiklerini söyledi. Erdoğan, Biz, demokrasiyi, insan haklarını,
özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü bugünün dünyasında kalkınmanın, refahın temel şartı olarak görüyor, bölgemiz için, bölgemizdeki tüm ülkeler için de bunu istiyoruz" dedi.
"KOMŞULARLA SIFIR SORUN" POLİTİKASI
İktidarı devraldıklarında "komşularla sıfır sorun" politikasını başlattıklarını söyleyen Erdoğan, "Sorunumuz olan tüm ülkelerle diyalog mekanizmalarını kurduk, masaya oturduk ve çözüm odaklı bir samimiyet içinde meseleleri tek tek ele aldık. Komşularımız olan İran, Irak, Suriye, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Gürcistan ile uzun yıllardır devam eden sorunları bir bir çözüm yoluna koymaya başladık. Aynı şekilde, komşumuz Rusya ile işbirliğimizi farklı bir boyuta taşıdık, başta ekonomik olmak üzere yoğun bir işbirliği sergilemeye başladık. Türkiye, Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerini başlattı ve bu yönde reformlarını kararlı şekilde gerçekleştirdi, gerçekleştiriyor. 8 yıl önce Türkiye'nin toplam ihracatı 36 milyar dolardı. 2008 sonu itibarıyla bu 132 milyar dolara ulaştı. Böyle bir sıçrama yaptık. Küresel finans krizi sonrasında 2010 itibarıyla 114 milyar dolara kadar bu işi koruyabildik. Uzun yıllar boyunca yıllık ortalama 1 milyar doları aşmayan uluslararası doğrudan yatırımlar, dönemimizde rekor seviyelere ulaştı ve son 4 yılda 57 milyar
dolar uluslararası doğrudan yatırım çekmeyi başardık. Bu tabii iki sır kelimeye bağlıdır. Birinci derecede güvendir, ikinci derecede istikrardır. Eğer bir ülkede güven, istikrar varsa bu çekimi oluşturursunuz. Çünkü para bir civa gibidir, uygun yeri bulur ve o uygun yere kaçar. Sermaye aynen böyledir. Eğer bu uygun yer, güven, istikrar yoksa sermaye, sermayedar oraya gitmez. Bu zemini hazır olan
yer neresiyse oraya gider." dedi.
PUŞKİN'DEN NAZIM'A
Rus şairi Puşkin'in, bundan 170 yıl önce, İstanbul'u en güzel şekilde tasvir eden şairler arasında yer aldığını söyleyen Erdoğan, Bir diğer büyük Rus şairi Yesenin'in, hiç görmediği Boğaziçi'nin güzelliğini şiirlerle ifade ettiğini anlattı. Erdoğan, "Nazım Hikmet, Moskova'nın karlı kayın ormanında İstanbul hasretini dizelere döktü. Dostoyevski, Tolstoy, Rus edebiyatının şaheserlerini yazarken,
kullandıkları evrensel dille sınırları aştı ve Türkiye'de de zihinlerde yer etti. Puşkin'in ziyaret ettiği Erzurum, güzel bir rastlantıdır ki bir ay önce Üniversitelerarası Kış Oyunlarına ev sahipliği yaptı ve en çok madalyayı da Rus üniversite öğrencileri aldı. Sanatın, sporun, bilimin dili ortaktır. Biz bugün, bu ortaklığı çok daha ileri seviyelere, daha geniş bir alana taşımak için gayret sarf ediyoruz. Tarihin
ve kültürün kesiştiği noktalardan yola çıkarak, refah, barış ve huzur dolu bir dünya inşa etmek için Rusya ile birlikte çalışıyoruz."
"TERÖRİZMİN VE TERÖRİSTİN SİVİL İLE KAYNAŞMIŞ OLMASIDIR"
Erdoğan, hitap ettiği öğrencilerin sorularını da yanıtladı. Erdoğan, bir öğrencinin, "İyi terörist, kötü terörist konusunu sormak istiyorum. Bazı eylemlerden sonra bazı devletler askeri harekat yapıyor. Neticesinde insanlar ölüyor bu durumda gerçek terörist kim oluyor" sorusunu yanıtlarken, terör eylemlerinin bir sebep-netice ilişkisini doğurduğunu ve terörizm ile teröristin aslında bir sebep teşkil ettiğini söyledi.
