EMEP'li Karaca, 455 bin kişinin mağdur olduğu fon krizinde düzeni sorguladı

EMEP Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, fon krizini TBMM'de değerlendirerek 455 bin kişinin birikimlerini değerlendirmeye çalıştığını belirtti. Karaca, geçim sıkıntısı ve enflasyon nedeniyle fona yönelen emekçilerin mağduriyetine dikkat çekip düzenin sorgulanmasını istedi.
(ANKARA)- Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, fon krizine ilişkin yaptığı değerlendirmede sorunun yalnızca mağdurların birikimlerini kaybetmesi olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, "İnsanların neden kendi hayatlarını güvenceye almak için yatırımcı olmak zorunda bırakıldığını sorgulamak zorundayız" dedi.
Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında fon krizine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Vurgunun üzerinden iki hafta geçtiğini belirten Karaca, kamuoyunun yanıt beklediği çok sayıda soru olduğunu söyledi. SPK, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Merkezi Kayıt Kuruluşu ve ilgili diğer kurumların hangi tarihte hangi bilgilere sahip olduğunun açıklanmasını isteyen Karaca, 2025'in son çeyreğinde görülen olağandışı fiyat hareketleriyle ilgili hangi incelemelerin yapıldığının da ortaya çıkarılması gerektiğini belirtti.
Karaca, vatandaşların birikimlerini korumakla görevli kurumların neden yaşananların bu noktaya gelmesine izin verdiğinin sorgulanacağını ifade ederek, "Saray şürekasının rahatını bozacağız elbette bu soruların peşine düşerek" dedi.
"MESELEYİ YALNIZCA HIRSIZLIK OLARAK ANLATAMAYIZ"
Fon krizinin yalnızca sorumluların tespit edilmesiyle ele alınamayacağını savunan Karaca, yaşananların Türkiye'de insanların nasıl yaşamaya zorlandığını gösterdiğini söyledi. Karaca, mevcut ekonomik düzenin fon ve borsa yatırımlarındaki kayıpları "piyasa riski" üzerinden açıklamasını eleştirerek, düzen muhalefetinin ise meseleyi "Bunlar hırsız, paranızı yediler" söylemine sıkıştırdığını ifade etti. "İkisi de yaşadıklarımızı anlatmıyor" diyen Karaca, fon vurgununun arkasındaki ekonomik yapının da tartışılması gerektiğini belirtti. Karaca, yurttaşların geleceklerini güvence altına alabilmek için birikimlerini giderek daha fazla finansal riskin içine sokmak zorunda bırakıldığını söyledi. Karaca, yaşananları kapitalist düzen ve finans kapitalin işleyişi üzerinden değerlendirdi.
"AY SONUNU GETİREMEYENLER FONA YÖNELİYOR"
Fon mağdurlarının yalnızca belirli bir kesim olmadığını söyleyen Karaca, 455 bin kişinin birikimlerini değerlendirmeye çalıştığını belirtti. Karaca, bu kişilerin arasında yıllarca çalışarak para biriktirenler, emekliliği için birikim yapanlar, çocuklarının geleceği için para ayıranlar bulunduğunu söyledi. İşçiler, öğretmenler, emekliler, ev kadınları ve küçük esnafla yaptıkları buluşmalarda gerçek bir mağduriyete tanıklık ettiklerini ifade etti. Karaca, insanların neden fonlara ve diğer finansal araçlara yöneldiğini ise "Çünkü maaşıyla geçinemiyor. Çünkü emekli aylığıyla ay sonunu getiremiyor. Çünkü enflasyon karşısında elindeki üç kuruşun her gün eridiğini görüyor. Çocuğunun eğitimini, evin geçimini, geleceğini düşünüyor. Bir ev, araba almak istiyor. Emeklilikte biraz olsun rahat etmek istiyor. Yıllarca çalışıp biriktirdiği paranın hiç olmazsa değerini korumasını istiyor" olarak sıraladı.
"İŞÇİ BİR GÜN EMEĞİNİ SATIYOR, ERTESİ GÜN ELİNDE KALAN PARAYI FİNANS PİYASASINA SOKUYOR"
Karaca, yatırım için kullanılan paranın kaynağının da emekçilerin ücretleri olduğunu vurgulayarak, işçilerin yıllarca çalışarak, ücretlerinden artırarak ya da çocuklarının eğitiminden ve emekliliğinden kısarak oluşturduğu birikimlerin finans piyasalarına yöneldiğini söyledi. "Yani işçi bir gün fabrikada, plazada emeğini satarak, ertesi gün elinde kalan üç kuruşu finans piyasasına sokarak aynı sistemin içinde eziliyor" diyen Karaca, bu paranın hisseler, fonlar, menkul kıymetler ve çeşitli finansal araçlara dönüşerek "paradan para kazanma mekanizmasının" içine girdiğini belirtti. Bu mekanizmada bilgiye erişim, piyasayı hareket ettirme gücü, siyasi güç ve iktidara yakınlığın belirleyici hale geldiğini savunan Karaca, piyasa tarafından anlatılan "risk" kavramının herkes açısından aynı anlama gelmediğini söyledi.
