4. Boğaziçi Zirvesi
İİT Genel Sekreteri İhsanoğlu: "Çekim merkezi artık soğuk savaş dönemindekiyle aynı değil. Atlantik'te değil. Asya'ya doğru bir kaymadan bahsedebiliriz. Ekonomik ilişkilerde de siyasi ilişkil...
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, dünyadaki çekim merkezinin artık soğuk savaş dönemindekiyle aynı olmadığını belirterek, "Atlantik'te değil. Asya'ya doğru bir kaymadan bahsedebiliriz. Ekonomik ilişkilerde de siyasi ilişkilerde de bu durum geçerli" dedi.
Cumhurbaşkanlığı himayesinde Uluslararası İşbirliği Platformu (UİP) tarafından Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ev sahipliğinde "Sürdürülebilir Küresel Rekabette Ortadoğu ve Kuzey Afrika" başlığıyla düzenlenen 4. Boğaziçi Zirvesi'nin öğle yemeğinde onur konuşması yapan İhsanoğlu, global çerçeveyi anlamadan bölgesel mekanizmaları anlamanın mümkün olmayacağını düşündüğünü söyledi.
İhsanoğlu, önemli bir geçiş sürecinde olduklarını anlatarak, "Soğuk savaş sonrası, bir geçiş süreci yaşıyoruz. Artık multilateralizme geçiyoruz. Orta Doğu, Kuzey Afrika ve bu bölgenin çok daha iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyoruz. Bizler bu bölgenin, bölgedeki krizde yeni düzenin kurulması ve uygulanması açısından uluslararası bir rol oynadığını düşünüyoruz" diye konuştu.
İki büyük gücün bir nokta üzerinde birleştiğini ifade eden İhsanoğlu, geçilen dönemde Suriye'de kimyasal silahlara yönelik bir sonuç ortaya çıktığını, bu yüzden Orta Doğu'da nereye gidildiğinin çok iyi algılanması gerektiğine işaret etti.
İhsanoğlu, Arap Baharı'nın da oldukça yanıltıcı bir konu olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:
"Çünkü bahar, transformasyon olarak görülüyor ise, bu ülkeler için daha iyi bir yönetişim hedefleniyor ise bunun başarılamadığını söylemek zorundayız. Gerçekten bunun başarılabilmesi için en azından daha 10 yıl var. Bu yüzden Arap Baharı tabirinin oldukça yanıltıcı olduğunu düşünüyorum. Politik global boyutta değerlendirdiğimizde, multilateralizmi ekonomik değişim açısından değerlendirmek gerekiyor. Ayrıca çekim merkezi artık soğuk savaş dönemindekiyle aynı değil. Atlantik'te değil. Asya'ya doğru bir kaymadan bahsedebiliriz. Ekonomik ilişkilerde de siyasi ilişkilerde de bu durum geçerli. Bu çerçevede Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin siyasi ve ekonomik açıdan daha iyi anlaşılması gerekiyor."
İhsanoğlu, gelişmekte olan yeni pazarların gittikçe daha fazla üretim ve mal ticaretine dahil olduklarını anlatarak, küresel, siyasi ve ekonomik olarak değişikliklere dikkat çekmeye çalıştığını bildirdi.
"Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde büyük değişiklikler görüyoruz"
"Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri olarak geçen ülkelere baktığımızda, yine büyük değişikler görüyoruz. Bu ülkelerin çoğu, demokrasi öncesi aşamada tarihin dışına çıkarak isyana yöneldi. Arap Baharı bence aslında bu ifade için tam olarak doğru bir ifade olmuyor" diyen İhsanoğlu, söz konusu ülkelere bakıldığında, son birkaç yıl içinde umut vaadeden sonuçlar olduğunu da söyleyebileceklerini dile getirdi.
İhsanoğlu, bölgedeki ülkelerin üretimlerini son yıllarda iki katına çıkarabildiklerini ve ihracatlarını artırdıklarını vurgulayarak, Genel Sekreter olarak işine başladığında bu ülkeler arasındaki ticaretin 205 milyar dolar olduğunu, 2012 yılında ise bu rakamın 644 milyar dolara ulaştığını aktardı.