Devletin, terörle mücadelede özellikle sivillere zarar gelmemesi için gayret sarf ettiğini belirten Erdoğan, "Can mal güvenliğini sağlamakla sorumlu olan devlet özellikle sivile zarar vermeden terör eylemi ile mücadele etmenin şüphesiz ki gayreti içerisinde
olacaktır. Fakat zaman zaman yaş-kuru meselesinde tabii ki kurunun yanında yaş da yanabiliyor. Çünkü sivil ile teröristin içiçe olduğu bölgeler de oluyor, bunu ayıklamakta sıkıntılar meydana gelebilir, sıkıntılar olabilir, temenni ederiz ki bunları birbirinden ayıklamak suretiyle eğer devletler bunu çözebilirse ki bizim 30 yıla yaklaşan terörle mücadelede en önemli sıkıntımız terörizmin ve teröristin
tabii ki sivil ile kaynaşmış olmasıdır ve bu bizim sürecimizi de çok çok ileri taşımıştır. Şu anda terörist umulmayan yerden çıkmaktadır. Öyle anlar olmaktadır ki şehir merkezlerinde terörizmin ya da teröristin, işte düşünün canlı bombalar şeklinde gelir de halkın en yoğun olduğu bir tren istasyonunda bu bombalar patlarsa veya bu bombalar patlatılırsa o zaman sorumlu kim olacaktır? Herkes hemen devlete bakacaktır, 'Bizim can güvenliğimizi niye sağlamadınız' diyecektir. Aynı şekilde bizim ülkemizin en toplu insan hareketinin olduğu yerlerde, böyle bir canlı bomba olduğu zaman meydana gelen patlamalarda, bir anda 30-40 kişinin terör kurbanı olduğunu düşünün, bütün bunların karşısında 'Bizim can güvenliğimizi niye sağlamadınız' diye hemen fatura devlete kesilmektedir, devlete
kesilecektir. Bunun için tabii sivil ile teröristin birbirine karıştığı bölgelerde, gerçekten devletin işi zor, bizim işimiz zor, mümkün olduğunca bunu ayıklamaya örneğin, bizler Türkiye'de ki terör mücadelesinde Kuzey Irak'taki terörün yerleşme kamplarında sivil alanlara müdahale etmeden bunu sürdürmenin hep mücadelesi içinde olduk ve bunun mücadelesi içerisindeyken de sürekli Kuzey
Irak'tan Türkiye'ye olan sızmalarda da hakikaten ağır faturalar, ağır bedeller ödedik, ödemeye de devam ediyoruz. Böyle bu işin sıkıntılı bir boyutu, sıkıntılı yanı var. Biz burada suçlu aramaktan çok önce teröre karşı ortak mücadeleyi nasıl vereceğiz, teröriste karşı ortak mücadeleyi nasıl vereceğiz, nasıl veriyoruz hep bunun çalışması üzerindeyiz." dedi.
EKSEN BULUŞMASI
Bir öğrencinin "Türkiye ile Rusya'nın Kafkasya'da ve Ortaasya'da çıkarları bulunuyor. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Türkiye
bölgede güçlenmek için yoğun çaba gösteriyor. Birinin etkili olabilmesi için diğerinin kaybetmesi gerekiyor. Türkiye'nin bölgedeki politikasının ana ekseni nedir?" şeklindeki sorusuna "Eksen buluşması" diyerek konuşmasına başlayan Erdoğan, "Türkiye'nin bölgede Rusya Federasyonu ile müşterek çalışmaları var. Bu müşterek çalışmada bölgenin kalkınmasını, bölgenin gelişmesini hep
birlikte sürdürmekteyiz. Bunun için bizim bir teklifimiz oldu ve bu teklife bölgedeki ülkeler olumlu yaklaştılar. Bu da Kafkasya İşbirliği Konseyi'ydi ve bu beş ülkeyi ilk etapta kapsayan bir açılımdı ve sıkıntıların olduğu süreçte atılmış bir adım; Rusya Federasyonu, Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan. Dikkat edilirse sıkıntılı ülkelerin içinde yer aldığı böyle bir buluşma, böyle bir birleşim eksen kaymasını değil eksen buluşmasını getiren bir yaklaşım oldu. Şu anda başlamış süreç devam ediyor henüz istenilen verimi
sağlamış değil ama atılmış bir adım, kabul görmüş bir adım olması sebebiyle çok çok önemli. Bu ülkeler içerisinde şu anda sıkıntılı olan ülkeler var, örneğin Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri, Gürcistan-Rusya Federasyonu ilişkileri, bizim burada Türkiye-Ermenistan arasındaki malum sınırdan kaynaklanan bazı sıkıntılar, Azerbaycan-Ermenistan sorunundan kaynaklanan sıkıntılar var. Fakat şu anda
Azerbaycan-Ermenistan görüşmelerine Minsk Üçlüsü'nün değil de ağırlıklı olarak Rusya Federasyonu'nun ev sahipliği yapması, burada adeta ipleri kendi eline geçirmiş gibi görünmesini bile ben önemli bir mesafe olarak görüyorum. Bu konuda bundan sonra atılabilecek adımlarda Türkiye'nin de daha etkin olabileceğini düşünüyorum. Şunu burada ifade edebilirim, Azerbaycan-Ermenistan sıkıntısı,
Türkiye-Ermenistan sıkıntısını da çözmede bir kilit rol oynayacaktır diye düşünüyorum ve temenni ederim ki ardından Gürcistan-Rusya arasındaki sıkıntıyı da gidermek suretiyle bu beşli, bölgede ayrı bir güç oluştursun ve bizim hedefimiz, bölgenin barışını temine yönelik atılacak adımlardır, başka bir oyun asla söz konusu olamaz." dedi.
EK GÖRÜNTÜ
------------
Erdoğan'a fahri doktora unvanının verilmesi
Erdoğan'ın konuşması
Salondan görüntü
Haber: Siyamend KAÇMAZ - RUSYA/ DHA