DHA İSTANBUL BÜLTENİ-3

ADALAR KAYMAKAMLIĞI'NDAN SUÇ DUYURUSUSemih ÇALIŞKAN - İstanbul DHA - ADALAR Kaymakamlığı, ruam hastalığı nedeniyle itlaf edilmek zorunda kalınan atların sahipleri hakkında suç duyurusunda bulunacak.

ADALAR KAYMAKAMLIĞI'NDAN SUÇ DUYURUSU

Semih ÇALIŞKAN - İstanbul DHA - ADALAR Kaymakamlığı, ruam hastalığı nedeniyle itlaf edilmek zorunda kalınan atların sahipleri hakkında suç duyurusunda bulunacak. Suç duyurusunun bugün gerçekleşeceği öğrenildi.

Görüntü Dökümü:

-------

-Arşiv

24.12.2019 - 13.39 Haber Kodu : 191224147

==========================

 

2 -GEZİ PARKI EYLEMLERİ DAVASINDA ARA KARAR

- KAVALA'NIN TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA KARAR VERİLDİ

Halil YILMAZ / İSTANBUL, - GEZİ Parkı eylemlerine ilişkin aralarında Osman Kavala, Can Dündar, Ayşe Mücella Yapıcı ve Memet Ali Alabora'nın da bulunduğu 1'i tutuklu 6'sı firari 16 sanığın 'Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs' suçundan yargılandığı davanın beşinci duruşmasında ara karar açıklandı. Duruşmada avukatı, Kavala hakkında AİHM'in verdiği hak ihlali kararına uyularak tahliye kararı verilmesini talep etti. Mahkeme başkanı, AİHM kararının kesip olup olmadığının Adalet Bakanlığı'na sorulduğunu ve cevap beklediklerini açıkladı. Mahkeme heyeti, Osman Kavala'nın tutukluluk halinin devamına karar verirken adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılananların beraat talebini de reddetti.

AİHM KARARI İÇİN CEVAP BEKLENİYOR

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları karşısındaki duruşma salonlarında görülen davaya tutuklu sanık Osman Kavala getirilirken 8 tutuksuz sanık ve avukatları katıldı. Duruşmaya takip edenler arasında İsveç, Hollanda, İtalya Başkonsolosluklarından görevliler, CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, HDP Milletvekilleri Garo Paylan ve Ahmet Şık da yer aldı.

Duruşmada Kavala'nın avukatı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Kavala hakkında verdiği hak ihlali kararına uyularak tahliye kararı verilmesini istedi. Kavala'nın avukatı, kararın resmi çevirisini mahkemeye sundu. Mahkeme Başkanı, AİHM kararının kesin olup olmadığının Adalet Bakanlığı'na sorulduğunu ve cevap beklediklerini açıkladı.

Duruşmada, Ercan Orhan Aydın tanık olarak dinlendi. Eylemler sırasında baş komiser olduğunu belirten Aydın, FETÖ soruşturması kapmasında ihraç edildiğini kaydetti. Aydın, "Güvenlik Şube Müdürlüğü'nde ekipler amiri olarak görev yapıyordum. Gezi olaylarında ideolojik olarak bir karmaşıklık vardı, kimseyle de konuşamıyorduk. Bu grubun eylemi daha fazla yere taşımak istediğini somut olarak gördük. Sağlam bir organizasyon vardı" dedi.

EYLEMLERİ KİM FİNANSE ETTİĞİNİ BİLMİYORUM

Mahkeme başkanı, "Eylemi organize edenler kimdi, kimin finans ettiğine dair bir toplantı yaptınız mı?" şeklinde soru yöneltince Aydın   "Benim böyle bir toplantıdan haberim yok. Osman Kavala işin neresindedir, Gezi'yi kim finanse etmiştir ben bilmiyorum. Sadece eylemcilerin Divan Otel'de kaldıklarına ve Divan Otel'in gaz maskesi verdiğine dair söylentiler vardı" ifadesini kullandı.

YURTDIŞINDAN PİZZA GELİYORDU

Olay sırasında İstanbul Güvenlik Şube Müdürlüğü'nde görev yaptığını belirten Hasan Gül ise, "Çalışmış olduğum birim bu olayları kimin finanse ettiğini bilecek bir birim değil. Arka planda bir çalışma varsa bunu güvenlik şube olarak bilmemiz mümkün değil. Güvenlik Şube sadece toplumsal olayların gözle görülür kısmıyla ilgilenir. Şiddete dönüşürse olaylar çevik kuvveti müdahale etmesi için takip eder. Sanıkları sadece iddianameden biliyorum" diye konuştu. 