"SERMAYEDARIN KAYBIYLA EMEKÇİNİN BİRİKİMİNİN KAYBI AYNI DEĞİL"
Karaca, fon krizini sınıfsal bir mesele olarak değerlendirdi. Bir sermayedarın yatırımda yaşadığı kayıpla bir emekçinin çocuğunun üniversite eğitimi için biriktirdiği parayı kaybetmesinin aynı şey olmadığını belirtti. "Bir şirketin kardan zarar etmesiyle, emeklinin yıllarca biriktirdiği paranın yok olması aynı şey değildir" diyen Karaca, sermayedar açısından kaybedilen paranın servetinin bir parçası olduğunu, işçi açısından ise kaybedilen paranın çoğu zaman hayatının kendisi anlamına geldiğini söyledi. Karaca, finans kapitalin toplumun elindeki birikimleri sermayenin daha fazla kazanç sağlayacağı dolaşıma çektiğini savunarak, ücretleriyle geçinemeyen ve geleceğini göremeyen emekçilerin "yatırımcıya" dönüştürülmesinin sorgulanması gerektiğini ifade etti. "Bunu teşvik edip onu sisteme entegre eden, bağımlı kılan bir düzen var" diyen Karaca, işçilerin borsa ve fon yatırımlarına yönelmek için borçlandığını, yaşanan süreçte "korkunç dramların" tanığı olduklarını söyledi.
"KİMSE BİZE 'PADİŞAH İYİ AMA ÇEVRESİ KÖTÜ' HİKAYESİ ANLATMASIN"
Karaca, fon krizinin Türkiye'deki siyasi ve ekonomik yapıdan bağımsız değerlendirilemeyeceğini savundu. Ekonomik kararların tek elde toplandığını, kamu gücü ile sermaye arasındaki ilişkilerin iç içe geçtiğini ve denetimin siyasi iktidarın merkezileşmiş yapısı altında tutulduğunu ileri süren Karaca, "En küçük ilçe belediyesinden kimin ne kadar ihale alacağına, kimlerin hangi teşvikten, yağmadan ve peşkeşten ne kadar pay alacağına bile karar veren, belirleyen saraydaki tek adamın, bütün bunlardan haberi yokmuş gibi ahlak dersi vermesi halkın aklıyla alay etmektir" dedi. Karaca, fon krizi adıyla gündeme gelen Fatma Betül Sayan Kaya'ya ilişkin "Fatma Betül, AKP'nin çürük elması değil bizatihi kendisi, bu iktidarın temsil ettiği şeylerin vücut bulmuş halidir" diye konuştu.
Fon krizi ardından hükümete, Adalet Bakanlığı'na ve yargıya sorumlular hakkında işlem yapılması çağrıları yapıldığını hatırlatan Karaca, "Kim hesap soracak? Kim üstüne gidecek?" diye sordu. Karaca, yargının bağımsızlığına ilişkin eleştirilerini dile getirerek, iktidarın operasyonlarında kullanıldığını savunduğu yargının fon krizinin gerçek bir hesaplaşma yürütüp yürütemeyeceğini sorguladı. Karaca, "İşçilerin, emekçilerin, emeklilerin, sendikaların ve halkın karşısında duran mesele ortak. Birilerinin milyarları büyürken milyonların hayatı küçülüyor" dedi.
"İNSANLARIN GELECEĞİNİ FONLARA TESLİM ETMEK ZORUNDA OLMADIĞI BİR DÜZEN GEREKİYOR"
Fon krizinden çıkarılması gereken asıl dersin yalnızca sorumluların cezalandırılması olmadığını dile getiren Karaca, insanları aynı ekonomik çaresizliğe yeniden mahküm eden düzen değişmediği sürece benzer sorunların farklı biçimlerde ortaya çıkacağını belirtti. Karaca, insanların geleceğini fonlara teslim etmek, çocuklarının eğitimini güvence altına almak için borsaya güvenmek ya da emekliliğini bireysel yatırım hesaplarında aramak zorunda kalmadığı bir düzen gerektiğini ifade etti. Çalışmanın insanca yaşamak için yeterli olması, emeğin güvenceli hale gelmesi, eğitim, sağlık ve barınmanın hak olarak güvence altına alınması gerektiğini söyleyen Karaca, "İşte fon krizinden çıkarılması gereken asıl ders budur" ifadelerini kullandı.
"MESELE DAHA İYİ YATIRIM YAPMAYI ÖĞRENMEK DEĞİL"
Karaca, fon krizi mağduru olan emekçilerin yaşananlardan "Ben aptallık ettim" sonucunu çıkarmaması gerektiğini belirtti. Asıl sorunun, insanların hayatlarını güvenceye almak için neden yatırımcı olmak zorunda bırakıldığını sorgulamak olduğunu dile getiren Karaca, "Bu düzen yerinde durduğu sürece, yarın başka bir fonun, başka bir finansal aracın, başka bir spekülasyonun içinde aynı hikayeyi yeniden yaşayabiliriz" diye konuştu. Sorunun çözümünün daha iyi yatırım yapmayı öğrenmekten geçmediğini savunan Karaca; insanca ücret, güvenceli çalışma, kamusal eğitim ve sağlık, güvenli emeklilik ve barınma hakkı için mücadele edilmesi gerektiğini söyledi.
Karaca konuşmasını, "Bu ülkenin emekçilerinin, işçilerinin kazanacak üç kuruşu değil, kazanacak bir hayatı, kazanacak bir memleketi var. ve bunun yolu, işçilerin, emekçilerin, halkın öfkesini ortak bir güce dönüştürmekten, örgütlenmekten, birlikte ayağa kalkmaktan geçiyor" sözleriyle tamamladı.
Sizin düşünceleriniz neler ?