Rakamlara bakıldığında üç kattan fazla bir artış olduğuna işaret eden İhsanoğlu, şöyle devam etti:
"Biz artık başka bir hedef koymak durumundayız. Ayrıca eğer 10 yıllık dönemlerle bunun üzerinde çalışacak olursanız, istatistiğe baktığınızda da umut vaadeden rakamlar görürsünüz. Şunu biliyoruz, G20 içerisinde pekçok ülke var, Türkiye, Endonezya, Suudi Arabistan gibi. Dünya Bankası'nın 2011 küresel kalkınma hedefleri, yeni küresel ekonomik sistemden bahsediyor. Gelişmekte, kalkınmakta olan ülkelerde uluslararası ticaretin payının yüzde 30'dan yüzde 45'e çıktığını görüyoruz. Bu gerçekten çok büyük bir artış ve ileri ülke ekonomilerine baktığımızda, büyüme yüzde 2,3 oranında. 2011 ile 2025 arasında beklentiler tabii bundan daha yüksek. Bu oran bizim ülkelerimizde ise 4,7'dir. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkelerin 2011 yılı ile 2025 arasında, kalkınmanın motoru olarak çalışacaklarını söyleyebiliriz. Gelişmekte olan ülkeler ve ekonomiler, küresel çıktının yüzde 45'ini oluşturuyor. Ayrıca Dünya Bankası'nın raporunda çok kutuplu kavramını getiriyor bu yaklaşım ve bu tek ya da iki kutuplu dünya sistemini değiştiren bir yaklaşım."
İhsanoğlu, bu yaklaşımın ikiden fazla kutup olmasını öngördüğünü ve dolayısıyla Amerika ve Avrupa Birliği gibi kutuplara ek olarak bu raporun diğer bazı potansiyel büyüme kutupları olduğundan da bahsettiğini, bunların içinde Malezya, Türkiye, Suudi Arabistan gibi ülkeler olduğunu söyledi.
Detaylı çalışmaların Türkiye'nin, Rusya Federasyonu'ndan sonra Doğu Avrupa ve Orta Asya grubunda ikinci sırada geldiğini gösterdiğine işaret eden İhsanoğlu, "Suudi Arabistan, İran ve Mısır ise Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki kutupları temsil ediyorlar. Güney Asya grubuna baktığımızda, Bangladeş'i ve Pakistan'ı ikinci ve üçüncü sırada görüyorsunuz. Endonezya, Çin ve Güney Kore'den sonra üçüncü sırada. Nijerya ise Güney Afrika'dan sonra ikinci sırada geliyor" diye konuştu.
"Küresel ekonomik yapıda büyük bir değişiklik olacak"
İhsanoğlu, Brezilya, Hindistan, Rusya, Çin ve Güney Afrika'nın Durban'da buluştukları zirvede yeni bir kalkınma bankası kurulması kararı çıktığını ve bu bankanın sermayesinin bankanın etkin olabilmesini sağlayacak şekilde oluşturulacağını belirtti.
Burada acil durum için 100 milyar dolarlık bir tahsisat yapılacağını da söyleyen İhsanoğlu, bunun değişen ekonomik yapıya dair bir fikir verdiğini ifade etti.
İhsanoğlu, daha ileriye bakılması durumunda yeni kategorilerin de ortaya çıkacağını ancak zaten böyle bir kategori olduğunu dile getirerek, "Sonraki 11 kategorisi yüksek potansiyeli bulunan ve zirveyle birlikte 21. yüzyılda dünyanın en büyük ekonomisi olması beklenen ülkeleri kapsıyor. Bu grup 11 ülkeyi kapsıyor. Bunlardan bazıları Bangladeş, Mısır, Endonezya, İran, Nijerya, Pakistan ve Türkiye. Dolayısıyla sonraki 10 yılda küresel ekonomik yapıda büyük bir değişiklik olacak. Dünyada her 4 kişiden birisi Müslüman, dolayısıyla bu demografik değerler gerçekten çok önemli" şeklinde konuştu. - İstanbul