Mahkeme başkanı tanığın, emniyetteki ifadesinde Osman Kavala'yı eylemlerde gördüğüne ve 'kendisinin danışılan biri gibi olduğuna' dair beyanda bulunduğunu hatırlattı. Tanık Gül ise "Kavala ismini toplumsal olaylardan ziyade, kamuoyundan bilirim. Kendisini sivil toplum kuruluşlarından bilirim. Şiddet olaylarının hiçbirinde Osman Kavala'yı görmedim. Üzerinden de uzun zaman geçti hatırlamıyorum" dedi. Tanık Gül, beyanında "Ben kurumsal bir destek görmedim, sadece bir pizzacı eylemcilere çok fazla pizza götürüyordu. 'Bunu kim aldı' dedik. O da yurtdışından parası ödendiğini ve kimin aldığını bilmediğini söyledi" dedi.

KAVALA'YA SÖZ VERİLDİ

Tanıkların dinlenmesinin ardından söz verilen davanın tek tutuklu sanığı Osman Kavala, "Tanıklar benim herhangi bir şiddet eylemine katıldığıma ve şiddet eylemlerini yönlendirmiş olduğuma dair de bilgi vermediler. Diyeceğim bir şey yok" dedi. 

Diğer tutuksuz sanıklara da tanık beyanlarına karşı söz verilmesinin ardından Osman Kavala, tekrar söz alarak "MASAK raporunda belirtildiği gibi benim üzerimden Gezi olaylarına herhangi bir kaynak aktarımı söz konusu olmamıştır. Dinlemelerin hukuka aykırı olduğu ortadadır. Çalışmaların Gülencilikle suçlanmış görevlilerce yapıldığı ortadadır. 650 sayfalık iddianamedeki tüm faaliyetler şiddet içermeyen eylemlerdir. İddianamedeki deliller suç unsuru taşımamaktadır ve benimle hiçbir mantıksal ve olgusal bağlantısı yoktur. Burada bulunan herkesin bildiği gibi özgürlüğün değeri evrensel normlara dayanır. İki yıla aşkın süredir en temel hakkım olan özgürlükten mahrum bırakılmam konusunun giderilmesini talep ediyorum" şeklinde konuştu.

Kavala'nın ardından, söz alan Hazine ve Maliye Bakanlığı avukatı söz alarak, davaya katılma talebine bulundu. Sanık avukatları ise katılma talebinin reddine karar verilmesini, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Kavala hakkında verdiği hak ihlali kararına uyularak tahliye kararı verilmesini istedi.

KAVALA'NIN TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA KARAR VERİLDİ

Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, AİHM'in Kavala hakkında tahliye vermesine dair Adalet Bakanlığı'ndan yazı beklenmesine karar verdi. Mahkeme, AİHM'in kesinleşmiş kararının tarafları bağladığını ve Kavala hakkında kuvvetli suç şüphesi olduğu gerekçesiyle Osman Kavala'nın tutukluluk halinin devamına hükmetti. Heyet, ayrıca tutuksuz yargılanan sanıkların beraat talebini de reddederek, duruşmayı 28 Ocak 2020 tarihine erteledi. 

İDDİANAMEDEN

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 657 sayfalık iddianamede, Osman Kavala, Memet Ali Alabora, Ayşe Mücella Yapıcı ve Can Dündar'ın da aralarında bulunduğu 16 sanık ve 746 müşteki bulunuyor. 

Sanıkların, "Gezi olayları" olarak anılan ancak bir kalkışma girişimi olan hususlarla ilgili 2011'den itibaren yönlendirme yaptıkları belirtilen iddianamede, 2013'te meydana gelen olayların ve eylemlerin finansmanı ile koordinasyonunun sağlanmasına yönelik eylemlerine yer veriliyor. Tüm sanıklar hakkında "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilen iddianamede, bazı sanıkların "mala zarar verme", "tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması", "ibadethane ve mezarlıklara zarar verme", "Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet", "nitelikli yağma" ve "nitelikli yaralama" gibi suçlardan değişen oranlarda hapisle cezalandırılması isteniyor. 

İddianamede, Anadolu Kültür AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Osman Kavala'nın, "mala zarar verme, nitelikli mala zarar verme, ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi, kasten yaralama, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na muhalefet, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet" ve "nitelikli yağma" suçlarından 612 yıldan 3 bin 158 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.

Görüntü Dökümü:

---------

-Arşiv

24.12.2019 -13.18  Haber Kodu : 191224140

=======================

3- BAĞCILAR'DA KURŞUNLARDAN BÖYLE KAÇTILAR 

Haber-Kamera: Yılmaz OKUR/ İSTANBUL,

Bağcılar'da iki kişi sokak ortasında sohbet eden iki kişiye kurşun yağdırdı. Yaralanan iki kişi koşarak kaçmaya başladı. Yaralıların kaçışları ve yere düşmeleri kameraya yansıdı. 

