Cenevre Başkonsolosu Güldere, 1915'e ilişkin arşivlerde imha emri olmadığını savundu

Cenevre Başkonsolosu Salih Boğaç Güldere, düzenlediği konferansta Osmanlı arşivlerinde imha veya öldürme yönünde ifade bulunmadığını, eldeki verilerle 1915 olaylarının soykırım sayılamayacağını savundu. Etkinliğe BM ve DTÖ temsilcileri ile KKTC Cenevre Temsilcisi katıldı.
Türkiye'nin Cenevre Başkonsolosu Salih Boğaç Güldere, "1915 Olaylarına İlişkin İddialar ve Hakikatler" başlıklı konferans düzenledi.
Türkiye'nin Cenevre Başkonsolosluğunda düzenlenen konferansa, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ayşe Sözen Usluer, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Hakan Çakıl, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cenevre Temsilcisi Mustafa Güven ile İsviçre'deki Türk sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve davetliler katıldı.
Güldere, bu tür konferansları bilgi vermek ve Türk toplumunun tarihsel olarak haklı olduğu konuları aktarmak için düzenlediğini söyledi.
Osmanlı'nın çöküş sürecinde yaşanan sorunlara işaret eden Güldere, 1. Dünya Savaşı'na katılan Osmanlı Devleti'nin bu savaşın getirdiği zorlukları yaşadığını anımsattı.
Güldere, "Resmi belgelere göre 1915 martında Van'a bağlı köylerde katliamlar başlıyor ve aşama aşama gelişip genişleyerek Van'ın merkezini etkiliyor. Bunun üzerine de İstanbul hükümeti ilk aşamada 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni komitalarını kapatıp bunların bazı yöneticilerini tutukluyor. Bilahare 27 Mayıs 1915 tarihli sevk ve iskan kararıyla bazı Doğu vilayetlerindeki Ermeni nüfusunu savaş bölgesinin dışına sevk ediyor." dedi.
"Bütün bu yazışmalar külliyatı içerisinde 'Ermenileri imha edin, katledin, öldürün' istikametinde tek bir kelime yok"
İstanbul ve Doğu Anadolu'da Ermenilerin yerleştirildiği vilayetlerdeki yöneticiler arasında çok sayıda yazışma olduğunu kaydeden Güldere, bunların kararın nasıl uygulanacağına dair talimatlar, uygulamada karşılaşılan zorluklar ve bu zorlukların nasıl üstesinden gelinebileceği gibi teknik konulara kadar pek çok şeyi kapsadığını anlattı.
Güldere, "Bütün bu yazışmalar külliyatı içerisinde 'Ermenileri imha edin, katledin, öldürün' istikametinde tek bir kelime yok. Bilakis bu tehcir kararının uygulanması sırasında görevini kötüye kullanan bazı yerel yöneticilerin ve komutanların tahkikata uğratılması ve yargılanmasına ilişkin çok belge var. Şimdi aşırı Ermeni çevreleri, bu tehcir kararı ertesinde 1,5 milyon Ermeni'nin hayatını kaybettiğini ve olayların bir soykırım teşkil ettiğini öne sürüyorlar." dedi.
Bu olayların 1915'te yaşandığını ve sözde soykırım iddialarının 1948'de tanımlandığını kaydeden Güldere, 1960'lara kadar "soykırım" diye bir ifade kullanılmadığını kaydetti.
Güldere, "soykırım iddialarının" temellendirilmediğini vurgulayarak, Osmanlı döneminde "Ermenilerin dışlandığı" propagandasının da gerçeği yansıtmadığını ifade etti.
Osmanlı idaresinde 1850'den itibaren Ermeni kökenli 29 kişinin paşalık yaptığını söyleyen Güldere, 22 Ermeni kökenli bakan ve 33 Meclis-i Mebusan üyesi olduğunu hatırlattı.
Güldere, Ermenilerin, Nazilerin Yahudilere yaklaşımıyla Osmanlı'nın Ermenilere yaklaşımı arasında paralellik kurmaya çalışmasına da tepki göstererek, bazı Ermenilerin böyle bir çabayla mesnetsiz iddialar ürettiğini ve bu konuyu bilimsel olarak, arşivleri ortaya koyarak tartışmaktan da kaçındığını söyledi.
"Eldeki veriler ışığında bunun soykırım olarak nitelendirilmesi mümkün değil"
Osmanlı'nın Ermenileri hedef aldığına yönelik tek bir belgenin olmadığının ve öne sürülen iddiaların kanıtlanamadığının altını çizen Güldere, "Osmanlı arşivlerinde tehcir konusunda yer alan çok sayıda belge var ancak 'katliam' veya 'öldürme' yönünde bir ifade yok. Bilakis 'Bunlara nasıl yardım edeceksiniz? Şuradan alıp buraya taşırken bunu nasıl sağlayacaksınız?' şeklinde talimatlar var. Bunun için ödenek ayrılıyor. Görevini ihmal eden veya suistimal edenleri de cezalandırıyorlar. Eldeki veriler ışığında bunun soykırım olarak nitelendirilmesi mümkün değil." diye konuştu.
Bu konuda bazı parlamentoların kararlar aldığını kaydeden Güldere, bir eylemin soykırım teşkil edip etmediğinin ancak Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nde işaret edilen yetkili mahkemeler tarafından belirlenebileceğine dikkati çekti.
Güldere, "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin 15 Ekim 2015 tarihli Perinçek İsviçre davasında verdiği karar, 1915 olaylarının Holokost'la bir tutulamayacağını meşru bir tartışma konusu olarak belirtmiş ve bu tarihte yaşananlara ilişkin farklı görüşlerin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu vurgulamıştır. Aynı durum söz konusu olsaydı, bu kararın böyle çıkması mümkün olmazdı. Hukuk sağlam olduğu takdirde çekinilecek hiçbir şeyimiz olmadığını gösteren örnekleri çoğaltmak mümkün." dedi.
Sizin düşünceleriniz neler ?