
Dünyada 1 milyar insan aç uyuyor ve ertesi gün de karnını doyurma umudu yok. Bahçelievler Belediyesi’nin Şirinevler’deki aşevinde yüzlerce insan birkaç tas yemek için bekleşiyor. İçlerinde emekli öğretmen olanlar bile var. Kimisi tefecilerin eline düştüğünü anlatıp ağlıyor kimisi birkaç parça giyecek, kimisi de çocuklarını okutabilmek için yardım istiyor.
HER gece 1 milyardan fazla insanın aç uyuduğu ve ertesi gün de karnını doyurma umudu olmadan uyandığı dünyada ‘açlık’, kimi zaman şampanya ve havyar eşliğinde ‘entelektüel’ seviyede tartışılıyor. BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun, geçen yıl açlığın yıllık faturasının 20 milyar dolar olduğunu açıklarken, “Açlık onlarca yıldır uğruna savaştığımız her şeyi aşağılıyor” demişti. Türkiye’de de 1 milyon kadar açlık, 15 milyon da yoksulluk sınırında insan olduğu hesaplanıyor. Bahçelievler Belediyesi’nin Şirinevler’deki Aşevi’nde bir kaç tas yemek için sıraya girmiş yüzlerce insan, Ban Ki-Mun’un sözlerini hatırlatıyor. Erkeklerin utandığı için gelmediği aşevinin önündeki kuyrukta kadınlar, çocuklar bekleşiyor. Victor Hugo’nun Sefiller romanında yoksulluktan dişini bile satmak zorunda kalan Fantiana’yı hatırlatan bir manzara var. Yemeğini kapan soluğu yanımızda alıyor; etrafımızda kocaman halkalar oluşuyor. Kimisi tefecilerin eline düştüğünü anlatıp ağlıyor kimisi bir kaç parça giyecek ya da eşya kimisi de çocuklarını okutabilmek için yardım istiyor.
Hangi derdimi anlatayım
Yemek almak için uzun zaman önce sıra olmayı ve düzeni öğrenen insanlar, bizden yardım istemek için büyük bir izdiham yaratıyor. İtiş kakış arasında dinleyebildiğimiz hikayelerden en ilginci emekli öğretmen Yıldız Aksın’ınki. “Hangi derdimi anlatayım bilmiyorum ki” diye söze başlayan Yıldız Aksın’ın oğlu ANATEM’de tedavi görüyor, eşi 28 yıldır kayıp, su faturalarını ödeyemediği için İSKİ icraya vermiş. Torununun böbrek ameliyatı için bankadan aldığı krediyi ödeyememiş; banka da icra işlemleri başlatmış. Ağlayarak haykırıyor “Açım. Buradan yemek alıp karnımı doyuruyorum. Allah razı olsun. Yardım etsinler bizlere.”
İnsan olan halimizden utanır
Sivi Beyaz fırsatını bulduğunda hemen söze giriyor “Yalvarırım bize yardım edin” diyor. Astımı ve kalp rahatsızlığı olduğunu, eşinin özürlü olduğunu söyleyen Sivi Beyaz, kirayı ödeyemedikleri için ev sahibinin ‘evden çıkın’ uyarısını göz yaşı dökerek anlatıyor. “Allahım bütün dertleri bana mı verdin” derken sesinde isyandan çok teslimiyet hissedilen Beyaz “Gelirimiz yok. Üç çocuğum var. Allah razı olsun Aşevi sayesinde karnımız doyuyor. İnsanlar gelip evimize baksınlar. Ne haldeyiz görsünler. İnsan olan halimizden utanır” diyor. Yüzlerce insan, onlara bir yardım ulaşmasını sağlarız diye bize tek tek telefon numaralarını verdiler.
8 yıldır aşevinden yiyoruz, vermeseler çocuğumla açız
NEFİZE Yılmaz, 8 yıldır aşevinin müdavimi. Ayakkabı boyacısı eşi vefat edince tek çocuğuyla bir başına kalmış. “8 yıldır aşevinden yiyoruz. Bir gün ‘Artık vermiyoruz’ derlerse çocuğumla açız” deyip bir yardım gelir umuduyla telefon numarasını almam için ısrar ediyor. Kalp hastası olan kocasının 8 aydır işsiz olduğunu, 3 aydır da aşevinden yemek aldıklarını anlatan Habibe Dinç, merdiven silerek ve komşuların yardımıyla ayakta durmaya çalıştıklarını söylüyor. Dinç, “Dokuz aylık kira borcumuz var. Ne yapacağız bilmiyoruz. Üçüncü sınıftaki kızımı okuldan aldım. Para yok, okula nasıl göndereyim? Bir dilim ekmeğe muhtacız” diye konuşuyor.
Evsiz de geliyor aileyi geçindiren küçük çocuk da
SAİM Aksu, sadece “Evim yok. Burada karnımı doyuruyorum” diyebiliyor sonra hiçbir söyleyemeden uzaklara dalıyor. Annesi ve babası hasta olan Necdet Yıdızcan uzun zamandır Aşevi’nden yemek aldıklarını söylüyor. Babasının felç olduğunu anlatırken, ayakkabı boyayarak eve bir kaç kuruş götürebildiğini belirtiyor. Çavuşpaşa’da oturan 12 yaşındaki Engin Özge ise okula gitmeden önce gelip ailenin karnını doyuracağı yemekleri alıp evlerine götürüyor. Sanki bütün çocukların yaptığı çok doğal bir şeyi yapıyormuş gibi “Hep ben geliyorum yemek almaya. Çok eskiden beri yemek alıyoruz. Babam çalışmıyor. 6 kardeşiz” diyor.
Bir oğlum poğaça satıp kardeşini okutuyor
“ANNE başını hangi taşa vursun” diye söze giriyor Müzeyyen Sözbir. Eşinden ayrılmış. Kirayı ödeyemiyor. Bir oğlu üniversiteye gidiyormuş, öbür oğlu ise poğaça imalatında çalışarak kardeşinin eğitim almasını sağlamaya çalışıyormuş ama işten çıkarılmış. “Hiçbir şeye yetişemedim” diyor Müzeyyen Sözbir, “Hiçbir şey tam olmadı. Hep eksiklik, hep yoksulluk. Oğlan telefon açıp bir şeyler istiyor; alamıyoruz.” Pekçok kadın işsizlikten, yoksulluktan, açlıktan yakınıyor.
Son Dakika › Güncel › Yoksul, Tefecinin Eline Düştü, Emekli Öğretmenler Bile Aşevine Muhtaç Kaldı - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.