Olay saat 23.40 sularında Bağcılar Fatih Mahallesi Ahmet Kabaklı Caddesi üzerinde meydana geldi. İddiaya göre Ferhat A. (25) sokak ortasında arkadaşı Yunus K. (21)  ile konuştuğu sırada daha önceden aralarında husumet bulunan İbrahim C.'nin silahlı saldırısına uğradı. Yanında henüz kimliği belirlenemeyen bir kişi ile birlikte gelen saldırgan belinden çıkardığı silahla 5 el ateş etti. Kurşunlardan üçü Ferhat A.'ya isabet ederken iki kurşun da arkadaşı Yunus K.'ya isabet etti. Yaralılar daha fazla kurşuna hedef olmamak için kaçmaya başladı. Saldırının ardından saldırganlar olay yerinden yaya olarak kaçtı. Silah seslerinin duyulması üzerine olay yerine koşan vatandaşlar yerde kanlar içinde yatan iki kişiyi gördü. 

Haber verilmesi üzerine olay yerine çok sayıda polis ekibi ve sağlık ekipleri sevk edildi. Olay yerindeki ilk müdahalelerinin ardından yaralılardan biri  Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne, diğeri de İstanbul Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Üç kurşunun isabet ettiği Ferhat A.'nın hayati tehlikesinin bulunduğu bildirildi.

Polis ekipleri saldırının yaşandığı yerde yoğun güvenlik önlemi aldı. Olay yeri inceleme ekipleri olay yerinde inceleme yaptı. Polis ekipleri kimliği belirlenen saldırganların yakalanması için geniş çaplı soruşturma başlattı.

GÜVENLİK KAMERASI

Saldırı sırasında kaçan yaralıların koşmaları ve bir süre sonra düşmeleri güvenlik kameralarına yansıdı. Görüntülerde ayrıca yaralıları gören vatandaşların da yardıma gelmesi görülüyor

EK görüntü

------------

-Güvenlik kamerası

-Yaralıların kaçması

-Yere düşmeleri

-Vatandaşların yardıma gelmesi

Görüntü dökümü:

----------------------------

-Olay yerinden görüntü

-Polis ekiplerinin çalışması

-Olay yeri inceleme ekiplerini çalışması

-Yerdeki boş kovanlar

-Toplanan kalabalık

-Genel ve detay görüntüler

 

24.12.2019 - 01.25 Haber Kodu : 191224005

24.12.2019 - 12.24 Haber Kodu : 191224110

======================

4- ESENLER'DE YANAN OTOMOBİL BETON MİKSERİNDEN SIKILAN SUYLA SÖNDÜRÜLDÜ

Haber: Zeki GÜNAL/İSTANBUL, ESENLER'de alev alev yanan otomobil beton mikserinden su sıkılarak söndürüldü.

O anlar cep telefonu kamerasıyla kaydedildi.

Olay dün akşam saatlerinde 0-3 Hal yolunda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre seyir halindeki otomobilde bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Sürücü aracını son anda yol kenarına çekerek dışarı çıkmayı başardı. Bu sırada yoldan geçen diğer araç sürücülerin yollarına devam ettikleri görüldü. Motor kısmında çıkan yangın bir süre sonra otomobili tamamen sardı. Yangın nedeniyle yolda uzun araç kuyruğu oluşurken yoldan geçen beton mikseri sürücüsü durdu. Yanan otomobil beton mikserinden su sıkarak söndürüldü. Bir süre sonra gelen itfaiye ekipleri de otomobilde soğutma çalışması yaptı. Tamamen kullanılmaz hale gelen aracın çekiciyle kaldırılmasının ardından oluşan trafik normale döndü. O anlar cep telefonu kamerasıyla kaydedildi.

Görüntü Dökümü:

------------------

(CEP TELEFONU)

-Yol kenarında yanan araç 

-Yoldan geçen diğer sürücülerin durmadan yoluna devam etmesi

-Oluşan trafik

-Görüntüyü çeken kişinin olayı yorumlaması ve yardım etmeyen araç sürücülerine gösterdiği tepki

-Yangının aracı tamamen sarması

-Yoldan geçen beton mikserinin durması

-Beton mikseri sürücüsünün hortumla yangını söndürmesi

-İtfaiye ekiplerinin soğutma çalışması

-Genel ve detay görüntüler

24.12.2019 - 13.33 Haber Kodu : 191224143

==============================

5- BAKAN VARANK: SERMAYEM YOK DİYEN GENÇLERİMİZİN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ

Haber-Kamera: Beyza Nur GÜLER-Güven USTA/İSTANBUL, Türkiye Kalkınma Fonu çatısı altında kurulacak olan Teknoloji ve İnovasyon Fonu ile Bölgesel Kalkınma Fonunun tanıtım toplantısı ve imza töreni, Yıldız Teknik Üniversitesi Teknopark'ta düzenlendi. Toplantıya Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Kalkınma Yatırım Bankası Genel Müdürü İbrahim Öztop ve davetliler katıldı.

