Erzincan Barosu Başkanı Avukat Can Tekin 5 Nisan Avukatlar günü ve
2-8
Nisan Avukatlar Haftası dolayısıyla bir açıklama yaptı.
Tekin açıklamasında; "İlk kez 05 Nisan 1958 tarihinde İzmir'de Türkiye Barolarından gelen temsilcilerin "Türkiye Avukatlar Birliği" statüsünün hazırlanması toplantısında getirilen öneri üzerine 5 Nisan'ın avukatlar günü olarak kutlanması kabul edilmiş, 15/16 Mayıs 1987 tarihinde Tekirdağ'da yapılan Türkiye Barolar Birliği genel kurul toplantısında bu tarihin avukatlar günü olarak kutlanmasına karar verilmiştir.2011 yılından itibaren de Türkiye Barolar Birliğinin aldığı kararla, 5 Nisan Avukatlar gününü de içine alan hafta
"Avukatlar Haftası" olarak kutlanacaktır.Barolar sadece avukatların meslek örgütleri, avukatlık sadece bir meslek
değildirler. Yasalarla verilmiş insan haklarını savunma ve koruma, hukuksuzluklara karşı çıkma fonksiyonu ve görevi de bulunmaktadır. Bu nedenle avukatlar bir kamu hizmeti yapmaktadır barolar
bir kamu hizmet kurumudur. Bir devleti meşru kılan adalettir, adaleti meşru kılan savunmadır. Bir ulusun yüksek değerlere sahip demokrasi ile yönetildiğinin ölçüsü avukatlık mesleğine
verilen önem ve değer ile ölçülür.Kanunlarla avukatlığın
"Yargının Kurucu Unsuru" olduğu tespit
edilerek,evrensel hukukta yer alan bu prensip iç hukukumuzda da teyit edilmiştir. Bu prensip,
"herkes için adalet, adalet için avukat" düşüncesini de içinde taşımaktadır. Yargının kurucu unsuru olmak, savunmasız bir yargının düşünülemeyeceğini göstermektedir. Yargının tüm kurucu unsurları ; İddia-savunma ve muhakeme bir diyalektik formülün çatışan parçalarıdır ancak savcı-avukat ve hakimler bu diyalektikte adaletin tecellisi için karşı karşıya gelirler; yoksa bunlar birbirlerinin düşmanı ve hatta rakibi değildirler.Evrensel hukuk ilkelerinin ülkemizde tam anlamıyla yerleşmesinde,bu ilkelerin gerçek anlamda içselleştirilmesinde
halkın hukuk bilincinin,adalet bilincinin oluşmasında
Avukatlara çok büyük
görevler ve sorumluluklar
düşmektedir. Avukatlar olarak biz bu sorumluluğu yerine getiremezsek, gelecek nesiller karşısında mahcup oluruz.Savunmayı temsil eden avukatların
taşıdığı
onurlu görev
kendilerine, aynı zamanda
böyle bir tarihi misyon da vermektedir. Avukat, sadece kendi rızkıyla meşgul,para kazanmayı amaç edinmiş kişi değildir.
Kutsal savunma mesleğini yapan,zulmün
ve haksızlıkların karşısında
yer almayı kendisine meslek edinen kişidir. Avukatın olmadığı yerde adalet olmaz.Beccaria'nın meşhur "Suçlar ve Cezalar" kitabının kapağına dercedilen bir hadiste İslam Peygamberi şöyle buyurur "Bir saat icrayı adalet, altmış senelik ibadetten hayırlıdır" Gerçekten de adaletle hükmetmenin öneminin
kültürümüzde derin izleri bulunmaktadır. Günümüzde adalet saraylarının kapılarını süsleyen "adalet mülkün temelidir" özdeyişinin izlerini,
takip edersek, adalet düşüncesinin kültür ve geleneğ imizdeki sürekliliğini görebiliriz.Her insan gibi hukukçular da hata yapmaktadırlar, bazen de büyük hatalar.Doktorun
hatası insanın
hayatına mal olmakta, mühendisin hatası binada insanların
ölmesine
neden olmakta ; ancak hukukçuların hataları bir ülkenin bugününü olduğu kadar yarınlarını da mahvetmekte,felaketine zemin hazırlamaktadır.Kimi zaman hukuk ve hukukçular hukukun ayaklar altına alındığı müdahalelere zemin hazırlamışlar; o günü perişan etmekle kalmamış hazırladıkları anayasalarla geleceği de karartmış
; tutum ve davranışlarıyla evrensel hukuk ilkelerine aykırı yasa ve eylemleri
