Trenimiz Amasya’dan Samsun’a doğru yola çıktığında hava kararmıştı. Yeşilırmak üzerinde binlerce yıldır yükselen ve bugün başarıyla ışıklandırılmış kral mezarları ve kalenin yanından geçti trenimiz; tarihin ışıklarıyla kendi ışıklarını kaynaştırarak veda etti
Şimdi Samsun’dayız. Bugün pazar. Samsunluların çoğu denize ya da pikniğe gitmiş gibi görünüyor. Ama yine de trenimizin konuklarının sayısı az değil.
Özellikle Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu’nun yuvalarında kalan çocuk ve gençler, en özel konuklarımız. Bir kısmı Af Örgütü’nün insan hakları atölyelerine ilgi gösteriyor. Eğitmenler fazlasıyla hassas buldukları küçüklere ulaşmakta biraz zorluk çekiyorlar ama asıl zorluk, yuva görevlileri onları 14.30’da başlayacak Akbank Çocuk Tiyatrosu oyununa kadar bekletmek istemediklerinde yaşanıyor.
Valinin çocuk sevgisi
Tiyatro ekibinden Hayrettin Aslan ile hocaları ikna edemiyoruz. Çocukları toplayıp götürüyorlar. Biz üzülüyor, kızıyoruz. Neyse ki Samsun Valisi Hasan Basri Güzeloğlu yardımımıza koşuyor ve çocukların tekrar gara getirilmesini sağlıyor. "Çocuklar bu etkinlikleri istemiyor, çok var bu etkinliklerden, olmasa daha iyi" diyen yuva öğretmenlerinin aksine Vali Güzeloğlu, trenin önemine dikkat çekiyor. Unutulmuş iki şeyi, insan haklarını ve treni birlikte gündeme getirdiğimiz için bizi tebrik ediyor.
Valilikle diyaloğumuz bununla da kalmıyor; Hürriyet’in Aile İçi Şiddete Son Kampanyası çerçevesinde İstanbul Valiliği’yle ortaklaşa açtığımız Acil Yardım Hattı çalışmalarının Samsun’da da başlatılabilmesi için işbirliği anlaşması yapıyoruz trenin salon vagonundaki toplantı odasında.
Eşitliği uygulayabilmek
Derya Durmaz’ın gar bekleme salonunda yaptığı insan hakları eğitimine ise valilik yetkilileri, öğrenciler, hatta çocuklu anneler katılıyor. Derya’ın kaydettiği kimi ilginç görüşler şöyle: "İnsan hakları kulağa hoş, uygulamada boş gelir", "Eşitlik eşitlik diyoruz, eşitsizlik içinde yaşıyoruz", "Kendimiz uyguluyor muyuz ki başkasından bekliyoruz?.."
Ve eğitim öncesinden bir enstantane: Derya’nın eğitime hazırlanırken astığı bir polis "müdahalesi" fotoğrafı, onu uzaktan izleyen bir polis memurunun canını sıkıyor: "Bizi kötü temsil eden fotoğrafları niye asıyorsunuz?" diye soruyor. Derya’nın "Sizi kötü temsil eden fotoğraf değil, o polisin ölçüsüz şiddeti" cevabına tepkisi ilginç: "O da kimbilir ne yapmıştır ki bu muameleyi görüyor!.." İşte Hürriyet Hakkımızdır trenine neden ihtiyaç duyduğumuzun resmi!
Sürpriz konuğumuz
Trenimizin bir de sürpriz konuğu var. Öğleden sonra ofis vagonumuza "Ben Murat Dölek, size bir hediye getirdim" diyen biri giriyor. Hediyemiz, Dölek’in trenle tüm Türkiye’yi dolaştırmamızı istediği bir "tahta yürek." Samsun’daki atölyesinde ahşap çalışmalar yapan Dölek, "nesnelerin boşalan dünyasına ahşaptan anlamlar katmak" amacıyla başlamış bu çalışmaya. Her yontunun binbir lisanla yazılmış uzun bir şiir olduğunu söylüyor. Tahtadan da olsa "sahibinden az kullanılmış bir yüreği" (Ali Erdoğan) ile "haneniz duvarına bir yadigár" (Turgay Nar) olarak veriyor.
Dölek’i birine benzetiyoruz ama çıkaramıyoruz. Vagondan indikten kısa bir süre sonra çığlık çığlığa hatırlıyoruz. O Parmaklıklar Ardında dizisinde çok başarılı bir şekilde Yakup’u canlandıran kişi. Evet, onu dinleyeceğiz; tahtadan kırmızı kalbimizi, tüm Türkiye’de doldura doldura İstanbul’a götüreceğiz.
Son Dakika › Güncel › Kırmızı Renkli Tahtadan Yürek - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.