Toplantıda konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, "Nesiller boyu yaşayacak, kurumsallaşmış ve rekabetçi şirketlerin ekonomide hakim olmasını sağlayacağız. Kurduğumuz bu iki fonla, firmalarımıza uzun vadeli sermaye desteği sunacak ve şirketlerin faiz yükü altında ezilmesine de engel olacağız" dedi.

"750 MİLYON LİRALIK KAYNAĞI MOBİLİZE EDECEĞİZ"

Bakan Varank, "Birincisi, gelişmiş ülkelerle kendimizi karşılaştırdığımızda, yatırım adedi ve miktarı açısından geride olduğumuzu gördük. İkincisi halihazırda ülkemizde girişimcilik neredeyse tamamen kamu tarafından destekleniyor. Evet biz her durumda girişimcilerin yanındayız, yanında olmaya da devam edeceğiz. Ancak, daha büyük işlere imza atabilmek için özel sektörün de yeni filizlenen girişimleri desteklemesi, bu işlere heyecanla yaklaşması gerekiyor. Dünyadaki uygulamalara baktığınızda da bu işi özel sektörün sırtladığını görürsünüz. Son tespitimiz ise, mevcut mekanizmaların ülke geneline dengeli bir biçimde yayılmadığı oldu. Başka bir ifadeyle girişim sermayedarları, yatırımlarını ülkemizin gelişmiş bölgelerinde yoğunlaştırmış durumda. Dolayısıyla girişim sermayesi yatırımlarını artırmak, özel sektörün bu alana eğilmesini sağlamak ve bu yatırımları ülke geneline yaymak için harekete geçtik. İşte bugün Türkiye Kalkınma Fonu çatısı altında kurulacak olan Teknoloji ve İnovasyon Fonu ile Bölgesel Kalkınma Fonu bu amaçlara hizmet edecek. Böylelikle 750 milyon liralık kaynağı mobilize edecek, her iki Fonun yapacağı yatırımları Kalkınma Yatırım Bankasıyla birlikte yöneteceğiz" diye konuştu.

"TEKNOLOJİ TABANLI GİRİŞİMLERE DESTEK VERECEĞİZ"

Bu proje ile para ya da kaynak desteğinin yanı sıra stratejik yönlendirme de yapacaklarını belirten Varank, "Biz burada sadece para ya da kaynaktan bahsetmiyoruz. Aynı zamanda, şirketlerin daha akılcı yatırım kararları almasını sağlayacak stratejik yönlendirmeyi de yapacağız. Bu sayede nesiller boyu yaşayacak, kurumsallaşmış ve rekabetçi şirketlerin ekonomide hakim olmasını sağlayacağız. Kurduğumuz bu iki fonla, firmalarımıza uzun vadeli sermaye desteği sunacak ve şirketlerin faiz yükü altında ezilmesine de engel olacağız. Peki bu fonlar kimleri destekleyecek? Teknoloji ve İnovasyon Fonuyla, ülkemizde büyük potansiyeli olan teknoloji tabanlı girişimlere destek vereceğiz? 350 milyon liralık bu fonla teknopark firmaları başta olmak üzere, yeni nesil girişimcilerin projelerine sermaye desteği sağlayacağız. İşte biz bugün Türkiye'nin en değerli teknoparklarından bir tanesindeyiz. Böylece ulusal ve uluslararası arenada başarı hikayeleri yazacak girişimcilerin önünü açacağız" ifadelerini kullandı.

 

"KOBİLERE KAYNAK AKTARACAĞIZ"