meşru hale getirmişlerdir, hep sözü edilen ancak bir türlü erişilemeyen muasır medeniyet seviyesine çıkmak yolunda dağ gibi engelleri milletimizin önüne koymuşlardır."Birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan bu günlerde…" diye başlayan cümlelerle özgürlüklerin ertelenmesinde, demokrasi kültürünün kemale erememesinde,evrensel insan hakları ilkelerinin bu topraklarda yeşermemesinde en büyük pay -bir özeleştiri olarak zikredelim ki- biz hukukçularındır. Zira hukuk bizlerin elinde, bir türlü özgürlüklere esas olamamış tam tersine kişi hürriyetlerinin prangası olarak kullanılmıştır. Özel durum ve şartlar bahane edilerek, anayasamız "amayasa" haline gelmiş, adil yargılanmanın teminatı olan
evrensel ilke ve hakları
hep ıskalanmış,çağdaş normlar uygulanamamıştır.12 Haziran 1776 tarihinde deklare edilen Virginia Haklar Bildirgesinde: "Bir devlet görevlisi veya savcı tarafından, suçu artık açık bir şekilde tanımlanmadığı sürece evinde arama yapılması ve kişinin tutuklanması çok elimdir ve baskı demektir. Bu tür eylemlere izin verilmemelidir" denilmektedir.1776 da ifade edilen bu anlayış çok daha önceleri, İngiltere'de "Habeas Corpus" ilkesi olarak zikredilmiş ve tarihe geçmiştir. Latince olan bu kavram "kişinin huzura çıkmasına müsaade et" anlamındaki "habeas corpus" emridir. Öz olarak habeas Corpus, tutuklu bireyin hakim karşısına çıktığında tutukluğunun sürmesini gerektirir yeni bir durum yoksa serbest bırakılmasını garanti eder, ayrıca tutukluluk halinin gözden geçirilmesinde sanık serbest kalmak için bir şeyleri ispat etmek zorunda değildir tam tersine mahkeme, sanığın tutuklu kalmasını gerektirir somut delilleri ortaya koymak durumundadır.Adaletin amacı, insanların temel hak ve hürriyetlerini korumaktır. Adaletin insan için olduğunun hiçbir zaman unutulmaması gerekir. Bu nedenle, yargılamada bu temel özelliğin göz önüne alınması ve şüphelilerin ceza almadığı sürece, suçsuz olduğu düşünülerek tutukluluk sürelerinin infaza dönüştürülmemesi gerekir. Oysa halen ülkemizde tutuklama son derece yaygın ve keyfi uygulanmaktadır.Bir Latin atasözünde "Adalet Erdemlerin Kraliçesidir" denmiştir.Hatasını kabul etmek ve bu hatadan dönme de bir erdem olduğuna göre önümüzdeki zaman dilimi, Türk Hukuk Sistemini, -insanlık aleminin yüzyıllar önce keşfedip tatbik edegeldiği - evrensel prensiplere uygun hale getirmek için bir fırsat olarak görülmelidir. Bu bağlamda sadece az önce belirttiğimiz tutuklama kurumunun evrensel hukuk ilkelerine göre düzenlenmesiyle
yetinilmemelidir. Yargı reformu bir an önce hayata geçirilerek evrensel hukuk ilkeleri içselleştirilmelidir. Bu
anlamda, geniş bir mutabakatla
kabul edilen
yeni,çağdaş, sivil anayasaya
ve yargı reformuna
katkı vermek biz hukukçuların görevi olduğu kadar geçmiş hatalarımızın bağışlanması için de bir kefaret olmak durumundadır.Avukatlar asla ve asla daha güzel bir Tür kiye özleminden vazgeçmeyecektir. Daha aydınlık bir Türkiye özleminden vazgeçmeyecektir. Savundukları değerlerden vazgeçmeyecektir. Söyleye söyleye yorulsa, gene de hiçbir şey iyileşmese, her şey daha kötüye de gitse bu özlemlerinden vazgeçmeyecektir.Anayasa'da öngörülen demokrasinin, insan haklarının, hukukun üstünlüğünün, adil yargılanma hakkı ve hukuk devleti ilkelerinin bir an önce tam ve eksiksiz olarak hayata geçirilmesi arzusuyla tüm meslektaşlarımın
avukatlar haftasını kutluyor
hepinize saygılar sunuyorum." ifadelerine yer verdi. - ERZİNCAN
Son Dakika › Yerel › Baro Başkanı Tekin'den Avukatlar Haftası Açıklaması - Son Dakika
Masaüstü bildirimlerimize izin vererek en son haberleri, analizleri ve derinlemesine içerikleri hemen öğrenin.