Türkiye Kalkınma Fonu çatısı altındaki diğer bir fon olan Bölgesel Kalkınma Fonu ile de Türkiye'nin her bölgesinde KOBİ'lere kaynak aktarılacağını ifade eden Varank, "400 milyon liralık bu fonla ülkemizin her bölgesine ulaşıp, bölgesel ve küresel oyuncu olma potansiyeline sahip KOBİ'lere kaynak aktaracağız. Bu kapsamda kalkınmada öncelikli sektörleri ve istihdamı artıran yatırımları destekleyeceğiz. Kalkınma ajanslarımız bu süreçte önemli görevler üstlenecekler. Biliyorsunuz Ajanslar kuruldukları günden bugüne, yani son 10 senede, bölgelerinde politika geliştiren, istihdamı ve büyümeyi tetikleyen kurumlar oldular. Ajanslarda faaliyet gösteren yatırım destek ofisleriyle yatırımcıların iş yapma ortamlarını, iş ve işlemlerini kolaylaştırdık. Bundan sonra da kolaylaştırmaya devam edeceğiz. Yine ajanslar eliyle girişimcileri kuluçka merkezleri, hızlandırıcılar, mentörlük, ticarileştirme ve dış pazarlara açılma programlarıyla destekledik. Şimdi Kalkınma ajanslarının ikinci 10 yılında mevcut uygulamalarımızı daha ileriye götürüyoruz. 2020 yılı ajanslarımız için bir dönüşüm yılı olacak. Bölgesel Kalkınma Fonu da bu dönüşümün temel araçlarından biri haline gelecek. Anadolu'da faaliyet gösteren, büyüme potansiyeli olan fakat gerekli finansmanı bulamayan girişimcilere ve yatırımcılara bu fonla umut olacağız. İhracat ve cari açığı azaltma potansiyeli yüksek sektörlerde faaliyet gösteren KOBİ'leri destekleyecek, rekabet güçlerini artıracağız. Güçlü KOBİ'lerin büyümesiyle de hem istihdam artacak hem de bölgesel farklar hızla kapanacak. Uygulayacağımız bu sistemle birlikte yatırımlardaki geri dönüşler, yeniden başka şirketlere kaynak olabilecek. Ar-Ge, Ür-Ge ve teknolojik dönüşüm artık tamamen kamu kaynaklarından, merkezi bütçeden değil, aynı zamanda bu yatırımlarından gelen geri dönüşlerle de beslenecek. Bizim amacımız toplumsal refahı sürdürülebilir büyümeyle, nesilden nesile aktarılabilen rekabetçi ve kurumsal bir işletme altyapısını kurmak. İşte başlattığımız Fonlar, hedeflerimize varmada önemli bir kaldıraç görevi üstlenecek." dedi.

"FİKRİM VAR AMA SERMAYEM YOK DİYEN YENİLİKÇİ GENÇLERİMİZİN YANINDA OLACAĞIZ"

Varank şöyle devam etti:

"Her iki fonu aslında daha da büyütebiliriz. Gelin bu fonlara, Türkiye'nin yarınlarına yatırım yapın. Yine buradan girişim sermayesi fonlarına çağrıda bulunmak istiyorum. Türkiye Kalkınma Bankasına başvurun, keşfettiğiniz işletmelere birlikte destek olalım, Türkiye kazansın. Son olarak da girişimcilere seslenmek istiyorum: Üreten, değer katan, ticarileştiren ve istihdam oluşturan tüm girişimcilerin yanındayız. Sizler hayallerinize ulaşın diye, yeni mekanizmalar kurguluyor, işinizi büyütecek imkanları sizlere sunuyoruz. Bakanlığımızın açıkladığı her bir programı yakından takip edin. Özellikle gençlerin girişimciliğe yönelmesi son derece gerekli ve faydalı. Gençlere diyorum ki iş arayan değil, işveren olmanın peşinden koşun. Biz Bakanlık olarak fikrim var ama sermayem yok diyen yenilikçi gençlerimizin yanında daha güçlü bir şekilde olmaya devam edeceğiz"

Görüntü Dökümü:  

------------------------- 

-Varank'ın konuşması

-Dinleyici detayları

-İmza töreni

-Genel ve detay 

24.12.2019 -12.40  Haber Kodu : 191224121

========================

6- İMAMOĞLU, YEREL YÖNETİMLERDE ETİK FARKINDALIK PROJESİ ÇALIŞTAYI'NDA KONUŞTU

İSTANBUL, İSTANBUL  Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, "Kamu Görevlileri Etik Kurulu"nun düzenlediği, "Yerel Yönetimlerde Etik Farkındalık Projesi Çalıştayı"na katıldı. Taksim'deki bir otelde gerçekleştirilen çalıştayda, İmamoğlu ve Kamu Görevlileri Etik Kurulu Başkanı Köksal Toptan birer konuşma yaptı.

"UNUTURSAK; KAMU KURUMLARINI KENDİ MALIMIZ GİBİ GÖRMEYE BAŞLARIZ

 "Kamu yönetiminin etik kurallar içerisinde yürütülmesinin nihai olarak tek bir teminatı vardır" diyen İmamoğlu,  şunları söyledi: " Bizler, belirli bir kamusal hizmeti yerine getirmekle yükümlü, dönemleri, görev süreleri belli insanlarız. Hepimiz görevimizi yapacağız ve süremiz dolduğunda, geldiğimiz usulde, aynı şekilde gideceğiz. Hiçbir zaman kendimizi vatandaşın patronu ya da efendisi yerine koymamalıyız. Ne yaparsak yapalım, hangi yetkiyi kullanırsak kullanalım asıl patronun, asıl efendinin millet olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Unutursak ne olur? Kamu kurumlarını bazen, kendi malımız gibi görmeye başlarız. Hesap vermeye yanaşmaz, şeffaflığı tümüyle rafa kaldırırız." dedi. 

"KİBİR VE İSRAF GİBİ KAVRAMLAR TOPLUMU TEHDİT EDİYOR"

İmamoğlu,  "Vatandaş, yaşadığı şehrin, ülkenin sahibi olduğunu unutursa, o zaman yöneticiler de sahip oldukları değerleri ve yönlerini kaybederler" dedi. İmamoğlu, şöyle devam etti: " Sonuçta, bazı duygular var ki, gerçekten toplumu tehdit ediyor. Kibir, israf gibi birtakım hususlar, gerçekten toplumu tehdit ediyor. Bu anlamda, talimat almak ve talimat vermekle ilgili bir süreç var. Bunda da kafalar karışık. Bunun bir şehirde, bir ülkede çok net belli olması gerekir. Kim talimat verecek? Kim talimat alacak? Talimat alacak olan yöneticilerdir, talimat verecek olan vatandaşlardır. Bu unutulmamalı. Etik kuralların geçerli olduğu bir şehirde, hiç kimse vatandaşa belirli bir hayat tarzını, belirli bir düşünce ya da belirli bir planı, projeyi dayatamaz. Vatandaşın görüşünü dikkate almadan, vatandaşla süreçleri paylaşmadan, 'Ben yaptım ve doğrusu budur' dememeli, diyemezsiniz. Kamuda etik, bunu gerektirir. Vatandaşın iradesine yok sayarak kafanıza göre hareket etmemelisiniz. Kamuda ve yerelde görev, böyle bir hassasiyet gerektirir. Katılımcılığı artırmak hem demokratik hem de etik bir icraattır."

"ALLAH, İSRAF EDENLERİ SEVMEZ"

Bir yöneticinin bilerek ya da isteyerek şehrine yanlış yapmak istemeyeceğini belirten İmamoğlu, "Ama bunu engellemek için ortak akılla, ortak değerlerle hareket ettiğiniz zaman, zaten o süreçten şehre asla bir yanlış çıkmaz; ihanet de çıkmaz. Hele hele İstanbul gibi, insan kaynağı yüksek olan bir şehrin ortak akılla yönetilmesi çok hassas bir süreç. Ben, bu konuda bütün heyetlerin ortak aklına başvurmayı kendisine vazife edinmiş, aynı zamanda bunun nimetini bilen bir yönetici olmak arzusundayım. Bu şehrin yönetiminden, bu anlamda yönetici kibrini söküp almak, bunu uzaklaştırmak çok önemli. İsrafı da gösterişi de… Bizim inancımızda aynı şeyi ifade ediyor. Örneğin; 'Allah israf edenleri sevmez' diyen bir inancımız var. Bu çok net. Bizim, gerçek zenginliğin, aslında gönül zenginliği olduğunu bilen, 'İsraf ve gösterişten sakının' diyen, çok derin bir kültürümüz var. Bizim, üzerinde yetim hakkı olan kamu malı konusunda, kendi malından daha fazla hassas olmayı öğreten bir geleneğimiz var. Bütün bu toplumsal ve kültürel müktesebatımıza rağmen, nasıl oldu da biz, her günümüzde israfı ve kibiri kamu yönetiminde konuşuyoruz. Bunu sorgulamamız lazım. Kamu yönetiminde lüksü, israfı, şatafatı bir şekilde sonlandırma çabasını ortaya koymamız gerekir" dedi.

"İBB'DE SEFERBERLİK BAŞLATTIK"

İmamoğlu, "Kamu yönetimini siyasi baskıdan kurtarıp; kişiye, gruba ya da partiye bağlı bir şekilde oluşmasının yerine, orada ayrı bir kamu yönetimi kavramının oluşması, hepimizin zaruri görevidir. Sadece merkezi idare değil, yerel yönetimler, yani bizler de bütün çalışanlarıyla bu süreci güçlendirmek ve görevini yapmak zorundadır. İBB'de böyle yapmak için büyük bir seferberlik sürecini başlattık ve büyük bir çaba göstereceğiz. Kamu yararından, vatandaşın hak ve hukukundan başka hiçbir şeye öncelik vermemek adına, büyük bir titizlik göstermek zorundayız. Hukuka uymak, asil vazifemiz olmalı. Ne yaparsak yapalım, önce vicdanımıza hesap verecek şekilde yapmayı kendimize ilke edinmeliyiz. Gece eve vardığımızda, çocuklarımızın, ailemizin gözünün içine rahat rahat bakabilmeliyiz. ve gizli bir şekilde, kapalı kapılar ardında süreç yönetimi değil, tümüyle vatandaşa açık bir süreç yönetiminin, olmazsa olmaz olduğunun bilinciyle hareket etmeliyiz. Bu şekilde karar almalı ve yetki kullanmalıyız. Attığımız her adımda, kamu adına yetki kullandığımızı bilerek, bu alanda ortak akıldan faydalanarak iş yapmalıyız" diye konuştu.

"16 MİLYONUN İRADESİNE DİKKAT EDECEĞİZ"

İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yönetimimizde, İstanbul'a hiçbir şekilde hata yapmamak, eksik davranmamak konusunda titiz davranmalıyız. Hiçbir grup ya da parti ya da bir kesime değil, tümüyle 16 milyona yüzümüzü dönmeliyiz. İçimin bu anlamda rahatlamasını istiyorum. Beş yılın sonunda halkımıza dönüp, gönlü rahat bir şekilde hesap vermek, 'Bizim dönemimizde en yüksek etik standartlar içinde hareket ettik' diyebilmek istiyorum. Bizim dönemimizde, bu şehirde; israfa, gösterişe, kibre izin vermemek adına en üst seviyede hassasiyet göstereceğiz. 'Ben yaptım, oldu' anlayışına müsaade etmeden, ortak akla riayet edeceğiz ve değer vereceğiz. Çünkü, ne olacaksa, bugün olduğu gibi, sonuna kadar 16 milyon İstanbullunun gözünün önünde olmasını çok arzu ediyoruz. Hangi kararda olursa olsun, 16 milyon insanın iradesine dikkat edeceğiz. Yasaların yanı sıra, vicdan ve ahlak, kılavuzumuz olacak ve bundan asla sapmamaya çalışacağız. Şeffaflık ve etik, bizim bu şehirde gelecek nesillere, demokrasi bilinciyle miras bırakacağımız esas değerimiz olacaktır."

Görüntü dökümü:

-------------------

-Çalıştaydan görüntü

-İmamoğlu'nun konuşması

-Detaylar

24.12.2019 -13.35  Haber Kodu : 191224144

==========================

7-AKRABA EVLİLİĞİ YALÇIN KARDEŞLERİ TIP LİTERATÜRÜNE SOKTU

 

Haber-Kamera: Özlem YURTÇU KARABULUT- Özgür KUMANOVALI/İSTANBUL, - MUŞ'un Varto ilçesinde yaşayan, aynı zamanda kuzen olan Filiz ve Emrullah Yalçın çiftinin 4 çocuğundan 3'ünde, önce işitme engeli, ardından genetik bir hastalık olan Akdeniz anemisi (talasemi) ortaya çıktı. Mayıs ayında ise yaşları 6 ile 15 arasında değişen kardeşlerin tümüne, yine genetik geçişli olabilen kalpte ritim bozukluğu hastalığı, 'Uzun QT sendromu' teşhisi kondu. Kardeşlerden birinde ilaç tedavisine başlandı, üçüne ise aynı hafta içinde koruma amaçlı şok verici kalp pili olarak bilinen ICD cihazı takıldı. Doktorları, bu durumun tıp literatüründe çok nadir görüldüğünü söyledi.

TALASEMİ HASTALIĞI, RİSKİ ARTIRMIŞTI

Yalçın kardeşlerin ritim bozukluğu tedavisini gerçekleştiren İstanbul Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden Pediatrik Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Yakup Ergül, "Çocuklar hem Akdeniz anemisi olarak bilinen talasemi majör hastası, hem işitme engelli, hem de uzun QT sendromu dediğimiz kalpte ritim bozukluğu vardı. Tıp literatüründe çok nadir görülen bir durumdur bu. Talasemi hastası oldukları için operasyonları biraz riskliydi, çünkü sürekli kan nakli olmaları gerekiyordu. Ancak her üçünde de operasyonları başarıyla gerçekleştirdik ve ICD cihazlarını taktık. Önlerinde uzun bir ömür var" dedi.

'DOKTORLAR UYARDI AMA İŞ İŞTEN GEÇMİŞTİ'

Halasının oğlu ile evlendikten sonra ilk çocuğu Aynur'u dünyaya getiren Filiz Yalçın, "Aynur en büyüğü, 15 yaşında. Meryem 13 yaşında, Rabia Naz, o evde 9 yaşında; en küçüğümüz Muhammed de 6 yaşında. Önce Aynur'da talasemi majör çıktı. Doktorlar bir daha çocuk yapmayın onda da talesemi olabilir dedi. Ama iş işten geçmişti, ikinci çocuğumuz Meryem'e hamileydim. Arkasından yine hamile kaldım, Rabia Naz dünyaya geldi, ama o sağlıklıydı. Ne işitme engeli, ne de talasemi vardı onda. Biz de sağlıklı olur umuduyla dördüncü çocuğumuzu yaptık ve Muhammed doğdu. İşitme engeli üçünde de doğuştan. Hepsinde kalp hastalığı olduğu ise Mayıs ayında ortaya çıktı" dedi.

İŞARET DİLİ ÖĞRENMELERİ GEREKLİ AMA VARTO'DA BU İMKAN YOK

Aşçılık yapan baba Emrullah Yalçın ise, "İlk başta Erzurum'a gittik. Araştırma Hastanesi'ndeki doktor bizi Ümraniye'ye gönderdi. Orada genetik testler yapıldı ve birkaç ay sonra buraya yönlendirdiler. Çocuklar okula gidiyor ama çok başarılı olamıyorlar. Çünkü işitme engelleri var. Üçüncü çocuğumuz Rabia Naz'da kalp ritim bozukluğu dışında hiçbir sorun yok. Ama Muhammed, Aynur ve Meryem'de hem talasemi, hem işitme engeli, hem de ritim bozukluğu var. Aynur ve Muhammed işitme cihazı ile biraz duyuyor. Meryem hiç duymuyor. İşaret dili öğrenmeleri gerekli. Varto'da böyle bir imkanımız yok maalesef. Rabia Naz da kalp hastalığı için şimdilik ilaç tedavisi görüyor. Bir süre sonra ona da kalp pili takılacağı söylendi" diye konuştu.

HEPSİ DE GENETİK GEÇİŞLİ HASTALIKLAR

Pediatrik Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Yakup Ergül, Yalçın kardeşlerin kendilerine uzun QT sendromu tanısıyla geldiğini anlatarak, "Tabii aynı zamanda talasemi majör hastasıydı üçü de. Üstelik bir de sinirsel işitme kaybı vardı. Uzun QT sendromu genetik olarak anne babadan aktarılan, ama bazen de ilk defa o hastada karşımıza çıkabilen, hayatı tehdit eden bir ritim bozukluğu türü. Bu hastalarda QT değeri çok uzun olduğunda, koruma amaçlı şok verici kalp pili veya ICD diye bildiğimiz bir cihazın takılması öneriliyor. Biz de hastalarımızda bu işlemi yaptık. Aynur ve Meryem'e anjiyo yardımıyla girişimsel bir işlem gerçekleştirerek cihazı cilt altına yerleştirdik. Muhammed henüz küçük olduğu için cerrah arkadaşlarımız onun ameliyatını gerçekleştirdi ve açık ameliyatla pil yerleştirildi. Talasemi major hastası oldukları için sürekli kan transfüzyonu gerekiyordu. Biraz riskleri vardı, ama çok şükür sorunsuz bir şekilde tedavilerini sağladık" ifadelerini kullandı.

BAYILMA OLDUĞU İÇİN EPİLEPSİ İLE KARIŞTIRILIYOR

Uzun QT sendromunun her 2 bin kişide bir görülebilen ve sık rastlanan bir kalp ritmi bozukluğu olduğuna değinen Doç. Dr. Ergül, "Çoğu hasta teşhis almadan yaşıyor. Çünkü bir kısmı yeni doğan döneminde ortaya çıksa da bir kısmı çok ileri yaşlarda semptom verebiliyor. Bazen ilk semptom, ani ölüm bile olabiliyor. Bayılma, bu hastalığın en önemli belirtilerinden. Korku anında, koşarken, egzersiz sırasında bayılması olan kişilerin mutlaka detaylı bir kardiyoloji muayenesinden geçmesi gerekiyor. Bazı hastalar bu bayılmalar nedeniyle yıllarca epilepsi tedavisi görüyor. Buna rağmen bayılmalar geçmeyince bize geliyorlar, epilepsi ilaçlarına rağmen neden devam ediyor diye. Biz daha sonra EKG ve genetik tanı ile teşhisi kesinleştiriyoruz. Spora katılım sırasında mutlaka 12 kanallı EGK çekilerek düzeltilmiş QT değeri dediğimiz aralıkların ölçülmesi gerekli" diye konuştu.

ANİ SPORCU ÖLÜMLERİNİN EN SIK NEDENİ

Ani sporcu ölümlerinde de sıklıkla uzun QT sendromunun yol açtığına işaret eden Doç. Dr. Ergül, şu uyarılarda bulundu:

"Ani sporcu ölümlerine neden olan kalp hastalıkları içinde iki büyük grup var. Biri kalp kası hastalıklarından, yine bizim de çocukluk çağında rastlayabildiğimiz hipertrofik kardiyomiyopati. Diğeri de genetik aritmiler dediğimiz iyon kanalı hastalıkları. İşte uzun QT sendromu, bu grup içerisinde ani sporcu ölümlerine neden olan en sık rastladığımız kalp hastalığı. Çoğu vaka, çocukluk ve genç erişkinlik döneminde belirti veriyor. Bu yaşlarda spora katılım öncesi iyi bir EKG değerlendirmesi, iyi bir öykü alınması çok önemli."

Görüntü dökümü:

Anne Filiz Yalçın röportajı

Baba Emrullah Yalçın röportajı

Doç. Dr. Yakup Ergül röportajı

Çocuklarla ilgili detay görüntüler

genel ve detay görüntüler

24.12.2019 - 13.00 Haber Kodu : 191224132


Kaynak: DHA
24 Aralık 2019 Salı 13:49

Son Dakika